09 Mart '02
Sayı: 09 (49)


  Kızıl Bayrak'tan
  8 Mart'ın tarihsel anlamı ve güncel çağrısı
  Amerika Ortadoğu'dan defol!
  Herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi!
  İşsizliğe çözüm sermayeden beklenemez
  Kürt halkını manevi yönden tümüyle bitirmek istiyorlar
  ABD tekellerine taşeronluk, sömürüde serbestlik!
  Sendikal ihaneti boşa çıkaralım!
  Eğitim-Sen Genel Kurulu ...
  "Emeğin korunması" uğruna mücadelenin anlamı ve önemi
  Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nü coşkuyla kutladık
  Lenin'le kadın sorunu üzerine
  "Kadının asıl amacı sosyalizmi kurmak olmalıdır"
  Pişmanlık yasası!..
  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün düşündürdükleri...
  Afganistan'da başsız dolaşan gövdeler!
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Sermaye devleti pişmanlık yasasını yeni bir kapsamda yeniden yürürlüğe sokuyor...

Kürt hareketini manevi yönden
tümüyle bitirmek istiyorlar

Ecevit hükümeti yeni bir pişmanlık yasası için hazırlıklarını sürdürüyor. Geçtiğimiz hafta gündeme getirilen yasa, burjuva basında, lider kadroları kapsayıp kapsamayacağı tartışmalarına konu edildi. Adalet Bakanı’nın kapsaması yönündeki açıklamasına Ecevit bunu içine sindiremeyeceği biçimindeki sözleriyle karşılık verdi. Bir kez daha düzen cephesinde bir orta oyunu sahneleniyor. Pişmanlık yasasının hedeflenen sonuçlarına ulaşmasına zemin hazırlanmaya, etkisi güçlendirilmeye çalışılıyor.

Pişmanlık yasası özünde bireyin uğrunda mücadele ettiği değerlere karşı düşmanlaşmasını hedeflemektedir. Bu, Adalet Bakanı’nın son açıklamalarından birinde tanımladığı gibi, bireyin “aktif nedamet duygusu” ile düşmanına teslim olmasıdır.

Pişmanlık yasası sermaye devletinin Kürt ulusal hareketine karşı geçmişten bugüne kullandığı bir silah olageldi. Amaçlanan, hareket içerisindeki zayıf unsurları itirafçılaştırarak ona karşı kullanmak, böylece onu zayıflatmaktı. Pişmanlık yasaları hep faşist terörün yoğunlaştığı dönemleri önceledi. Faşist terör zayıf unsurların çözülmesi işlevini görürken, pişmanlık yasası da çözülenlere kanal açıp teşvik ediyordu.

Belli güçlerin itirafçılaşmasına karşın sermaye devleti bu dönemde amacına ulaşamadı. İtirafçılaşanlar sınırlı sayıda kaldığı gibi, itirafçılaşmaya karşı verilen tepki hareketi daha da güçlendirdi. Mücadelenin düzene karşı devrimci bir mecrada ilerlediği koşullarda, itirafçılaştırma çabası bireysel sonuçların ötesinde etkili olamadı.

Öcalan’ın yakalanmasıyla birlikte girilen süreç biliniyor. İtirafçılık bizzat Öcalan tarafından savunularak bir çizgi haline getirildi. Öcalan’ın İmralı savunmaları baştan aşağı bir pişmanlık belgesidir. İmralı savunmalarıyla uğruna büyük bedeller ödenen ideallere sırt çevrilmiş, bu ideallerin ve uğruna ödenen bedellerin anlamsızlığı üzerine düzen cephesinden ve cephaneliğinden aktif bir saldırı başlatılmıştır.

Sermaye devleti aynı dönemde bir pişmanlık yasası çıkartarak, bu çizginin meyvelerini toplamayı amaçlamıştı. Teslimiyetin öncülüğünü yapanlar başlangıçta “pişmanlık yasasının aftan farkı yok” deseler de, PKK saflarında bu yasanın adından dahi duyulan tiksinti nedeniyle bir süre sonra çarkettiler. Ardından bu kez teslim olmanın karşılığı olarak genel af istemini öne sürdüler. Bu istem de özünde pişmanlık yasasından farklı değildi. Çünkü teslimiyetçi platform tarafından kayıtsız şartsız olarak ilerletilen teslimiyet sürecinin sona ulaştırılması için yegane koşul olarak ileri sürülüyordu. Yani siyasal anlamda pişmanlıktan milim sapılmıyor, sadece bu yasanın adının dahi PKK saflarında yarattığı tiksinti (bu geçmişin önemli devrimci değerlerinden biridir) aşılmaya çalışılıyordu. Bu tutum oldukça özlü bir biçimde de dillendirildi: Siz yıllarca dağda kalmış, geçmişin değer yargılarıyla eğitilmiş gerillayı pişman olun diyerek dağdan indiremezsiniz.

Pişmanlık yasası ya da genel af, özünde bir suçun varlığının kabulüne dayanıyor. Birincisi, suçu işlemiş olanların devletin önünde diz çöküp ona sığınmasını, ikincisi ise suçlunun bağışlanmasını anlatmaktadır. Teslimiyet süreci bu ikisinin özlü biçimde bütünleştirilmesinden ibarettir. PKK pişman olduğunu kanıtlayarak devlete sığınacak, devlet PKK’nin pişmanlığına kanaat getirirse büyüklüğünü ispatlayarak onu affedecektir.

Teslimiyet platformu pişmanlığını kanıtlamak için bugüne kadar elinden geleni yapmıştır. Ancak sermaye devleti “aktif nedamet” ile onursuz bir diz çöküşü dayatmaktadır. Çünkü onun amacı mücadeleye ve geçmişe ait ne varsa silip atmak, geriye hiçbir moral değer bırakmamak, ulusal özgürlük için verilen 15 yıllık mücadeleyi bir kriminal suç olarak tarihe gömmektir.

Yapılan açıklamalara bakılırsa, sermaye devleti çıkartılacak pişmanlık yasasıyla geçmiştekileri aşan bir sonuç beklemektedir. Bunu güvenlik birimlerinin raporlarına dayanarak gerekçelendirmekte, ayrıca bunun yasa kapsamının PKK’nin lider kadrosunu içerecek biçimde genişletilmesiyle mümkün olabileceğini dillendirmektedir.

Bu hesapların özel dayanakları bilinmiyor. Ancak şurası açıktır ki, son PKK-PM kararları doğrultusunda hazırlıkları süren 8. Kongre, tam bir pişmanlık gösterisine dönüştürülecektir. Bir anlamda kendini kusmanın son noktası olacaktır. Bu durumda pişmanlık yasası da hedeflenen tüm pratik sonuçlara ulaşmak için uygun bir zemin kazanacaktır. Çünkü bu koşullarda dağda kalmanın (emperyalistlerin kurşun askeri olmak dışında) hiçbir maddi ve moral nedeni kalmayacaktır.

Bunun böyle yaşanacağı, bugün mevcut yasa hazırlıkları karşısında Kürt teslimiyetçileri cephesinden alınan tutuma bakılarak da görülebilir. Öyle ki, geçmişte pişmanlık yasasına karşı “bu yasa kabul edilemez, pişmanlığın adı dahi onur kırıcıdır” diyen Kürt basınında mevcut yasa hazırlıklarına karşı çıkan tek satır bulmak mümkün değildir.

Kürt halkı, ulusal özgürlük mücadelesine ve bu uğurda büyük bedellerle yaratılmış değerlere sırtını dönmüş olan Öcalan ve onun teslimiyet platformuyla yollarını ayırmak durumundadır. Çünkü bu çizgi kendini yadsıma ve kusma çizgisidir. Bu çizgi geçmişini inkar çizgisidir.

Kürt halkı, ulusal eşitlik ve özgürlük için büyük bedeller ödediği mücadelenin tüm olumlu değerlerine sahip çıkmalı, tasfiyesine izin vermemelidir. Bunun yolu ise Türkiye işçi sınıfı ve emekçileriyle kader birliği yapmaktan, düzene karşı işçi sınıfının devrimci programı rehberliğinde mücadeleyi yükseltmekten geçiyor.



Sümer Holding işçilerinden eylem

Sermaye devleti Sümer Holding’e bağlı işletmeleri tasfiye edebilmek için durmadan yeni yollar deniyor. Özelleştirilmesi bazı işletmelerdeki işçilerin kararlı mücadelesiyle bugüne kadar engellenen Sümer Holding’de şimdi de ücretli izin saldırısı devreye sokuldu.

Sümer Holding’in zamanında özelleştirilememesinin devlete 15 yıllık maliyetinin 1.7 milyar dolar olduğunu savunan genel müdür, Sümer Holding için “bıraksalar 1.5 yılda özelleştiririm” diyor. Daha önce kuruma bağlı bir çok işletmede işçiler “sipariş yok” gerekçesiyle izine gönderilmişti. Kuruma bağlı Bakırköy fabrikasındaki işçilere ise genel müdür Kadir Kanat tarafından süresiz ücretli izin teklifi getirildi.

Genel müdürün “siz evinizde oturun, maaşınızı almaya devam edin” teklifine karşı Bakırköy Sümer Holding işçileri 6 Mart’ta işyerinin önünde bir eylem gerçekleştirdiler. “Sümer Holding Genel Müdürün değil halkındır”, “Ahlaksız teklifi reddiyoruz”, “Haksız para değil üretmek istiyoruz” dövizleri taşıyarak yürüyüşe geçen işçiler, genel müdürün teklifini kabul etmeyeceklerini, kimseye “işçiler yattıkları yerden para alıyor” dedirtmeyeceklerini belirttiler ve üretmek için iş istediler.

Bakırköy Sümer Holding işçileri şimdiye kadar saldırılara karşı seslerini yükseltmekte tereddüt etmediler. Bu nedenle de özelleştirmeci genel müdürün öncelikli hedefi durumundalar. Kamuda tasfiye ve özelleştirme saldırısının püskürtülmesi için Bakırköy Sümer Holding işçilerinin mücadeleci tutumunu sahiplenmek, benzer örneklerin çoğalması için çaba göstermek gerekiyor.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul