08 Aralık '01
Sayı: 38


  Kızıl Bayrak'tan
  AB, ABD ve Türkiye
  "Terörle mücadele" bahanesiyle Filistin halkına kapsamlı kuşatma ve saldırı
  İşgal suçtur, caniliktir
  Ekonomide daralma ve kitlesel yoksullaşma
  Yoğunlaşan devlet terörü ve hedefleri
  Emperyalist savaşın yeni hedefi Irak
  Zor dönem zorlu görevler
  1 Aralık eylemleri ışığında sınıf hareketinin imkan ve ihtiyaçları
  1 Aralık eylemleri
  ABD'ye destek halklara ihanettir
  Devlet bastırıyor, İmralı Partisi yalvarıyor!
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

Özveriyle harcanan hiçbir emek boşa gitmez...

Başta örgütsüzleştirme saldırısına karşı olmak üzere hak gasplarına, işten atılmalara vb. saldırılara karşı direnişe geçen ve 6 aylık grev sürecinden sonra işçilerin ortak görüşü sonucu patronla yapılan anlaşma üzerine 16 Kasım’da bitirilen Aymasan direnişinden, sınıfın örgütsüz bölüğü olarak biz işçiler dersler çıkarmaya devam edeceğiz.

“Her direniş bir okuldur” diyen direnişçi bir Aymasan işçisi dostumuz, samimi düşünceleriyle, yaşanılan süreci eleştirel bir bakışla değerlendirmiş. Direniş sürecini başından itibaren takip eden bizler düşüncemizi SY Kızıl Bayrak aracılığıyla emekçi dostlarımızla paylaşmak istedik.

Hem ülke genelinde hem de bölgede yaşanan işten çıkarmaların, örgütsüzleştirme saldırısının yoğun yaşandığı bir dönemde direniş yolunu seçerek hakkınızı öyle kolayından yedirmeyeceğinizi ispatladınız. En önemlisi de, sessizlik ortamında bir kıvılcım saçarak onurlu bir örnek oldunuz sınıf kardeşlerinize.

Sınıf hareketinin geri olduğu koşullarda çoğu mevzi direnişin yaşadığı sorunlarla yüzyüze kaldınız. Kolektif çalışmada yaşanan sorunlar, direnişin hedef ve planlanmasında yaşanan boşluklar, sınıf dayanışmasının zayıflaması, maddi sorunlar vb. Bu sorunların bir kısmının yaşanması normal olabilir. İşçilerin bilinç düzeyi bir anda gelişmiyor. Ya da en gelişmiş olanı bile pratikte tez elden uygulanamıyor. Aymasan direnişini örnek alırsak; sorunları ve deneyimleriyle işçi sınıfı mücadelesine onurlu bir deneyim bırakmıştır.

Aynı sürecin içinde, Aktif ve Göktaş işçileri de, salt sendikalı oldukları için işveren tarafından işten atılmış ve bunun üzerine direnişe geçmişlerdir.

Ben son üç yıl içinde yaşanan mevzi direnişlerin seslerini geniş kitleye duyurmayı başardığını, destek gördüğünü duymadım. Sınıf dostlarıyla bu kadar yakından tanışmış olmalarına rağmen, kimin dost kimin düşman olduğunu kendi deneyimleriyle yaşayarak görmüşlerdir.

Sermaye devleti ve patronlar, işçileri komünistlerden ve devrimcilerden uzak tutmaya çalışır, onları işçilere karşı terörist, bölücü olarak tanıtırlar. Aymasan işçileri de onca baskıyı, gözaltıyı, tehdidi bunun için yaşadılar. Ziyaretçi dostlarının aynı şekilde gözaltına alınması da böyle bir baskı kurmak içindir.

Zaafları ve deneyimiyle birlikte, Aymasan direnişinden olumlu şeyler öğrenmek, ondan dersler çıkarmakla mümkündür. Yaşamımızda hata ve eksiklerimizden çıkardığımız derslerle onları bir daha tekrarlamamayı öğrendiğimiz gibi. ...

Direne direne kazanacağız !

Bir işçi/İstanbul



Kültür emperyalizmi...

Kültür emperyalizmine değinmeden önce emperyalist sistemin amaç ve araçlarını irdelemekte yarar var.

Emperyalizm paraya ve kazanca endeksli bir sistemdir. Peki nasıl sağlar bu kazancını? Şüphesiz emperyalizmin temel besin kaynağı “tüketim”dir. Tüketim ne kadar fazla olursa kazanç da o kadar fazla olacaktır. Tüketimin en kârlısı ve en devamlısı ise kişisel tüketimdir. Yaşadığımız “modern” çağda süpermarketlerde göze en çok çarpanlar, tek kişilik, bir atımlık malzemeler değil midir? Emperyalizm insanı yalnızlaştırır, ben merkezci konuma getirir, paylaşımı bitirir. Neden bitirmesin ki? Bitirmezse kime satacak bu tek kişilik sanayi ürünlerini?

Emperyalizmin saltanatını sürdürebilmesi için en ideal birim olan “aile”ye gelince: Günümüzün modern konutları ailelerin birbirinden yalıtık, içine kapanık yaşayabileceği şekilde düzenlenmiştir. Bunun sebebi komşuluk değerlerini, yani yardımlaşmayı bitirmektir. Evdeki çalışma koşullarından memnun değilsek ilk düşündüğümüz şey, işleri komşularla birlikte yapmak değil, işi kolaylaştırıcı yeni aletler satın almaktır. Mesela evde testere lazım oldu, hiçbir komşusuyla görüşmeyen ve tanışmayan kişi komşusuna testere sormayacak, hemen gidip yeni bir testere satın alacak ve işi bittikten sonra da bir daha kullanmayacaktır. (Komşuları tanımamanın bir diğer sebebi de, burjuvazinin insanları saatlerce çalıştırıp asosyal bir konuma getirmesidir).

Aileler arası paylaşımın bitmesi kıskançlıkları da doğuracaktır. “Falan komşuda şu var, biz de neden yok?” veya “Filanca son model falanca almış, biz de alalım” gibi artık birçok ailede olağan duruma gelmiş tüketim krizleri kapitalist çarkın sadece ufak dişlileridir.

Şimdi de emperyalizmin kültürleri istila etmesine gelelim. Zaten emperyalisti emperyalist yapan biraz da bu özelliğidir. Yayılmasını sağlayacak en önemli etmense saldırdığı ülkenin kültürünü kendi yoz kültürüne benzetmesidir. Benzesin ki o toplum da özenti bir tüketim canavarına dönüşsün. Örnek mi, çok basit. Kafanızı sokağa çevirin, mutlaka gözünüze basit, aceleci, ruhsuz hamburgerleriyle bir “mak donald” çarpacaktır. Yapımı için onlarca ağaç katledilen kesekağıtlarında, sıkış sıkış ortamlarda saman tadı hamburgerleri tüketmektedir gençlerimiz. Emperyalistler sadece bu ülkede değil dünyanın dört bir yanından insanın damak zevkine hitap eden “yemek kültürü”müzü de bitirmiştir ne yazık ki!

Konunun diğer boyutu o hamburgercilerde asgari ücretin de altında çalıştırılan emekçi gençlerimiz! Kuru bir sigorta ve günde bir öğün yemeğe, saat başı ücrete yok pahasına saatlerce çalıştırılan gençlerimiz ne yazık ki emperyalizme uşaklık ettirilmektedir!

Tabii emperyalistler sadece yemek kültürümüzü ele geçirmedi. Tekstil alanında dünyada hatırı sayılır yere sahip bir ülkenin çocukları levis pantolonları giyiyor ve yazık ki bilgisiyle değil giyemediği levis pantolonlarıyla birbirini kıyaslıyor. Giyimimizden konuşmamıza ve hatta fikirlerimize kadar bize ait olan her “biz” artık emperyalist!

SY Kızıl Bayrak okuru/Konya



Savaş günlüğü

Çocuk çığlıkları yükseliyor uzakta değil
gönül gözüyle görmeye başlarsan eğer
göreceksin onları yanıbaşında

Öyle büyük gürültü ki çocuklar, sesinizi duyamıyorum, yanıma alamıyorum sizleri. Bir park vardı oralarda. Şuradaki yıkıntı ve ölülerin altına mı gizlediniz yoksa? Bir bahçe... Çocuklar oyun oynarlardı eskiden burada. Yoksa yine mi oyun oynuyorsunuz? Etraf cezaevlerine atılan bombalarla öyle karardı ki, körebe mi oynuyoruz sizlerle? Gözlerim bağlı, ellerim önde, el yordamıyla bulmaya çalışıyorum sizi. Dipsiz bir karanlık, uçurumdan aşağıya düşsem sesimi duymaz kimsecikler. Öylesine boşluktayım ki, attığım her adımda size yaklaşıyor muyum, yoksa sizden uzaklaşıyor muyum bilmiyorum? Ayaklarım götürüyor beni bir yerlere. Tıpkı beynimin beni geçmişe götürdüğü gibi. O zamanlar sizlerle oyunlar oynardık çocuklar. Gülen bir armut düşüverirdi soframıza. Kirazlar, ayvalar, kayısılar da katılırdı bize. Önce mini mini etekerini giyip çıkarlardı sahneye, rüzgar da eşlik ederdi oyunumuza. O kollarını indirip kaldırdıkça, çiçekler salınarak şarkılarını söylemeye başlarlardı. Çiçekler bir balerin edasıyla daldan dala konarlardı. Sonra da eteklerini çıkartırlardı. Kırmızı, turuncu ve sarı kostümleri kalırdı üstlerinde.

Oysa şimdi yeşil kostümlüler sahnede. İğnelerini batırıyorlar her yanıma. İçim sızım sızım sızlıyor. Neredesiniz diyor milyonlarca ses? Yürekleriniz ile kurtuluşun tek başına olmayacağı gerçeğini yanyana koyun. O zaman zırh olur bedenleriniz acılara ve zulümlere karşı.

Şu an sanki dünyanın tüm ezenleri biraraya gelmiş, sanki bizim taşrada ve Kürdistan’da bilinçsizce sürdürülen kan davaları misali, tüm işçi ve emekçi çocuklarına kan kusturmaktalar. Bir eve girip yediden yetmişe tüm aileyi yok eden zihniyet bunu bilinçli ve sistemli yapıyor. Çünkü o çocuklar büyüyüp, geleceğini ve ailesini aldığınızdan dolayı kendisinden hesap sormasın diye. Tüm işçi-emekçilerin ve ezilen halkların hesabını sormasın diye. Geleceğimiz olan çocuklara kıymayın diyen ozanın sesi bir bir kulağımızda çınlıyor: “Çocuklar şeker de yiyebilsinler.”

Tüm çocuklara ve çocukluğunu acı ve zulümle unutanlara... Gülsüman Dönmezler’in, Şenay Hanoğulları’nın çocukları nezdinde tüm çocuklara...

SY Kızıl Bayrak okuru/Kayseri