19 Nisan '03
Sayı: 15 (105)


  Kızıl Bayrak'tan
  1 Mayıs'ta mücadeleyi yükseltelim!
  Özelleştirme, taşeronlaştırma ve kölelik yasasına karşı 1 Mayıs'ta alanlara!
  Gerici diktatörler ve diktatörlükler halkı temsil edemezler!
  Yağma ve talan emperyalizmin özüdür
  Emperyalist saldırganlığın yeni hedefi Suriye!
  Irak halkı emperyalist işgal ve talana boyun eğmiyor!
  Emperyalist saldırganlık ve işgale karşı gösteriler sürüyor...
  Kan koklayıp kâr kokusu alan leş kargaları!..
  Emperyalizmle işbirliğinin sonu özgürlük değil, utanç verici bir köleliktir!
  Emperyalist savaş kartışı eylemlerden...
  Kamuda TİS süreci başladı...
  Emperyalizme karşı mücadelenin engelleri ve bağımsız devrimci sınıf çizgisi
  Savaş medyası işbaşında!
  Kim bu üç-beş insan!
  İstanbul Sendikalar Birliği toplantısı üzerine...
  ESK toplantısı yapıldı
  Bir PETKİM işçisinden çağrı: Özelleştirmeye karşı mücadeleyi yükseltelim!
  Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
  Dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  Devrimci kimlikte ısrar ve kimlikte erozyon!..
  Acele polis aranıyor
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Acele polis aranıyor

Bugün, bazen niyet ettiğim ‘tartışma çabası’na ara verip bir başka modelden söz edeyim.

Önce, bir iş ilanı:

‘ABD Dışişleri Bakanlığı, Uluslararası Narkotik ve Emniyet Dairesi adına, DynCorp şirketi, Irak’ta polis, adalet ve cezaevi hizmetlerinin yeniden kurulması yönündeki uluslararası girişime katılacak, uygun deneyim ve uzmanlığa sahip kişiler aramaktadır.

Adaylarda aranan şartlar şunlardır:

ABD vatandaşı olmaları,

İç güvenlik alanında 10 yıllık deneyime sahip bulunmaları,

Halihazırda bu tür işlerde çalışıyor ya da tercihen en fazla 3 yıl önce ayrılmış olmaları,

İngilizce anlaşabilecek seviyede bulunmaları,

Geçerli bir ABD ehliyetine sahip olmaları,

Temiz bir geçmişlerinin olması,

Sağlık durumlarının mükemmel seviyede bulunması,

Geçerli ABD pasaportlarının olması,

Özel yeteneklerinin bulunması.

Başvurular, ‘Irak (Askere) Katılma Merkezi, Uluslararası Polis Programı ve DynCorp’a yapılabilir.’

Bu girişimin içindeki Teksas merkezli ‘Uluslararası Polis Programı’ bu işi şöyle tanımlıyor:

‘Katılanlar büyük deneyim kazanır. Sorun çözme kabiliyetlerinin artışı, çok kültürlü bir ortamdaki ilişkiler ve dinamik bir çevrede çalışmış olmaları sayesinde, döndüklerinde, eski görevlerinde daha başarılı olur.’

***

‘Uluslararası’, hatta ‘İngilizce bilme’ ifadeleriyle ‘ABD vatandaşlığı’ şartının bir arada bulunma garabeti bir yana, bu ilan şu anlama geliyor:

DynCorp adında özel bir şirket, ABD yönetimi adına, Amerikalı polislerden, gardiyanlardan ve benzerlerinden küçük bir ordu oluşturup Irak’ın ‘içişleri’ni yürütmek üzere harekete geçmiş.

Savaş ile işgal, özgürlük ile sömürgeleştirme, demokrasi ile polis devleti, devlet kuvveti ile özel kuvvet, halkın kendi kaderini tayin etmesi ile ona dayatılması arasındaki farkları önemser misiniz, bilmem.

Ama, ‘Irak’ın özgürleştirilmesi’ ile ‘Irak’ın özelleştirilmesi’ arasındaki farka ilişkin küçük ama ciddi bir örnek karşınızda.

***

Bunun bir diğer anlamı da şu:

Birleşmiş Milletler’in yıllardır uluslararası hukuka aykırı ve çok tehlikeli bir uygulama olarak nitelendirdiği, her yıl raporlar hazırladığı ‘Mercenaries’, yani ‘paralı askerlik... Bir kamu işlevi olan güvenliğin özel şirketlere ve kişilere devri’, bir işgal operasyonu çerçevesinde, büyük bir ülkede resmileşmek üzere.

1946’da, Başkan Truman’ın da, savaşmış eski askerlere bir iş imkanı olarak kurulmasını teşvik ettiği DynCorp bugün ABD’nin en büyük 13’üncü ‘savunma, silahlanma’ şirketi.

Büyüklüğü, silah yapımından değil, silahlı kuvvetlere yaptığı hizmetlerden ve yurtdışı askeri faaliyetlerinden geliyor.

Savaş sonrası Bosna polis kuvvetlerine ilişkin ihaleyi de bu şirket almış, daha sonra, personelinin bu ülkede ‘seks trafiği’ yürüttüğü belirlenmiş, ancak bulundukları ülke yasaları karşısındaki dokunulmazlıklarıyla kurtulmuşlardı.

DynCorp, bugün Afganistan Devlet Başkanı Karzai’yi koruyan asıl güç. Şu sıradaki en ciddi operasyonlarından birini Kolombiya’da yürütüyor. Eski subay ve askerlerden oluşan kadrosuyla, Kolombiya’da uyuşturucu tarlalarını imhada görev yaparken bir yandan da, hükümet karşıtı gerillaları bombaladıkları da anlaşılıyor. Bu işin bedeli, 600 milyon dolar.

Ekvator köylüleri, 2001’de DynCorp aleyhine bir dava açtı ve şirketi, uyuşturucu üretimi ile mücadele sırasında kullandıkları ilaçlarla, kendi bitki örtülerini, hayvanlarını tahrip etmekle, hatta çocuk ölümlerine yol açmakla suçladı.

ABD yönetimi bu davayı ‘ABD’nin ulusal güvenliği ve dış politika hedefleri açısından çok riskli bulduğunu’ açıkladı.

Şirket personeli, ABD Başkanı’nın uçak ve helikopter filosundan (‘Air Force One’) da sorumlu.

***

Bunlar sadece ‘işbilirlik, etkinlik, verimlilik, uzmanlık, deneyim’ meselesi değil.

Güvenliğe, hukuka, adalete, ekonomiye, insana, başka ülkelere, hegemonyaya, uluslararası işbirliğine, demokrasiye, sorumluluğa, halklara ilişkin geniş bir tasavvur ve niyet yelpazesinin, dünyaya çarpan ‘polis’ tavrının, ‘polisiye’ tezahürlerinden sadece biri.

Anlamak için bazen manzaranın bütününü tartışmak, bazen de tek bir fırça darbesi üstünde durabilmek gerekiyor.

Umur Talu
(Star, 16 Nisan 2003)



Bir geçici bilanço

Irak’ta artık Amerikan bayrağı dalgalanıyor. Tüm dünya halklarında özellikle de Arap dünyasında büyük bir sarsıntı yaratan bu trajik “olayın” bu aşamasında durup, geçici bir bilanço çıkarmayı deneyebiliriz. Çünkü şu anda bir “kopuş noktasındaki” süreç birçok bilinmedik gelişmelere gebe...

Önce Irak

Tüm beklentilerin aksine Bağdat, “bir büyük isyan çığlığıyla değil bir soluk iç çekişle düştü”. Şimdi işgalcinin, Cenevre anlaşması gereğince kendisinden beklenen asgari can ve mal güvenliğini, uluslararası kuruluşları, konsoloslukları vb. koruma sorumluluğunu dahi göstermekten uzak umursamaz gözleri altında yaşanan yağma ve kaos var. Yıllardır büyük bir baskı ve sömürü altında yaşayan yoksulların, rejim düşer düşmez, kendilerinden esirgenen zenginlikleri yağma etmesini ayıplamanın ise hiçbir anlamı yok.

Diğer taraftan, Bağdat’ın birdenbire düşmesi, Tikrit’e saldırının gecikmesi, Saddam ile ABD arasında bir başka ihanet anlaşmasının yapılmış olabileceğini düşündürüyordu. Tahran Times’tan Pervez İsmaili’nin benzer bir yaklaşımı ayrıntılandıran yorumu da kuşkuların, giderek daha çok insan tarafından paylaşıldığını gösteriyor. Saddam’ın büyük heykeli devrilirken çekilen resimlerde görülen kimi şahıslarla Çelebi’nin korumaları arasındaki benzerlikler ise başka pis kokuların habercisiydi?

Şimdi Irak’ın, başına sırtlanların çöktüğü bir kadavraya dönüştüğünü söylemek abartılı olmaz. Müstakbel sömürge yönetimi kadrosuna bir göz atmak yeterli:

Irak’ı geçici olarak yönetmek üzere atanan Emekli General Jay Garner iki yıl önce İsrail strateji ve lobi örgütü JINSA ile içli dışlı, Pentagon ile silah şirketleri arasında aracılık yapan biri. Yeni Irak yönetiminde yer alması beklenen bir diğer kişi de eski CIA Başkanı Woolsey. Halen Perle’yle birlikte Savunma Politikası Paneli’nde oturuyor ve Wall Street Journal’ın işaret ettiği gibi gırtlağına kadar savunma ihaleleri içinde bir şahıs. Bir diğer özelliği de, şu sırada ABD ile Müslüman dünyası arasında bir IV. Dünya Savaşı yaşandığına inanıyor olması. Reuters’in bildirdiğine göre Bush yönetimi Irak petrollerinin yönetimini de “bir süre için”, Shell’in eski Yönetim Kurulu Başkanı Philip Carrol’a verecekmiş. Sözde Irak muhalefet lideri Çelebi ise Beyrut’ta banka hortumlamaktan yargılanmış e mahkum olmuş bir sahtekar.

Irak’ta sivil yönetim ve ekonomik istikrarın hayal olduğunu düşündüren bir neden daha var: Irak rejimi çöktükten sonra bile hiçbir kazanma umudu olmadığı halde, hafif silahlarla, ölene kadar savaşmaya devam eden Irak halkının bir kesimi, işgalin “travması” geçtikten sonra, bir başka tür direnişin gündeme gelebileceğini gösteriyor. ABD yanlısı Şii liderin bıçaklanması da önemli bir gelişme. Şimdi, Irak’ın yeni ve daha uzun bir sömürge savaşına gebe olduğu söylenebilir? İşgalci güçlerin de bunu engellemek için, Güney’de ve Bağdat’ta Şii Sünni, Kuzeyde Türk-Kürt-Iran çelişkilerini kaşımaları ve uzun süredir ulusal politika üretme inisiyatifini yitirmiş Türkiye yönetici sınıflarının da buna alet olmalarının olasılığı giderek güçleniyor. Görünen o ki, ABD’in bölge planları açısından asla vazgeçilemez bir ülke konumuna gelen Türkiye’nin yönetici sınıfı, bu özel ama geçici konjonktürden IMF boyunduruğundan kurtulmak ve bağımsız bir ulusal politika oluşturmak için faydalanamayacaktır.

Arap dünyası

Şu anda en büyük hayal kırıklığını Arap halkları yaşıyor. Batı’nın Haçlı Seferi’ni durdurmaya çalışan bir Modern Selahattin mertebesine yükseltilmeye çalışılan Saddam, hemen hiçbir direniş gösteremeden, muhteşem bir biçimde şehit olmadan Harun Reşit’in başkenti Bağdat’ı teslim etti. Buradan hareketle üç tespit yapılabilir. Birincisi: Demokratik ve halkçı olmayan, Saddam, Esat vb. türü bir ulusçuluk aslında fanteziden öteye gitmiyor, halkı harekete geçirerek ülkesini koruyamıyor.

İkincisi: Laik tonlu, modernist Arap ulusçuluğu ile radikal islam arasındaki diyafram artık delindi ve ortaya Batı’yı olduğu kadar bölgedeki Batı yanlısı rejimleri de hedef alan yeni bir karışım çıktı. Üçüncüsü: Buna bağlı olarak, Filistin ve Irak işgalini birbirine bağlayan bir siyasi şiddetin yükselmesi beklenebilir.

Avrupa

Fransa, Almanya ve Rusya’nın 11-12 Nisan’da St.Petersburg’da, ABD’nin Irak işgalinin etkilerinin nasıl sınırlandırılabileceğini, sürece bundan sonra dahil olmanın yollarını konuştukları zirve çok iyi bir gösterge. Fransa-Almanya ekseni bugün savaşı engelleyememiş, buna karşılık dünyaya Washington’ın Avrupa’nın bu kanadına gereksinimi olmadan iş yapabileceğini göstermiş olmanın sonuçlarına katlanmak durumunda. Bu açıdan bakınca Avrupa’nın bir jeopolitik krizin eşiğinde olduğu söylenebilir. Fransa, Almanya ve Rusya bundan sonra ABD’nin bölgedeki etkinliğini azaltmak için çabalayacak, ABD bunlara artık giderek artan bir güvensizlikle bakacaktır. İngiltere’nin Atlantik çatlağını kağıtla dahi olsa kapatma çabasının bu saatten sonra bir sonuç vermesiyse neredeyse olanaksız...

ABD

ABD bölgeye büyük bir askeri güç olarak yerleşti, İran ve Suriye ile sınırdaş hale geldi. Şimdi “sıra kimde” tartışması öne çıkıyor. Gelecek sene seçimler var. Bu koşullarda olağan bir hükümetin seçimlerden az önce ikinci bir savaşa girmesi beklenmez. Ancak ABD’de iktidarda “yeni muhafazakarlar” olarak bilinen bir kesim var. Bunlar Yahudi yazar Un Avnery’nin vurguladığı gibi, ABD’de bugün köktendinci Hıristiyanlarla aşırı sağcı Siyonistlerin ideolojik, askeri-sınai kompleksin ekonomik-siyasi etkisi altındalar. Bunların üstdüzey yöneticilerinin, Irak’ın işgalini; Arap dünyasında ABD’ye karşı durulamaz anlayışının pekişmesi ve bir domino etkisiyle bir seri rejimin daha devrilmesi, böylece gelecek 25 yılda ABD’nin küresel önderliğinin garanti altına alınması için başlangıç olarak gördüklerini, bu arad da çok büyük paralar kazanmayı planladıklarını biliyoruz.

Irak savaşının bu biçimde sonuçlanması yeni muhafazakar ekibin Washington’daki etkisini daha da arttırdı, benim bir süredir beklemekte olduğum, Avrupa’yı kazanma doğrultusunda bir ince ayar olasılığını şimdilik gündemden çıkarttı. Bu yüzden, bu ekibin önümüzdeki dönemde daha cüretli maceralara girişmesi, Suriye ve Kuzey Kore’nin hedef alınması olasılığı arttı. Kuzey Kore özellikle önemli. Çünkü, uzun menzilli balistik füzelere de sahip olan bu ülkenin bu temmuzdan itibaren ilk nükleer başlıklarını hizmete sürmesi bekleniyor.

Kısacası, ABD’nin Irak işgali bölgede büyük bir kırılma başlattı, adeta Pandora’nın kutusunu açarak kaos, kan, gözyaşı ve ölüm dinamiklerini harekete geçirdi...

Ergin Yıldızoğlu
(Cumhuriyet, 14 Nisan 2003)