19 Nisan '03
Sayı: 15 (105)


  Kızıl Bayrak'tan
  1 Mayıs'ta mücadeleyi yükseltelim!
  Özelleştirme, taşeronlaştırma ve kölelik yasasına karşı 1 Mayıs'ta alanlara!
  Gerici diktatörler ve diktatörlükler halkı temsil edemezler!
  Yağma ve talan emperyalizmin özüdür
  Emperyalist saldırganlığın yeni hedefi Suriye!
  Irak halkı emperyalist işgal ve talana boyun eğmiyor!
  Emperyalist saldırganlık ve işgale karşı gösteriler sürüyor...
  Kan koklayıp kâr kokusu alan leş kargaları!..
  Emperyalizmle işbirliğinin sonu özgürlük değil, utanç verici bir köleliktir!
  Emperyalist savaş kartışı eylemlerden...
  Kamuda TİS süreci başladı...
  Emperyalizme karşı mücadelenin engelleri ve bağımsız devrimci sınıf çizgisi
  Savaş medyası işbaşında!
  Kim bu üç-beş insan!
  İstanbul Sendikalar Birliği toplantısı üzerine...
  ESK toplantısı yapıldı
  Bir PETKİM işçisinden çağrı: Özelleştirmeye karşı mücadeleyi yükseltelim!
  Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
  Dünyada emperyalist savaş karşıtı eylemlerden...
  Devrimci kimlikte ısrar ve kimlikte erozyon!..
  Acele polis aranıyor
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Özelleştirme, taşeronlaştırma ve kölelik yasasına karşı

1 Mayıs’ta alanlara!

Kapitalist sistem tüm dünyada ve Türkiye’de büyük bir kriz yaşıyor. Sermaye sınıfı işçi ve emekçilere karşı saldırıları yoğunlaştırma yoluyla krizin çöküşe dönüşmesini engellemeye çalışıyor.

Bundan 20 yıl önce, sosyalizmin hayaleti bile sermayenin ödünü koparıyor, onu sınıfa dönük saldırıları yoğunlaştırmaktan alıkoyuyordu. Fakat bugün işçi sınıfı ve emekçilerin örgütsüz, güçlerinin dağınık olduğu koşullarda sermaye de meydanı boş buluyor. İşçi ve emekçilere, ezilen halklara dönük saldırı ve sömürü politikalarını pervasızca uyguluyor.

Özelleştirme ve taşeronlaştırma, pek çok ülkenin yanı sıra Türkiye’de de gündeme getirilen kapitalist sömürü politikalarının en önemlilerindendir. Özelleştirme, ülkenin zenginliklerinin emperyalizme ve işbirlikçi sermayeye peşkeş çekilmesi, işçi ve emekçilerin yıkıma uğratılması anlamına gelmektedir. Taşeronlaştırma uygulamaları ise işçi sınıfının sendikal örgütlenmesinin dağıtılması, işçilerin düşük ücrete, her türlü hak yoksunluğuna mahkum edilmesi sonuçlarına yol açmaktadır. Her iki saldırı politikası da ülkemizde yıllardan beri sistemli olarak uygulanmaktadır.

AKP hükümeti sermaye uşağı bir hükümet olduğunu kısa sürede ispatlamış, önceki hükümetler tarafından başlatılan işçi-emekçi düşmanı politikaları kararlılıkla uygulayacağını ilan etmiştir. Bu çerçevede İMF ile yeni bir saldırı takvimi konusunda anlaşmıştır. Sermayenin istediği kölelik yasasını bir an önce meclisten geçirme sözü vermiş ve kapsamlı bir özelleştirme programı açıklamıştır.

Özelleştirme saldırısı hız kazanıyor

Özelleştirme saldırısı en az 15 yıldır gündemde. Geçmiş hükümetler şimdiye kadar kamuya ait pek kurum ve kuruluşu özelleştirdiler, emperyalist tekellerin ve sermaye gruplarının yağmasına açtılar. Bunun sonucunda binlerce işçi sokağa atıldı. Atılmayanlar da büyük hak kayıplarına uğradılar. Özelleştirilen işyerlerindeki sendikal örgütlenmeler büyük ölçüde tasfiye edildi ya da zayıflatıldı. Özelleştirilen kuruluşlar eliyle yürütülen kamu hizmetlerinin kalitesi düştü, parayla satılan bu hizmetlerden işçi ve emekçilerin yararlanması imkansız hale geldi. Kısacası özelleştirme, hem toplumun bütünü, hem de buralarda çalışan işçi ve emekçiler için büyük bir yıkım anlamına geldi.

Şimdi AKP hükümeti özelleştirme saldırısına yeniden hız vermiş durumda. Şubat ayında kapsamlı bir özelleştirme takvimi açıklandı. 17 yılda yapılanın yarısı kadar özelleştirmenin bir yılda gerçekleştirileceği ilan edildi. Yakın vadede de hedefe PETKİM, TEKEL, SEKA ve limanlar gibi kamu kuruluşları konuldu. PETKİM için ihaleye çıkıldı. TEKEL’in özelleştirilmesi için Devlet Planlama Kurulu’ndan gerekli karar çıkartıldı ve ihaleye çıkmak için işlemler başlatıldı. SEKA’nın bir dizi işletmesinin (Afyon, Kastamonu, Balıkesir, Çaycuma işletmeleri) ve bazı limanların (Çeşme, Dikili, Kuşadası, Trabzon limanları) özelleştirme işlemleri tamamlandı. Bu işletme ve limanlar artık satın alan sermaye gruplarına devredilmeyi bekliyor.

Bunları TELEKOM ve enerji santralleri başta olmak üzere başkalarının da takip edeceğini, 2004 yılı sonuna kadar KİT’leri yağmaya açma işinin büyük ölçüde tamamlanacağını bizzat hükümet sözcüleri söylüyorlar.

Esneklik yasası taşeronlaştırmayı güvence altına alıyor

Taşeronlaştırma, farklı amaçlarla ve değişik biçimleriyle uzun yıllardır uygulanıyor. İşçilerin bir araya gelmesini ve mücadele etmesini zorlaştırmak için, işyerlerindeki mevcut sendikal örgütlenmeyi zayıflatmak ve tasfiye etmek için, toplusözleşme ve grev hakkının içini boşaltmak için, ucuz ve kuralsız bir şekilde işçi çalıştırabilmek için taşeronlaştırma ‘80’li yıllardan bu yana sistemli bir biçimde giderek yaygınlaştırıldı. Bugün en sıradan işletmede bile üretimin birçok aşaması taşeron şirketler eliyle gerçekleştiriliyor.

Sokaklar iş arayan insanlarla dolu. Ve bu insanlardan pek çoğu aç kalmaktansa en düşük ücret karşılığında, kölece koşullarda çalışmaya razı oluyorlar. Patronlar da bu çaresizlikten yararlanarak her alanda taşeron sistemine başvuruyorlar. Böylece hem ucuz işçi çalıştırmış oluyor, hem de kadrolu ve sendikalı işçiler üzerinde bu sayede basınç oluşturuyorlar. Kadrolu ve sendikalı işçiler, güvenecekleri bir örgütlülüğün de olmadığı koşullarda, işten atılma kaygısıyla haklarının gasp edilmesine, çalışma koşullarının ağırlaştırılmasına, satış sözleşmelerine vb. ses çıkartamıyorlar.

Bugünlerde yeniden meclise getirilmesi beklenen kölelik yasası, başka pek çok hak gaspının yanı sıra taşeron sistemine de hukuksal bir zemin kazandırıyor. Yasa çıktığı takdirde taşeron kullanmak işverenlerin yasal bir hakkı haline gelecek.

Özelleştirmeye ve taşeronlaştırmaya karşı
mücadele yükseltilmelidir!

Taşeronlaştırmaya yasal zemin sağlayacak, böylece de daha bir yaygınlaşmasının önünü açacak kölelik yasası önümüzdeki günlerde meclise gelecek. Hükümetin açıkladığı özelleştirme takvimi ise işlemeye başladı bile.

Bütün bu saldırılara karşı mücadelenin yükseltilmesi artık hiçbir biçimde ertelenemez görevler olarak önümüze çıkmış bulunuyor. İş Yasası’nın meclisten geçmesi engellenemez, özelleştirme saldırısı püskürtülemezse, bunun işçi sınıfı ve emekçilere maliyeti çok ağır olacaktır. İşçi ve emekçilerin sırtına yüklenecek faturanın ne ölçüde bir yıkıma yol açacağını yıllardır yaşanan deneyimler yeterli açıklıkta göstermektedir.

Bu saldırıların püskürtülmesinin tek yolu işçi ve emekçilerin dişe diş bir mücadele örgütlemesidir. Sendikal ihanet çetelerinden ya da başka birilerinden bizi kurtarmalarını beklemek boşunadır. Ne yapılacaksa doğrudan doğruya tabandaki işçi ve emekçiler tarafından yapılacaktır. Ne yapılacaksa fabrikalardaki, işyerlerindeki öncü, devrimci işçi ve emekçiler yapacak; mücadeleyi bunlar örgütleyecek, bunlar yönetecektir. Öncü işçi ve emekçiler kendilerine ve sınıflarına güvenmeli, mücadelenin yükünü omuzlamak için öne çıkmalıdırlar.

PETKİM ve TEKEL işçilerinin özelleştirme saldırısına karşı duruşları bu bakımdan çok önemlidir. Her iki işletmede de işçiler özelleştirmeye karşı direneceklerini ilan etmişlerdir. Dahası satın almak için işyerlerini görmeye gelen yağmacıları fabrikalarına sokmamışlardır. Bu bakımdan geçtiğimiz yıllarda enerji santrallerinde ortaya konulan ve sermayeye geri adım attıran özelleştirmeye karşı direniş bayrağına sahip çıktıklarını göstermişlerdir.

Bu tutumu geliştirip güçlendirmek nasıl ki PETKİM ve TEKEL işçilerinin sorumluluğuysa, bu mücadeleye eylemli destek vermek de tüm işçi ve emekçilerin görevidir. PETKİM ve TEKEL işçilerinin direnişi işçi sınıfının direnişi olacaktır. Kazanırlarsa işçi sınıfı da kazanacak, yenilirlerse işçi sınıfı da yenilmiş olacaktır.

1 Mayıs mücadeleyi yükseltmek için bir olanaktır!

İşçi ve emekçiler 1 Mayıs’ta alabildiğine güçlü, görkemli gösteriler düzenleyerek emperyalizme ve işbirlikçi sermayeye meydanın sandıkları gibi boş olmadığını göstermelidirler. Unutulmamalıdır ki, 1 Mayıs gösterileri, saldırılara karşı sınıfın tepkisinin ve mücadele kararlılığının da göstergesi olacaktır.

1 Mayıs sınıf ve emekçi hareketinin kabuğunu kırması, sermayeye karşı sesini yükseltmesi için bir olanaktır. Bu olanak en iyi şekilde değerlendirilmelidir. 1 Mayıs alanları işçi ve emekçiler tarafından, fakat özellikle de bugün özelleştirme saldırısının doğrudan muhatabı olan sınıf bölükleri tarafından doldurulmalıdır.

Özelleştirmeye ve taşeronlaştırmaya karşı,
“Kölelik yasası”na karşı 1 Mayıs’ta alanlara!