15 Mart '03
Sayı: 10 (100)


  Kızıl Bayrak'tan
  Savaşa karşı sınıf savaşını yükseltelim!
  Amerikancı generaller sayesinde Türkiye işgal ediliyor!
  Sermaye ordusu ve hükümeti ABD emperyalizmine hizmette sınır tanımıyor...
  Siirt seçimlerinin gösterdikleri
  BM’nin Kıbrıs planı rafa kaldırıldı
  Kitlesel işçi kıyımları başladı...
  Bıçakçılar fabrikası işçileri bıçak sırtında!
  İstanbul Sendika Şubeleri toplantısı üzerine...
  İstanbul Sendika Şubeleri toplantısı yapıldı
  İstanbul Sendika Şubeleri toplantısında işyeri ve şube temsilcilerinin yaptığı konuşmalardan...
  “Emperyalist savaşa geçit vermeyeceğiz!”
  Dünya egemenliğine oynayan ABD emperyalizmi yenilmeye mahkumdur!
  Savaşın getirdiklerine farklı bir bakış
  Emperyalist savaş karşıtı eylemler sürüyor...
  ABD-İngiliz savaş koalisyonunun sahtekarlığı belgelendi
  Filistin emperyalist/siyonist kıskaç altında
  İşgale karşı durma ve ulusal bir stratejide buluşmanın sorunları
  8 Mart etkinliklerinden...
  8 Mart etkinliklerinden...
  Fildişi Kıyısı'nda iktidar mücadelesi ve emperyalist müdahale
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi bülteninden...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  DİSK Bölge Temsilciler Kurulu yapıldı
  "Irak fayı" küresel depremi tetikler mi?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
8 Mart ve deri fabrikasında kadın olmak!

Sömürü koşullarının çok ağır ve pervasızca yaşandığı deri sektöründe, bir de kadın işçi olarak çalışmak çok daha yoğun sömürünün yaşandığı anlamına geliyor. Patronun baskıları, ustanın tacizleri, insan yerine konulmaması, varlığınıın hiçe sayılması, hiçbir şekilde söz hakkının olmaması, yaşananlarını en yoğunu. Kadının yalnızca bir meta olarak görüldüğü bir ortamda işe başladığımız ilk andan itibaren tacizlere ve baskılara maruz kalıyoruz. Sistemin aşıladığı yoz kültür ne yazık ki erkek işçi arkadaşlarımızda da egemen bir davranış.

Tabii ki deri fabrikalarının kapıları her kadın işçiye de açık değil, dışarıda büyük bir işsizler ordusu da varken, patronlar tercihini, bekar, belli bir yaşta ve mesai sorunu olmayan genç kızlardan yana yapıyorlar. İşe başladığınız andan itibaren göz hapsine alınıyorsunuz. Konuşmak yasak, gülmek yasak, yapacağın her hata! aleyhine delil olarak kullanılacak. Birileri karar alır, fabrikada birşeyler değişir en son kadınlar duyar, ama sadece duyarlar, söz hakları yoktur. Fikirlerini söylemeye ise hiç gerek yoktur. Çünkü onlar kadın oldukları için hep saçmalarlar. Oysa aynı fabrikada çalışıyor, birlikte üretiyor, aynı işi yapıyor ve aynı sorunları yaşıyoruz. Bu kadar ağır ve yoğun sömürü koşullarında bile ufacık şeylerle mutlu olabiliyor ve yaşamın karşısında hala gülümseyebiliyoruz. Çünkü kadınız, umutlarımız var, yaşamı yaratan adın işçileriz biz. Dinimiz, dilimiz, ırkımız ne olursa olsun bizi birleştiren ortak bir noktamız varki, o da, emek ordusunun neferleri olmamız.

8 Mart’ta emekçi kadınlar alanlarda; yoksulluğa, zulme, sömürüye ve emperyalist savaşa karşı haykırırlarken, biz deri işçisi kadınlar da emekçi kadınlar gününü fabrikamızda coşkuyla kutladık. 8 Mart’ı alanlarda kutlamaya karar verdik. Ancak 8 Mart günü çalışmamız zorunlu kılındı. Bunun üzerine bir kadın işçi arkadaşın önerisiyle bu günümüzü fabrikada kutlamaya karar verdik.

8 Mart sabahı servise bindiğimizde kadın işçilere çiçekler dağıtıldı ve erkek arkadaşlara bu günün Dünya Emekçi Kadınlar Günü olduğu, önemi ve tarihsel süreci anlatıldı.

Aldığımız ve hazırladığımız yiyeceklerle harika bir sofra hazırlandı. Ortada çiçekler, gazete kağıdının üzerine hazırlanmış çok güzel bir sofra!

Nazım’ın şiirleriyle başladık kutlamaya, daha sonra halkımızın gelini ve halaylarla küçücük soyunma odasına sığdırdık herşeyimizi, coşkumuzu. Her şiirden sonra kısık sesle sloganlarımızı “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!” attık. Kısık sesle slogan atmak, sessiz kalmaktan iyidir. Çünkü, bu bir başlangıçtır. Çünkü bu bir adımdır. Bu kutlamanın bize kattıkları oldukça anlamlı. Birbirimize daha fazla yakınlaştık, beraber mutlu olduk ve hiç çekinmeden doyasıya güldük! Tabii birçok işçi arkadaşımız da günümüzü kutladı. Hatta birisi gelip kadınlar gününüz kutlu olsun dediğinde, hep bir ağızdan, kadınlar günü değil, emekçi kadınlar günü, yani bizim günümüz diye tepkimizi dile getirdik.

Güzel değil mi?

Tabii güzel olan alanlara çıkabilmekti ama bugünü fabrikamıza taşımak da anlamlıydı.

İşçi sınıfı yeni 8 Mart’lar yaratacak!
Gücümüz fabriklardan, alanlara taşacak!
Biz kazanacağız!
İşçi sınıfı kazanacak!
İşçi sınıfının kurtuluşu, kendi eseri olacak!

Menemen Organize Deri Sanayi’den
bir kadın işçi



Gebze’de savaş karşıtı eyleme polis saldırısı

5 Mart günü Ulaştepe Meydanı’nda toplanan yaklaşık 25 kişi alanda bir süre emperyalist savaş karşıtı sloganlar attıktan sonra halay çekmeye başladı. Bu sırada çevik kuvvet kitleyi çembere aldı. Eylemin başında uyarıda bulunmayan sivil kolluk güçleri eylemin bitimine doğru “yaptığınız yasadışı bir eylemdir” diyerek “gözaltına alın” emri verdi. Bunun üzerine çevik kuvvet saldırıya geçti. Saldırıya “Baskılar bizi yıldıramaz!”, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!” sloganlarıyla karşılık verildi. 18 kişi yaka paça zorla çevik kuvvet otobüsüne bindirilerek Merkez Karakol’a götürüldü. Gözaltına alınanlar 6 Mart günü serbest bırakıldı. (SY Kızıl Bayrak/Gebze)



Kölelik yasasına karşı mücadeleyi örelim!

Yaklaşık olarak üç yıldır Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) tarafından gündemde tutulan yeni iş yasa tasarısı, henüz meclise gitmeden, Türk-Metal ve Birleşik Metal-İş tarafından kabul edildi. İşçi sınıfının 150 yıllık mücadelesinin kazanımı olan sosyal haklarının gaspı anlamına gelen bu yasanın çalışma hayatını Ortaçağ karanlığına götüreceği kesindir.

Anadolu Yakası İşçi Emekçi Platformu Girişimi tarafından hazırlanan ve yaygın dağıtılan broşürde, yasanın biz işçilere neler getirip-götürdüğü yeterli açıklıkta ortaya konulmuştur.

Yasayla ilgili siyasi partilerin görüşleri nasıl? Geçmiş meclis yeni iş yasasını 15 Mart’a kadar meclisten geçirme sözü vermişti. Ama 3 Kasım seçimleriyle tümüyle yeni bir parlamento kurulmuş durumda. Bu yasa konusunda muhalefetin görüşünden öte AKP’nin görüşü önemli. AKP seçimlerden önce yayımladığı programında, patronların rekabet gücünü arttıracak ve esnek çalışmayı hayata geçirecek “çağdaş” bir iş yasasını hedeflediklerini belirtmişti. O dönem yaptığımız değerlendirmede, AKP’nin böyle bir yasa arama zahmetine girmesine gerek olmadığını, tam da böyle bir yasanın hazır beklediğini belirtmiştik.

Bugün AKP’nin temsil ettiği, çıkarlarını koruduğu sınıf sermaye sınıfıdır. Yeni bir iş yasasını isteyen de aynı asalak sınıftır. Öyleyse iktidarın bu yasayı çıkarması için elinden geleni yapacağı gün gibi ortadadır. Muhalefetin de sahte de olsa karşı çıkmasını beklemek tam bir gaflet olur.

Öyleyse bugün işçi sınıfının içinde bulunduğu güç durumda temel dayanağı nedir? Sendikaların bu yasanın meclisten geçmesini engellemeye ne niyetleri ne de güçleri var. Birçok sendikacı hamasi nutuklar atıp böyle bir yasayı çıkarmaya kimsenin cesaret edemeyeceğini söylemekten başka bir şey yapmamaktadır. (Bu sendikacılara hatırlatmak gerekir ki, binlerce emekçi deprem enkazı altında can çekişirken, tahkim ve mezarda emeklilik yasaları çıkarılmıştır.) Oysa biz çok iyi biliyoruz ki, bu boş vaazlar sadece elini taşın altına koymamanın bir yoludur.

Seçim sonrası işverenler cephesi “esnek üretim” yasasının bir an önce yasalaşması için tüm güçleriyle yüklenmektedir. TİSK başkanı Refik Baydur, “Yasa 15 Mart’tan önce çıkmazsa, Türkiye’de işçi kıyımına engel olunamayacağını” söyleyerek aba altından sopa göstermektedir. Sendikalar ise bu tutumu anlayamadıklarını söylemekten öte bir şey yapmamaktadırlar. Acizliğin ifadesi basın açıklamaları dışında bir şey yapmayı akıllarının ucundan bile geçirmemektedirler.

Var olan tablo, işçi sınıfının, tarihinin bu en kapsamlı saldırısını göğüslemede kendisinden ve devrimcilerden başka dostlarının olmadığını göstermektedir. Aslında birbirine etle tırnak gibi bağlı olması gereken, ama yaşanan süreçte ayrı gibi gözüken işçi sınıfı ve devrimcilerin artık tek bir hedefte birleşmeyi başarması ve ortak düşmana karşı mücadele etmeyi önüne koyması gerekmektedir. Bu saldırıyı göğüslemede sınıfın ileri öncü kesimlerine önemli görevler düşmektedir. Tabii ki bunu tüm işçileri etraflarında toparlayıp yeni bir cephe açarak yerine getirebilirler. İşçi sınıfı olarak, hem sendika ağalarına gereken cevabı vermeli, hem de patronlara kolay kazanılmayan bu hakların öyle kolayından verilmeyeceğini göstermeliyiz.

“Esnek üretim” yasasına geçit yok!
İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!

Devrimci bir petro-kimya işçisi