15 Mart '03
Sayı: 10 (100)


  Kızıl Bayrak'tan
  Savaşa karşı sınıf savaşını yükseltelim!
  Amerikancı generaller sayesinde Türkiye işgal ediliyor!
  Sermaye ordusu ve hükümeti ABD emperyalizmine hizmette sınır tanımıyor...
  Siirt seçimlerinin gösterdikleri
  BM’nin Kıbrıs planı rafa kaldırıldı
  Kitlesel işçi kıyımları başladı...
  Bıçakçılar fabrikası işçileri bıçak sırtında!
  İstanbul Sendika Şubeleri toplantısı üzerine...
  İstanbul Sendika Şubeleri toplantısı yapıldı
  İstanbul Sendika Şubeleri toplantısında işyeri ve şube temsilcilerinin yaptığı konuşmalardan...
  “Emperyalist savaşa geçit vermeyeceğiz!”
  Dünya egemenliğine oynayan ABD emperyalizmi yenilmeye mahkumdur!
  Savaşın getirdiklerine farklı bir bakış
  Emperyalist savaş karşıtı eylemler sürüyor...
  ABD-İngiliz savaş koalisyonunun sahtekarlığı belgelendi
  Filistin emperyalist/siyonist kıskaç altında
  İşgale karşı durma ve ulusal bir stratejide buluşmanın sorunları
  8 Mart etkinliklerinden...
  8 Mart etkinliklerinden...
  Fildişi Kıyısı'nda iktidar mücadelesi ve emperyalist müdahale
  Anadolu Yakası İşçi-Emekçi Platformu Girişimi bülteninden...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  DİSK Bölge Temsilciler Kurulu yapıldı
  "Irak fayı" küresel depremi tetikler mi?
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Siirt seçimlerinin gösterdikleri

Geçtiğimiz hafta sonu Siirt’te seçim vardı. Bu seçimde AKP, oyların yüzde 84’ünü alarak 3 milletvekili çıkardı. Siirt’ten milletvekili seçilen AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a başbakanlık yolu böylelikle açılmış oldu.

Hem Siirt’te yapılan seçimin sonuçlarının, hem de Recep Tayyip Erdoğan’ın nihayet meclis çatısı altına girmesinin siyasal anlamı üzerinde kısaca durmak gerekiyor.

AKP ve Erdoğan’a sermaye vizesinin tescili

AKP Genel Başkanı’nın önü 3 Kasım seçimleri öncesinde özel bir tarzda kesilmişti. Amaç, AKP’de temsil edildiği şekliyle dinsel gericiliği düzen siyasetinin dışına atmak değildi. Sadece, 28 Şubat’tan bugüne süren ehlileştirme sürecinin daha da derinleştirilmesi, AKP’nin sıkıntı yaratmayacak bir parti haline getirilmesi hedefleniyordu.

AKP çizgisinin başında Recep Tayyip Erdoğan vardı. Düzen güçleri AKP’yi ehlileştirme politikalarının başlıca hedefi olarak onu seçtiler. Gerek parti başkanı olduğu süreçte, gerekse 3 Kasım seçimleri öncesinde milletvekili aday listeleri oluşturulurken Tayyip Erdoğan’ın karşısına bir çok engel çıkardılar. Burjuva basında onun aleyhine kampanyalar düzenlediler. Özellikle seçimlerden AKP’nin yüksek oranda bir oy alacağı belirginleştikçe bu baskı daha da arttı.

AKP değiştiğini, diğer düzen partilerinden hiçbir farkının olmadığını, eski RP-FP çizgisinin aksine “adil düzen” diye isimlendirilen çizgiden koptuğunu ispat etmek için bu süreçte canla başla çalıştı. Sermaye örgütleriyle, ABD emperyalizmiyle çok yakın ilişkiler içerisine girdi, Türkiye’nin AB’ye girme hevesinin sözcülüğüne soyundu, demokrasi havarisi kesildi. Bir dönem yasaklı olmasına, seçimden sonra ise meclis dışında kalmasına rağmen AKP’nin tüm bu çabası içinde Tayyip Erdoğan’ın çok özel bir rolü oldu.

Özellikle seçimden sonra kurulan AKP hükümeti, başlangıçta “takiyye yapıyorlar” eleştirilerine maruz kalsa da düzenin ne kadar samimi bir hizmetkarı olduğunu kısa zamanda gösterdi. Gerek ABD emperyalizmine uşaklık, gerekse sınıfa ve emekçilere dönük sömürü ve yıkım politikalarının tereddütsüz uygulanması konularında o kadar aktif bir tutum takındı ki, emperyalizme ve sermayeye uşaklığı tescilli düzen partilerinin tümünü geride bıraktı. Meclisteki tezkere tartışmalarının gösterdiği gibi CHP tarafından bile “ABD uşaklığı” ile suçlanır bir konuma ulaştı.

AKP ve düzenin üniformalı bekçileri arasındaki buzlar eriyip tereddütler ortadan kalktıkça Tayyip Erdoğan’ın önü de açılmaya başlandı. Siirt seçimlerinin zamanlaması onun yasaklarının kalkmasına göre ayarlandı. Devletin bütün olanakları Siirt’te AKP’nin kazanması için seferber edildi. Gene aynı amaçla ve Yüksek Seçim Kurulu’nun hukuka aykırı ayak oyunlarıyla DEHAP seçim dışına itildi.

Özet olarak Siirt seçimleri, düzenin Tayyip Erdoğan’la barışmasının ve onu sadık bir hizmetkarı olarak bağrına basmasının tescil edilmesidir. Milletvekili seçilir seçilmez baş döndürücü bir hızla mecliste yemin ettirilmesi ve Cumhurbaşkanı tarafından yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmesi de sermayenin şu dönemde onun ve partisinin hizmetlerine ne denli acil ihtiyacı olduğunu bir kere daha göstermiştir.

CHP ve DEHAP’ın durumu

CHP Siirt seçimlerinde yüzde 14 oy aldı. Hemen herkesin üzerinde hemfikir oldukları şey, bunun hayli başarısız bir sonuç olduğudur. Kuşkusuz bunun en önemli nedeni AKP’nin Siirtli seçmene bol keseden hizmet sözü vermesi ve rüşvet dağıtmasıdır. Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığının hemen hemen kesin olması, bundan kentleri için çıkar uman Siirtli seçmeni bir biçimde etkilemiştir. Fakat CHP’nin başarısızlığını sadece buraya bağlamak hata olur. Nitekim seçmene maddi çıkar anlamında hiçbir şey vaat etmeyen, üstelik de seçime katılmayan DEHAP’ın çağrısıyla onbinlerce kişi sandığa gitmemiş, seçimi boykot etmiştir. Seçimlere katılım oranı yüzde 62’de kalmıştır.

Bu bakımdan CHP’nin başarısızlığının gerisindeki asıl neden onun toplumdan; işçi ve emekçilerden, Kürt halkından kopuk olmasıdır. Gerçekten de CHP toplumun geniş kesimlerine yabancılaşmış bir devlet partisidir. 3 Kasım seçimlerinde “yoksa şeriatçılar gelir” korkusu CHP’nin oy toplamasında belli bir rol oynamıştır. Fakat 3 aylık AKP iktidarı, “şeriatçılar”ın CHP ve diğer düzen partilerinden hiçbir farkının olmadığını, üstelik mecliste bu ikisinin göze batan bir uyum içinde çalıştığını göstermiştir. Böyle olunca da insanların CHP’ye oy vermeleri için 3 Kasım’da olduğu kadarıyla bile gerekçeleri kalmamıştır.

DEHAP Siirt seçimlerine katılmadı. Çünkü Yüksek Seçim Kurulu, 3 Kasım seçimlerinde yüzde 10 barajını aşamayan partilerin Siirt seçimlerine katılsalar bile milletvekili çıkartamayacaklarını karara bağlamıştı. Bu keyfi ve tümüyle DEHAP’ı hedefleyen bir karardı. DEHAP da bunun üzerine seçime katılmama kararı aldı. Seçimden önce de kendi seçmenine sandığa gitmeme çağrısı yaptı. Bu çağrı önemli bir karşılık buldu. Fakat boykot çağrısına uyanların sayısı 3 Kasım’da DEHAP’a oy veren seçmen sayısının ancak yarısına ulaşabildi. DEHAP’lı seçmenin bir bölümü AKP’ye oy verdi.

Kazanan “millet iradesi” değil sermaye oldu

Çeşitli burjuva köşe yazarları ve bizzat Tayyip Erdoğan’ın kendisi, Siirt seçimleriyle “millet iradesi”nin ve demokrasinin kazandığını, söylüyorlar, yazıp çiziyorlar. Siirt seçimlerinin Tayyip Erdoğan’ın parlamentoya girmesi buna karşılık Fadıl Akgündüz adlı sahtekarın kamuoyunda fazla teşhir olduğu için meclisten atılması dışında bir amacı bulunmuyordu. Öyle ki bazı TV kanalları Siirt’te yapılan seçimle ilgili gelişmeleri, o gün boyunca “Tayyip Erdoğan seçimi” anonsuyla ekranlara taşıdılar.

Tayyip Erdoğan’ın bir an önce başbakan olması ise hem sermayenin hem de ABD emperyalizminin dört gözle beklediği şeydi. ABD askerlerinin Türkiye’ye gelmesine yasal zemin hazırlayacak ikinci tezkerenin meclisten geçmesi bile Tayyip’in gelip hükümetin başına oturmasına endekslenmiş durumdaydı. Bu nedenle Siirt’te tezgahlanan demokrasi soytarılığında kazanan millet iradesi değil sermayenin çıkarları oldu. Sermayenin hizmetindeki savaş ve saldırı hükümeti Erdoğan’ın başbakanlığında biraz daha güçlendirilmiş oldu.



İslamcı Gençlik liderliğinden,
ABD’nin sadık uşaklığına

Can Dündar, 11 Mart tarihli Milliyet gazetesindeki yazısında Tayyip Erdoğan’ın geçmişten bugüne yaşadığı değişim üzerinde duruyor.

Can Dündar’ın anlattığına göre 1980 yılında öldürülen dinci gericilerden birinin cenazesi jandarma tarafından engellenir. Cenazeye katılan yüzlerce kişi gözaltına alınır. Gözaltına alınanlardan biri de bugün AKP Genel Başkanı olan Tayyip Erdoğan’dır. Bir sonraki gün yayınlanan bir dinci gerici gazetede gözaltına alınan Tayyip Erdoğan’ın resminin altında şunlar yazılıdır; “İslamcı gençliğin gerçek liderlerinden, MSP Gençlik Kolları Başkanı Tayyip Erdoğan...”

Bundan sonrasını Can Dündar’ın yazısından okuyalım.

“O günlerde ‘Haçlı seferleri’ne karşı cihad çağrısı yapan 26 yaşındaki ‘Akıncı Erdoğan’a deselerdi ki;

“Ey İslamcı gençliğin lideri! 23 yıl sonra başbakan seçileceksin. Seçimi ABD büyükelçisiyle birlikte izleyeceksin ve ilk icraat olarak Müslüman komşuna saldırması için Amerikan askerini Türkiye’ye getireceksin.”

“Genç Akıncı” kimbilir nasıl gülerdi.

(...)

“Yenilikçilik” bayrağı açtığı bir yıl içinde 5 kez ABD’yi ziyaret etmesini, oğlunun nikahına Amerikan başkonsolosunu davet etmesini, Washington’da Yahudi lobisiyle flört etmesini, çeyrek asra sığan ama akla hayale sığmayan bir çark etme süreci olarak görüyoruz.”