27 Nisan'02
Sayı: 16 (56)


  Kızıl Bayrak'tan
  Ya barbarlık ya sosyalizm!
  Sosyal yıkıma karşı birlik, mücadele ve dayanışmayı yükseltelim!
  Sendikal ihanet barikatını yaralım!
  1 Mayıs'ta iş bırakmanın anlamı
  "İş bırakarak 1 Mayıs'ta alanlara!"
  İşçi sınıfı, Filistin direnişi ve 1 Mayıs...
  Direniş nöbeti Gazze'de
  1 Mayıs faaliyetlerinden...
  Yaygın, yoğun ve etkili bir çalışma sürdürüyoruz...
  Zor dönemin bilinçli, inançlı ve soluklu devrimcileri...
  Washington'da 100 bin kişi ABD emperyalizmini protesto etti
  Kolombiya'da son bir yıl içinde 165 sendikacı katledildi
  Le Pen'in seçim başarısı ve gerçeğin öbür yüzü
   "İşçilerin birliği halkların kardeşliği" pikniği coşkuyla gerçekleşti
   Mücadele, birlik ve dayanışma günü 1 Mayıs kutlu olsun!..
   Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
   Yiğit komünist Hatice Yürekli'yi andık...
   Savanı en büyük mağduru çocuk
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Fransa’da cumhurbaşkanlığı seçimleri...

Le Pen’in seçim başarısı ve gerçeğin öbür yüzü

Fransa’da Pazar günü yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda faşist Jean-Marie Le Pen oyların yüzde 17.2’sini aldı. Le Pen’in ikinci turda Chirac’a tek rakip olması, başta Fransa olmak üzere dünyada “deprem”, “şok”, “bomba” etkisi yarattı.

Tüm Fransa’da onbinlerce kişi faşist Le Pen’i protesto etmek için sokaklara çıktılar. Seçim akşamı Paris’te 10 bin kişilik bir gösteri düzenlenirken, diğer büyük kentlerde de binlerce kişi alanlarda faşizme geçit vermeyeceklerini haykırdılar. Pazartesi ve salı günü de binlerce kişi ırkçı faşist Milli Cephe’ye (FN) karşı yürürken, Le Pen’i Hitler ve Mussolini ile özdeşleştiren dövizler taşıdılar. Le Pen’in 1 Mayıs’ta provokasyon niteliği taşıyan bir yürüyüşe çağrı yapması, 1 Mayıs’ın Fransa’da daha militan geçeceğinin de bir göstergesi.
Seçimlerde muhafazakar sağcı cumhurbaşkanının karşısına solcu değil de faşist bir karşıt çıkması Fransız tarihinde ilk kez rastlanan bir olay. Seçimin bu ilk turunda 16.2 oy alarak 3. sıraya geçen Sosyalist Parti adayı Jospin, aynı akşam durumun “Fransa ve demokrasi için” huzursuzluk verici bir işaret olduğunu söyleyerek politikadan çekileceğini açıkladı. Artık iliklerine kadar yozlaşmış ve tümüyle sosyal-demokratlaşmış Fransız Komünist Partisi adayı ise ikinci emperyalist savaştan bu yana partisi adına en düşük oyu aldı. Yüzde 3.4 oy alan FKP, böylece yüzde 5 barajını aşamacayağını göstermiş oldu.

Le Pen’in başarısına Fransız toplumunun sorunları damgasını vuruyor.

Fransa’da giderek artan yoksulluk, sosyal güvenlik sisteminin yıkımı, büyük kentlerin yoksul semtlerinde suç ve şiddet olaylarının yaygınlaşmasına neden oluyor. Seçim propagandası yaşanan bu şiddet olayları üzerinden yürütüldü. Le Pen’i cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci tura çıkaran da, “şiddet”, “iç güvenlik” ve “yabancılar” sorunu eksenine oturan bu demagojik programı oldu. Fransa’da işsizliğin, reel ücretlerin düşmesinin gerçek nedeninin Arap, Afrikalı, Asyalı göçmenler, mülteciler, yabancı işçiler olduğunu savunan Le Pen, kapitalist küreselleşmenin yol açtığı yıkımın derin bir biçimde yaşandığı koşullarda, kendisinin küreselleşme karşıtı olduğunu ima eden bir söylem kullanarak daha çok muhafazakar kesimlerin oyunu aldı. 11 Eylül sonrasında kullanılan “trörizme karşı demokrasi değil güvenlik!” sloganıyla da, uzun süredir daha dikkatli sözettiği Yahudilerin de oylarını aldığı söyleniyor.

Bu seçimlerde “güvenlik sorunu” üzerinden politika yürütenlerin biri de Chirac’tı. (Örneğin şiddet olaylarına karşı polis aygıtının güçlendirilmesi görüşünü ortaya atmıştı). Chirac’ın güvenlik sorununa bakışı ve buna karşı getirdiği çözüm önerileri Le Pen’in görüşüne çok yakındı. Ve Chirac’ın bu programının benzerini Sosyalist Parti adayı Jospin de savunuyordu. Durum böyle olunca, özellikle küçük-burjuva katmanlar “orijinal”e oy vermeyi tercih ettiler.

Sermayenin gerçek adayları, özelleştirme, esnek çalışma, emeklilik yaşının yükseltilmesi ve demokratik hakların yokedilmesi gibi işçi ve emekçilere karşı saldırıları içeren programlarıyla Chirac ve Jospin’di. Le Pen’in ikinci tura geçmesi Chirac’ın, özellikle de sermayenin işine yaradı. “Irkçılık gelişiyor” feryatları kopartılarak “faşizm tehlikesi”ne karşı yeşillerden sosyalistlere kadar Le Pen’e karşı baraj oluşturularak kitleleri sözde “demokrat” adaylara oy vermeye çağırdılar. Böylece sermaye, Le Pen’in faşist politikalarını destekleyen azınlığın dışında kalan yığınların kısa vadede kendi adayı olan Chirac’ın yanında yer almasını sağlamayı hedefliyor.

Bu seçimler bir kez daha, sözde sosyalist, komünist partilerin işçi sınıfı ve emekçiler için işsizlik, yabancı düşmanlığı, ücretlerde düşme, “terörizm”, sosyal hak gaspları, gelecek güvencesi olmaması gibi tehditler karşısında alternatif olmadıklarını göstermiştir. Fransa’da 40 milyondan fazla seçmenin %30’unun sandığa gitmemesi, partiler arasında herhangi bir alternatif görmediğinin de kanıtıdır. Seçimlerin gösterdiği bir diğer olgu ise, Fransız toplumunun %17’sinin Le Pen’e oy vermesi değil, kitlelerin düzen sağı ve solu arasında esasa ilişkin bir fark görmemesidir. Bu ise, bundan şu an için bir ölçüde Le Pen liderliğindeki faşistler yararlanmış olsa bile, gerçekte sağlıklı bir gelişmedir. Burada karartılan gerçek şudur. Le Pen’e oy verenler sağcı partilerin geleneksl tabanını oluşturan kesimlerdir. Düzen soluna oy veren işçi ve emekçilerin gerçekte daha da sola kaydıklarına kuşku yoktur. Nitekim bunlar ya daha soldaki partilere oy vermişler, ya da sandık başına gitmeyi reddeden türden bir protestoda bulunmuşlardır. Bugün için bütün sorun işçi sınıfının ve emekçilerin bu tepkisini, geleneksel düzen solu partilerinden bu kopuşunu değerlendirebilecek ve devrimci bir mücadele çizgisne yöneltebilecek devrimci bir sınıf partisinin Fransa’da olmamasıdır. Bugün için bir tehlikeden söz edilecekse, o da bu devrimci önderlik boşluğunun kendisidir.

Aslında bu seçimlerin en önemli sonucu, Le Pen’in abartılan başarısı değil (zira Le Pen’in bu orana yaklaşan bir oranda bir seçmen desteğine sahip olduğu önceki seçimlerin sonuçları üzerinden zaten biliniyordu), tekelci burjuvazinin yıkım programını hayata geçiren Sosyalist Parti’nin ve yıllardır onun yedeği olarak hareket eden ve komünizmle ismi dışında hiçbir ilişkisi kalmamış bulunun sosyal demokrat FKP’nin, yanı sıra onlarla aynı soydan olan soysuz Yeşiller partisinin çöküşünü belgelemesidir. Bu ise, “Le Pen’in yükselişi” üzerinden kopartılan yaygarayla gizlenmeye çalışılan temel önemde bir gerçektir. SP’ye ve FKP’ye oy veren işçi ve emekçiler kendi çıkar ve özlemleri konusunda samimi ve tutarlı olabilecek siyasal alternatif arayışı içerisindedirler. Fransa koşullarına göre devrimi sayılabilecek bir söyleme dayanan troçkist eğilimli partilerin elde ettiği seçim başarısı bunun somut bir göstergesidir.

Le Pen’in bugünkü sınırlar içindeki gücü Fransız burjuvazisi ve resmi çevreleri tarafından yıllardır, sinsi ve sistematik bir biçimde, toplumsal muhalefeti saptırmak ve emekçi kesimlerin bir kısmını yabancı düşmanlığı üzerinden denetim altında tutmak doğrultusunda kullanılıyordu. Bugün için Le Pen hareketinin işlevi budur ve görünen bir dönem için de böyle kalacaktır. Fransız burjuvazisinin bugün için bundan öteye Le Pen’in temsil ettiği faşist Ulusal Cephe’nin güçlenmesine ihtiyacı yoktur ve bundan dolayıdır ki, Le Pen’in oy desteğini dizginlemek için gerekli tedbirleri alacağından, bunu olanaklı kılacak oyun ve dalavereleri çok geçmeden devreye sokacağından kuşku duyulmamalıdır. Burjuvazi bilinçli ve örgütlü bir sınıftır, zamanı gelmedikçe ve koşulları olgunlaşmadıkç iktidara yönelecek bir faşist hareketin önünü hiçbir biçimde açmaz. Kolayca anlaşılacağı gibi, bugün henüz buna ihtiyacı yoktur.

Dolayısıyla, son Fransız seçimlerinin asıl önemli etkisini bir başka yönde aramak gerekir. Seçimler, ülkedeki faşist akıma yeni bir güç kazandırmaktan çok, düzen solunun maskesini indirecek, parlamento dışı solu aktifleştirecek, sınıf ve kitle hareketini uyarıp radikalleştirecek bir etkide bulunacaktır. “Le Pen depremi” gürültüsüyle karartılmaya çalışılan tam da budur. Bu gürültüyle dizginlenmeye çalışılan da gerçekte budur. Nitekim düzen solu Le Pen’e karşı Chirac’a destek kampanyası başlatarak, daha şimdiden bunun ilk önemli adımını atmış da oldu.



Emperyalist savaşa karşı kampanyamız sürüyor

Başta ABD olmak üzere emperyalistlerin dünya halklarına karşı başlattıkları savaşın tüm hızıyla devam ettiği, siyonist İsrail’in Filistin coğrafyasını yerle bir ettiği bir dönemde, BİR-KAR’ın merkezi olarak başlatmış olduğu kampanyayı Berlin/BİR-KAR olarak yürekten selamlıyoruz. Kampanyamızı, ilk olarak çıkarılan materyalleri yaygın ve amaca uygun bir şekilde kullanarak başlattık. Yüzlerce afiş, pul ve bildirimizi Berlin’in değişik semtlerinde kullandık. Materyallerimizi önümüzdeki dönemde de kullanmaya devam edeceğiz.

Önümüzdeki haftadan itibaren kampanyayı güçlendirmek için düzenli olarak haftalık bilgilendirme standları açacağız. Bu da bize birçok insanla tanışma ve tartışma imkanı sunacak.

Yürüttüğümüz kampanyanın bir başka önemli amacı da, diğer uluslardan devrimci ve ilerici güçlerle ilişkiye geçebilmek ve kalıcı ilişkiler kurabilmek. Şu anda çoğunluğunu Alman sol çevrelerinin ve Filistinliler’in oluşturduğu savaş karşıtı bir platformda yer alıyor ve çalışmalarına katılıyoruz. Bu çalışma içinde kalıcı ilişkiler kurmayı hedefliyoruz. Savaş karşıtı kampanyamızı 1 Mayıs faaliyetiyle birleştirilmiş bir tarzda devam ettireceğiz.

BİR-KAR/Berlin



Emperyalist saldırganlığa karşı etkinlik

11 Eylül’den bugüne her gün savaşı soluyor, savaşı yaşıyoruz. Afgan halkının başına yağan bombalardan Filistin halkına karşı girişilen vahşete kadar... Emperyalist gericilik tarafından katliam ve zulüm adeta kanıksatılmak isteniyor. Ama bizler sergilenen bu barbarlığın kanıksanmasına izin vermeyeceğiz. Bunun için her vesileyle emperyalist saldırganlık ve savaşın iğrenç yüzünü teşhir ediyoruz ve edeceğiz.

Bielefeld’de 19 Nisan günü, “Savaşa karşı tutum ve Filistin” konulu bir panel gerçekleştirdik. Panelde tartışma sadece savaşın yol açtığı vahşet tablosuyla sınırlı değildi. Haklı ve haksız savaşlar, savaşa karşı sosyalistlerin tutumu vb. sorulara açıklıklar getirildi. Katılımcılar da kendi düşüncelerini dile getirdiler.

Etkinliğin ikinci bölümünde Ölüm Orucu Direnişi vardı. Tohum Kültür Merkezi yapımı “Su damlasına sığdırılan yaşam” filmi izleyicileri oldukça etkiledi. Etkinliğe 50’yi aşkın insan katıldı.

BİR-KAR/Bielefeld