27 Nisan'02
Sayı: 16 (56)


  Kızıl Bayrak'tan
  Ya barbarlık ya sosyalizm!
  Sosyal yıkıma karşı birlik, mücadele ve dayanışmayı yükseltelim!
  Sendikal ihanet barikatını yaralım!
  1 Mayıs'ta iş bırakmanın anlamı
  "İş bırakarak 1 Mayıs'ta alanlara!"
  İşçi sınıfı, Filistin direnişi ve 1 Mayıs...
  Direniş nöbeti Gazze'de
  1 Mayıs faaliyetlerinden...
  Yaygın, yoğun ve etkili bir çalışma sürdürüyoruz...
  Zor dönemin bilinçli, inançlı ve soluklu devrimcileri...
  Washington'da 100 bin kişi ABD emperyalizmini protesto etti
  Kolombiya'da son bir yıl içinde 165 sendikacı katledildi
  Le Pen'in seçim başarısı ve gerçeğin öbür yüzü
   "İşçilerin birliği halkların kardeşliği" pikniği coşkuyla gerçekleşti
   Mücadele, birlik ve dayanışma günü 1 Mayıs kutlu olsun!..
   Hatice Yürekli yoldaşın anısına...
   Yiğit komünist Hatice Yürekli'yi andık...
   Savanı en büyük mağduru çocuk
   Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Sosyal yıkıma karşı birlik, mücadele ve
dayanışmayı yükseltelim!

İşçiler, emekçiler!

İMF ve Dünya Bankası gibi emperyalist kuruluşlar dünyanın pek çok yoksul ülkesi için olduğu gibi ülkemiz için de yıkım programları hazırlamaya, sermaye iktidarı ise bu programları uygulamaya devam ediyor. İMF ve Dünya Bankası’nın açıkladığı son kararlar da göstermektedir ki, emperyalistlerin ve uşaklarının yıkıma uğratmaya çalıştığı, öncelikle ülkenin işçi sınıfı ve emekçi kitleleridir.

Dünya Bankası kamuda çalışan işçilerin 125 bininin hızla tasfiye edilmesini buyuruyor. İktidardaki uşak takımı derhal hazırola geçiyor. İMF memur sayısının bir milyon 700 binlerde dondurulmasını emrediyor, iktidardaki uşakları yine uygulamak için koşturuyor.

İktidarın bu tutumu, herşeyden önce, Türkiye’deki sermaye sınıfının emperyalist sermaye ile çıkar ve kader birliği içinde olduğunun göstergesidir. Bugün ülkede güç ve iktidar sahibi onlardır ve onlar tarafından onaylanmayan hiçbir programın uygulanması söz konusu değildir.

İşçi sınıfı ve emekçiler üzerindeki sömürünün katmerlenmesinden öncelikle onlar pay almaktadır. İşsizliğin artması ve ücretlerin gerilemesi öncelikle TÜSİAD oligarklarının kasalarını şişiriyor. Esnek üretim-esnek çalışma-esnek ücreti öncelikle onlar istiyor, uyguluyor, yasalaşması yönünde dayatıyorlar.

Ülkenin boydan boya emperyalist tekellerin yağmasına açılmasını isteyen ve planlayanlar da onlardır. Çünkü bu yağmadan kendilerine de pay düşüyor.

Planlanan ve adım adım uygulanan yıkım ülkedeki egemen sınıfın istek ve iradesi dışında gelişmediğine göre, bu yıkımın engellenmesi yönünde bu sınıfın temsilcisi düzen partilerinden beklenebilecek hiçbir şey yoktur. Yıkımı engelleme güç ve iradesini sadece yıkımın doğrudan hedefi konumundaki işçi sınıfı ve emekçiler gösterebilirler. Ancak onların devrimci mücadelesi bu yağmayı engelleyebilir. Çünkü yağmalanan öncelikle onların emek-gücü ve alınteridir.

Kardeşler! Öncü işçi ve emekçiler!

Alınterimizin yağmalanmasına, ülke ekonomisinin çökertilmesine ve zenginliklerinin talan edilmesine izin vermeyelim!

1 Mayıs’tan aldığımız güçle, İMF-TÜSİAD yıkım programlarının karşısına dikilelim. Bu ülkenin sahipsiz olmadığını emperyalistlere ve uşaklarına gösterelim.



Saldırıları püskürtmek için örgütlü mücadeleye!

Yıkım programlarını bozmak ve saldırıları püskürtmek mümkündür. Ancak bunun için işçi sınıfının devrimci birliği ve örgütlülüğü şarttır. Devrimci bir örgüt etrafında kenetlenen ve devrimci bir program çerçevesinde mücadeleyi yükselten işçi sınıfı, yoksullaştırılan ve yıkıma sürüklenen tüm emekçi kitlelerin de desteğini alacaktır. Bu ise ülke nüfusunun ezici çoğunluğu demektir.

Bugün emperyalistler ve yerli uşakları saldırılarında bu derece pervasızlaşabiliyorsa, bunun nedeni, işçi sınıfının örgütsüzlüğü, dolayısıyla da karşılarına dikilememesidir. Sermaye sınıfı ve devleti de bu gerçekliği çok iyi bildiği için, saldırılarının odak noktasına her zaman sınıfın örgütlülüğünü oturtuyor.

Emeğin kurtuluşu, ülkenin ve halkın özgürlüğü için mücadele eden devrimci örgütler bu nedenle her zaman düzenin ve devletin hedef tahtasına oturtuluyor. Emperyalistler nasıl “terör” yaftası altında halkların özgürlük mücadelesini ezmeye, yok etmeye çalışıyorlarsa, burjuva iktidarı da işçi sınıfı ve emekçilerin devrimci mücadelesini aynı yafta altında ezmek, yok etmek için uğraşıyor.

Ama onlar bununla da yetinmiyor. İşçi sınıfı ve emekçileri her türlü örgütlülükten mahrum bırakmak, böylece mücadele imkanlarını ortadan kaldırmak için sendikal örgütlülüğü de bitirmeye çalışıyorlar. Kamu emekçilerinin sendikal hak mücadelesini sahte sendika yasası çıkararak bastırdılar. Bu elbette sonsuza kadar bir önlemeyi değil, geçici bir duraksamayı ifade ediyor. Elbette kamu emekçileri sendikal hakları için yeniden mücadeleye atılacaklar. Ancak, çıkarılan yasa ile onyıllık mücadelenin kazanımlarının bir çırpıda yok sayıldığı, böylece bu alandaki mücadelenin yıllarca geriye düşürüldüğü de bir gerçektir.

Diğer yandan, toplam işçiler içinde sendikalı olanların sayısı da marjinal boyutlara düşürülmüş durumdadır. Bunların büyük çoğunluğunun da KİT’lerde örgütlü sendikalara üye olduğu ve KİT’lerin planlı tasfiyesinin gündemde olduğu hesaba katılırsa, çok yakında sayının daha vahim boyutlara düşeceği açıktır.

Tüm bunlara bir de sendikaların başını ihanet çetelerinin tuttuğu gerçeği eklendiğinde, işçi sınıfı ve emekçiler için örgütlenmenin ne kadar acil ve önemli olduğu anlaşılacaktır.

1 Mayıs, sınıfın birlik, mücadele ve dayanışma günüdür.

Öncü işçi ve emekçiler, 1 Mayıs’ın ruhu ve gücüyle ve hiç zaman yitirmeden örgütlenme faaliyetine girişmelidirler. Sermayenin örgütsüzleştirme ve köleleştirme saldırılarına verilecek en anlamlı yanıt, örgütlenmek ve mücadeleyi yükseltmek olacaktır.



Emperyalist saldırganlık ve savaşa karşı
Filistin halkıyla dayanışmaya!

Emperyalizm işçi sınıfı ve emekçi halkları dört bir yandan kuşatmış bulunuyor. Sadece İMF ve Dünya Bankası aracılığıyla sosyal yıkım saldırıları düzenlemekle kalmıyorlar. Halklara boyun eğdirebilmek için askeri saldırıları da boyutlandırıyorlar. Önce Afganistan’a karşı ABD saldırısı, hemen ardından da Filistin halkına karşı yine ABD destekli İsrail saldırısı gündeme getirildi. Her ikisinde de öne sürülen gerekçe “terörizm”dir.

Ancak dünya alem biliyor ki, emperyalistlerin “terör”den kastı halkların özgürlük tutkusu ve mücadelesidir. Onyıllardır işgal altında köleleştirilmeye çalışılan Filistin halkının en doğal ve en haklı talebi terör yaftası altında ezilmeye çalışılıyor. Oysa, tüm halklar gibi Filistin halkı da kendi ülkesinde ve özgür bir yaşam istiyor. Bunun için direniyor, bunun için ölüyor.

Bu direnişi vahşi bir soykırımla ezmeye çalışan İsrail’in isteği ise, topraklarına el koyarak Filistin halkını vatansızlaştırmak, kendi ülkesinde, kendi toprağında mülteci ve köle haline getirmek.

İsrail’in bu işgal ve soykırım saldırısını sonuna kadar destekleyen Amerikan emperyalizminin ulaşmak istediği hedef de bundan başkası değildir. Ortadoğu’da ve tüm dünyada hegemonyasını yaymak ve pekiştirmek için, halkların direnişini ne pahasına olursa olsun ezmek istiyor. 11 Eylül sonrasında ilan ettiği Ortadoğu ve Asya seferlerinin başarısının, bölgenin direniş simgesi Filistin halkının sesini boğmaktan geçtiğini hesaplıyor. Çünkü Filistin intifadası tüm bölge, hatta dünya halkları için örnek teşkil ediyor.

Elbette Türkiye’nin emekçi halkları için de bu böyledir.

Filistin direnişi, emperyalistler ve maşaları ne kadar güçlü silahlara sahip olsalar da, ne kadar vahşi ve azgın saldırılarla yüklenseler de, karşısında durmanın ve direnmenin mümkün olduğunun kanıtıdır. Emperyalizmi altedecek olan da bu ruh, bu tutkudur. Emperyalist saldırılardan en fazla nasibini alan ülkelerden biri olan Türkiye’nin işçi sınıfı ve emekçi kitleleri, Filistin direnişinde yaşamaya devam eden özgürlük tutkusunun canlı kalması ve büyümesi için elinden gelenin en fazlasını yapmak zorundadır. Çünkü Filistin’in kurtuluşu emperyalist saldırganlığı dizginlemenin en büyük imkanlarından biri olacaktır. Bu nedenle, Filistin halkıyla dayanışma, Türkiye işçi sınıfının kendi bağımsızlığı ve kurtuluşu için mücadeleyle aynı anlama gelmektedir. Emperyalist saldırganlığa ve savaşa karşı bölge halklarının dayanışması ve birlkte mücadelesi ne kadar zorunluysa, bu dayanışma ve birlikteliğin yolunu açmak, yönünü göstermek de, işçi sınıfları için o kadar gerekli ve zorunludur. Emperyalizme karşı en tutarlı ve sonuç alıcı mücadeleyi proletarya sosyalizmi yürütebilir. Emekçi Türkiye halkları emperyalist savaşa ve saldırganlığa karşı olduğunu, Filistin halkının yanında olduğunu her fırsatta ortaya koymaktadır. Sorun bu e¤ilimin tek bir mücadele kanalında ortaklaştırılabilmesidir. Bunun için gerekli olan önderliğin sergilenebilmesidir.