10 Kasım '01
Sayı: 34


  Kızıl Bayrak'tan
  Sınıf ve kitle hareketinin gerçek ihtiyacı
  Taban inisiyatiflerini örgütleyelim!
  Sınıf hareketinde çıkış arayışları
  Ankara Yürüyüş'nde üçüncü gün, Anadolu Yakası... Coşkulu e kitlesel karşılamalar...
  Sermaye devleti ÖO direnişini kırmak için kapsamlı bir saldırı hazırlığında!
  4 Kasım İzmir mitinginden gözlemler...
  Burası Armutlu, Afganistan değil!
  TAYAD'lı ailelerin açıklaması:
  Emperyalist savaş ve Türkiye...
  Filistin'de vahşi katliam devam ediyor
  Amerikancı medya: Halkların beynine çevrilmiş namlu
  ÖO Direnişi ve devrimcilerin ataleti
  6 Kasım'ın gösterdikleri
  DTÖ toplantısına karşı dünya çapında protesto hazırlıkları
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 

TAYAD’lı Aileler’in açıklaması:

Armutlu’da katliam yapıldı...
Gerçekleri açıklıyoruz!..

İşte gerçekler! Böyle katlettiler!

Sultan Yıldız: Tek kurşunla katledildi!

“Kendini yaktığı” YALAN! “Ölüm orucu direnişçisi olduğu” da YALAN! Direniş evinin dışında TEK KURŞUNLA vurularak katledildi. Hedef gözetilerek ateş açıldı. Bir tutsak yakınıydı ve direnişçileri ziyaret amacıyla orada bulunuyordu. 

Bülent Durgaç: Kurşunlanarak katledildi!

O da direniş evinin içinde değil, dışındadır. Kendini yakmamıştır. Kurşunlanarak katledilmiştir. 1996 ölüm orucunda sakat kalan eski bir tutsaktır. Tahliye edileli iki hafta olmuştur ve Armutlu’ya direnişçileri ziyarete gelmiştir. 

Arzu Güler: Gaz bombalarından zehirlenerek katledildi! Katledilenler içindeki tek ölüm orucu direnişçisidir. Arzu Güler Ölüm Orucu’nun 152. günündeydi, durumu son günlerde oldukça ağırlaşmıştı. O da kendini yakma sonucu değil, atılan gaz bombaları sonucu ZEHİRLENEREK ölmüştür. 

Haydar Bozkurt: Kendini yaktı ve o halde kurşunlandı!
Kendini feda girişiminde bulunan tek direnişçidir. Haydar Bozkurt, saldırıyı protesto etmek için direniş evinin dışına, üst sokağa çıkıp bedenini tutuşturduğunda, herkesin TV ekranlarından da izlediği gibi, katiller önce yanan Haydar Bozkurt’un vücuduna, kafasına taşlar, kiremitler fırlatmış, ardından da ATEŞ açmışlardır. Bu sahne, tüm medya mensuplarının önünde yaşanmıştır. Bu sahneye çevredeki Armutlu halkı da tanıktır. Gerçeği görenleri gerçeği anlatmaya, gazetesinde yazmaya, televizyonunda tüm halka göstermeye çağırıyoruz. Bedenini tutuşturan bir insanı KURŞUNLAMIŞLARDIR. Halen, vücudundaki yanık ve kurşun yaralarıyla Şişli Etfal Hastanesi’ndedir. 

Hastanelerdeki ağır yaralılar da, kurşunla vuruldu!

Tüm yaralılar, hastanededir. İsteyen gidip görebilir. Hepsi kurşunlarla yaralanmıştır. Bir çoğu ağır yaralı durumdadır. Her an yeni ölüm haberleri alınabilir. Medya utanmadan, gözlerinin önündeki gerçeği bile bile gizleyerek, haberlerinde “polisin havaya ateş açtığını” söylüyor. Peki kurşunlar havaya sıkıldı da bu kadar insan nasıl kurşunla yaralandı?

Yaralıların nasıl hastaneye kaldırıldığı TV ekranlarına da yansıdı. Yerlerde uzun süre bekletildiler, sürüklendiler. Ölüm orucunda olanların incecik kalmış kol ve bacaklarından hoyratça tutup karga tulumba attılar. Nasıl bir vahşet, nasıl bir insan dışılık, herkesin gözleri önünde. 

Katliamı hiçbir gerekçeyle izah edemezler. 

Direnişçilerin ateş açtığı yalandır. Direnişçilerde tek bir silah yoktur, direnişçiler tarafından tek bir mermi sıkılmamıştır. Var deyip de bunları göstermeyenler, adi bir yalancıdır. Katliam için geldiler ve katlettiler!

Üçbin katliamcı, üç yönden Armutlu’ya girmiş, kah hedef gözeterek, kah rastgele ateş açarak direniş evine doğru ilerlemişlerdir. 

Aynen İsrail’in Filistin kasabalarına, köylerine yaptığı baskınlarda olduğu gibi, aynen bir düşman toprağını işgal eder gibi, panzerlerle, araziye yayılarak ateş eşliğinde ilerlediler, elektrikler, telefonlar kesildi. Siyonist katliamcıların Filistin’de yaptığı gibi, ev yıkmaya başvurdular. Direniş evi de katliamcılar tarafından yakılıp, yıkıldı. Kurşunlar, bombalar eşliğinde “teslim olun!” diye bağırıyorlardı. 

Kim, niye teslim olacaktı? Evin içindekiler “aranan” kişiler değildi. Evdekiler, başkalarına zarar veren herhangi bir eylemin içinde değillerdi. 

Direnme haklarını kullanıyordu Armutlu’dakiler. Amerikancı hükümet ve İMF’nin uşakları, direnmeyi yoketmek için oradaydılar. Binlerce polis, binlerce mermi, binlerce bomba, halkın direnme hakkına karşı oradaydı. Bunun için yakıp, yıkıp kurşunladılar. 

Bu katliam, direnişi bitirmeyecek, ama katledenleri bitirecek!

Katliamcıların bu pervasızlığı, bu güç gösterisi, 19 Aralık’ta, Akkise’de olduğu gibi, direnişçileri katlederken, tüm halka da gözdağı vermek içindir. 19 Aralık’ta “ölüm orucundakileri kurtarmak için” girmiş ve ölüm orucunda olan-olmayan 28 tutsağı katletmiştiler. 

Armutlu katliamı, ikinci 19 Aralık’tır. Armutlu katliamı, 19 Aralık’tan Akkise’den bu yana sürdürülen katliamcı gözdağı ve tehdit politikasının yeni uygulanmasıdır. 19 Aralık’ta başarıya ulaşamadılar. Çünkü, direnişi kıramadılar, katliamcılıkları tüm dünyanın gözünde açığa çıktı, yalanları kendi üzerlerine çöktü, geçici bir korku ve suskunluk yaratmış olsalar da, halkın düzene olan kinini, öfkesini büyüttü. Bu yüzden gözdağı katliamlarına devam ediyorlar. 

Otuz yıldır akıtıyorlar kanımızı. 20 Ekim 2000’de başlayan, bir yılı aşkın süredir devam eden direniş, Armutlu’da ne kadar kararlı olduğumuzu bir kez daha göstermiştir. Bizi katledebilirler, ama yenemezler, susturamazlar. 

Bu Ülkede Katliam İşkence Olmasın Diyen, Zalimin Karşısında, Mazlumun Yanındayım Diyen Herkese Çağrımızdır!

Armutlu’ya gelin, hastanelere gelin!

19 Aralık’tan farklı olarak, katliama halk tanıktır, gazeteciler tanıktır!

Katledilenlerin, yaralıların vücutlarındaki kurşunları kimse gizleyemez. İktidar ve katliamcılar, “kendilerini yaktılar” diyerek kurtulamayacaklar. Armutlu halkı, direnişçiler, hastanelerdeki yaralılar, gerçeğe tanıktır. Gerçeği öğrenmek için, zulme karşı çıkmak için, zalimin karşısında mazlumun yanında olmak için Armutlu’da, hastanelerde halkı, direnişçileri dinleyin. Saldırıya uğrayanların yanında olun. Katilleri, her yerde, mümkün olan her biçimde lanetleyin. 

TAYAD’lı Aileler
7 Kasım 2001




Eyüp Samur ve Nail Çavuş kendilerini
feda ederek şehit düştüler...


Evlatlarımız, tüm dünyanın gözü önünde açıktan katliam yapan devletin zulmüne boyun eğmiyor. “İnançsız yaşanmaz, inançlarımız için ölüyoruz” diyorlar ve katliama kendilerini feda ederek cevap veriyorlar. 

Eyüp Samur, 1978 Tokat doğumlu, Türk milliyetinden, Alevi mezhebindendir. 1999 yılında tutuklanarak Ümraniye hapishanesine konuldu. 19 Aralık katliamından sonra Kandıra F Tipi zindanına sevkedildi. Kandıra F Tipi’nde 4. Ölüm Orucu ekibinde direnişteki yerini aldı. Armutlu’daki katliam operasyonunun ardından kendisisin yakarak feda etti. 

Nail Çavuş, 1966 Sivas-Zara doğumlu, Kürt milliyetinden, Alevi mezhebindendir. 1994 yılında tutuklanarak Çanakkale hapishanesine konuldu. 19 Aralık katliam operasyonundan sonra Tekirdağ F Tipi zindanına konuldu. O da Eyüp gibi 4. Ölüm Orucu ekibindeydi. Armutlu’daki katliam operasyonundan sonra kendisini yakarak feda etti. 

Eyüp ve Nail, zindan duvarlarını delerek dikildiler zulmün karşısına. Onlar Feda Kuşağı’nın evlatları, bizim evlatlarımız. Biz evlatlarımızı onurlu, namuslu yetiştirdik. Onuru, namusu bilmeyenler anlayamazlar elbette evlatlarımızın kendi yaşamını feda etmelerini.

Katlettiler. Binlerce polis, ateş aça aça, öldüre öldüre bir semte girdi, kurşunlarla, bombalarla “hayat kurtardı”! Armutlu’daki katliamı haklı, mazur gösterebilecek hiçbir gerekçeleri, hiçbir mazeretleri yoktur. Bunun için yalana sığınıyorlar. 

Armutlu’da da döktükleri kan ve yalanlar, kendi üzerlerine çökecek.

TAYAD’lı Aileler
7 Kasım 2001




Armutlu’da katliam!


Sermayenin katliam timleri, dün öğlen saatlerinden itibaren Armutlu’ya dönük bir katliam operasyonu başlattılar. Operasyon sonrasında gelen ilk bilgilere göre, operasyonun bilançosu; 4 ölü ve onlarca yaralı. İstanbul’un göbeğinde gündüz gözüyle planlı ve vahşi bir katliam gerçekleştirilmiştir. 19 Aralık vahşeti bu kez de Armutlu’da sergilenmiştir. Operasyonda iş makinalarıyla evler yıkılmış, gaz bombaları kullanılmış, direniş evleri kurşunlanmıştır. Saatlerce süren operasyon tam bir gözü dönmüşlükle sürdürülmüştür.

İstanbul’un göbeğinde yaşanan bu katliamda 19 Aralık’ta olduğu gibi medya aktif bir rol almıştır. Sabah gazetesi dünkü manşetinde Armutlu’yu, “Burası Filistin değil, İstanbul” diyerek hedef göstermiştir. Kontr-basın böylelikle devrimcilerin katliamında suç ortaklığı yaptığını bir kez daha kanıtlamıştır.

Armutlu’ya dönük saldırı, sermaye devletinin yeni bir faşist terör dalgasının bir halkası olarak görülmelidir. ABD’nin maşası sermaye iktidarı Afganistan’a asker gönderme kararı alarak savaş batağına iyice saplanmış durumdadır. Dışta halklara düşmanlık ve katliamcılık, içte devrimcilerin katledilmesiyle birleşmektedir. Ülkeyi emperyalistlere parsel parsel satanlar, şimdi de emekçilerin kanını pazarlamaktadırlar. İşte bu pervasızlıktan dolayıdır ki, devrimciler bu ülkede bu denli barbarca katlediliyorlar. Armutlu’da yaşanan, bunun yeni bir örneği olmuştur.

Egemenler iktidarlarını kan ve zulüm üzerine kuruyorlar. Milyonlarca emekçi açlık ve yoksulluktan kırılırken çürümüş bir düzeni sürdürmenin elbette tek yolu kan ve zulümdür. Ancak bu böyle gitmeyecektir. Açlıktan kırılan çocuklarımızın, parsel parsel satılan değerlerimizin, emperyalizme kanı pazarlanan gençlerimizin, F tipi tabutluklara konulan ve katledilen devrimcilerin hesabı er-geç sorulacaktır. Zor ile kurdukları saltanatları zor ile yıkılacaktır.

Sosyalizm Yolunda Kızıl Bayrak
6 Kasım 2001



Küçükarmutlu’da katliam!

Katliamcı Türk devleti Ölüm Orucu direnişini kırmak için bugüne kadar her türlü yol ve yönteme başvurdu. Dünyanın gözleri önünde 19 Aralık katliamını gerçekleştirdi. Yine direnişi kırmak için ölüm sınırına gelmiş ve artık geri dönüşü mümkün olmayan sakatlıkları yaşayan Ölüm Orucu direnişçilerini tahliye ettiler. İçerdeki devrimci tutsakların bu oyuna cevabı 6. Ölüm Orucu ekibinin çıkarılması oldu. Tahliye olanların dışardaki Ölüm Orucu direnişine katılması Türk devletinin çaresizliğini derinleştirdi.

Faşist devlet aylardır Küçük Armutlu’ya saldırı fırsatı kolluyordu. 15 Eylül’de cenaze törenini bahane ederek saldırmış, onlarca insanı yaralamış ve gözaltına almıştı. 5 Kasım Pazartesi günü ise katliamcı Özel Tim çeteleri ile saldırdı. Ölüm Orucu direnişçisi Arzu Güler’le birlikte refaketçi Bülent Taş, Sultan Yıldız, Bülent Durgaç katledildi ve onlarca insan yaralandı.

Bu katliamı protesto etmek için 6 Kasım günü Bielefeld’de, TAYAD Komite ve BİR-KAR olarak, bir basın açıklaması yaptık. Açıklamanın ardından çarşıda ve kahvelerde bildirilerimizi dağıtık. İnsanlara katliamlara sessiz kalmamaları ve Ölüm Orucu Direnişi’ne destek vermeleri çağrısı yaptık.

Yaşasın Ölüm Orucu direnişimiz!

BİR-KAR/Bielefeld




Küçükarmutlu’da yaşananlar

Ağrı’nın Doğubeyazıt ilçesinde polis operasyon yapıyor ve Doğubeyazıt Belediyesi’nde zabıta görevlisi Burhan Koçkar’ı, evinde, eşinin gözleri önünde, öldürüyordu.

Dün sabah, Sabah Gazetesi’nin manşete çıkardığı haber, -bir duvar yazısı ve üç-beş eşyanın barikat olarak nitelendiği haber- olacakları haber veriyordu.

Küçükarmutlu’ya operasyon düzenlendi.

Maksat barikatları kaldırmaksa yol ortasından, kolaydı. Duvar yazılarını silmek de...

Duvar yazısı ve barikat ile evinde ölüm orucunu sürdürenlerin ölümleri arasında nasıl bir illiyet bağı olabilirdi? Olan oldu, barikatların kaldırılması ve duvar yazılarının silinmesi “amaçlı(!?)” operasyon, 4 ölüm orucu eylemcisinin ölümü, 10 kadar insanın yaralanmasıyla sonuçlandı.

Bizim, “güvenlik görevlilerinin sorun çözme pratiği” olarak nitelendirdiğimiz olay, işte, budur. Bu pratik 1995’te, Diyarbakır cezaevinde 10, 1999’da Ulucanlar cezaevinde 10 kişinin ölümüne neden olmuş, 1999 Burdur Cezaevi operasyonunda kol kopartmış, 19 Aralık 2000’de F Tipi Cezaevlerini yaşama geçirmek için düzenlenen “hayata dönüş” operasyonunda 32 kişinin canını almıştır.

Bu pratiğin belirgin özelliği, sorunları zor ile çözme zihniyetidir. Zor araçlarını kullanırken, ölçüsüzlüğüdür. Aşırı güç kullanımının gelenekselliğidir. Yakmak, yıkmak ve öldürmek üzere kendisini programlamış olmasıdır. Dolayısıyla, kuralsız ve orantısız, ölçüsüz bir şiddet kullanma eğilimi ve alışkanlığının varlığı, her olayda saptanmaktadır.

Bu gidişe kim dur diyecek? Kim bu ülkenin insanlarının keyfi olarak öldürülmesine itiraz edecek? Kim elinde silah bulunan kamu görevlilerini hukukun içerisine çekecek?

Hüsnü Öndül/İHD Genel Başkanı
6 Kasım 2001




İstanbul’un orta yeri sanki Afganistan!

Koray Düzgören

Güvenlik güçlerinin Küçükarmutlu semtinde operasyon yaptıklarına ilişkin haberi aldığım zaman Adalet Bakanı ile İçişleri Bakanı’nı hatırladım.

İkisi de bir süre önce, ölüm orucuna devam ederken salıverilen bazı tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu bu semte, operasyon düzenlenebileceğini açıklamışlardı.

Bu mahalle, yasadışı sol örgütlerin üslendikleri bir bölge olarak tanıtılıyordu.

Bu operasyon, mutlaka cezaevlerine düzenlenen ve ‘Hayata Dönüş’ adı verilmekle birlikte yaklaşık 30 insanın ölümüne neden olan ‘harekat’ın bir devamı olmalı!

Ölümler de devam ediyor.

İlk belirlemelere göre 4 kişi yaşamını yitirmiş.

Yapılan açıklamalara bakıyorum, cezaevleri operasyonunun ardından yapılan açıklamalarla aynı.

“Ölüm orucu yapanlar ve onların destekçileri kendilerini yaktılar”

Bu operasyonda polisin silah kullanmadığı söyleniyor.

Polisin açıklamasını soruşturmadan, doğrulatmadan aynen kullanan medyaya bakılırsa, polis sadece mahalleye girmiş, devletin hakimiyetini ispat etmiş.

Ardından da bazı suç unsuru olabilecek eşyaya el koyarak oradan uzaklaşmış.

Bazı gazetelerde, polisin silah değil, gözyaşartıcı bomba kullandığı belirtiliyor.

Olay yerinde bulunduğu anlaşılan İl Sağlık Müdürü de bu durumu doğruluyor.

Ölümlerin yanık ve karbonmonoksit zehirlenmesi sonucu olduğu kesin bir şekilde ifade ediliyor.

Cezaevlerine yönelik operasyonlardan sonra da bu tip açıklamalar yapılmıştı!

Ama aylar sonra ortaya çıkan Adli Tıp raporları çok farklı şeyler söylüyordu.
Ölenlerin çoğunun dışardan açılan ateşle öldürüldüğü iddia ediliyordu.

O nedenle bu haberlere baktıktan sonra yine, ‘acaba’ dedim.

Ölenler, bu kez nasıl ölmüşlerdi?

Görgü tanıkları, olayla ilgili inceleme yapan sivil toplum örgütü raporları ve ölenlerin yakınlarının anlatımları, olayın farklı şekilde cereyan etmiş olabileceği kuşkusunu kuvvetlendirir nitelikte?

Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Behiç Aşçı, yetkililerin açıklamalarını yalanlayarak, “Tüm mahalle halkının gözleri önünde oldu. Bu nasıl silah kullanmamak? Evlerin duvar, kapı, pencereleri kurşun delikleriyle dolu. Arzu Güler ölüm orucundaydı, kendini yakacak hali bile yoktu. Yine Sultan Yıldız, Bülent Durga ve Barış Kaş direnişçi değil, refakatçıdır. Kendilerini niye yaksınlar ki” diye konuşuyor.

Ölüm orucundakilerin ya kurşunlanarak, ya da gaz ve yangın bombalarıyla öldürüldüğünü ileri süren Aşçı, şöyle devam ediyor:

“Sadece Haydar Bozkurt adlı direnişçi kendini yaktı. O da yaralıdır. Biz otopsiye alınmadık. Arzu’nun dışında yaşamını yitirenlerden Sultan, Bülent ve Barış kurşunlanarak öldürüldüler.”

İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi yöneticilerinden oluşan bir heyet de operasyon sonrası Küçükarmutlu’ya giderek olay yerinde incelemeler yapmış. Hazırladıkları raporda, iddiaların aksine, polisin olayda kurşun ve bomba kullanarak bilinçli bir operasyon gerçekleştirildiğini ileri sürüyorlar.

Görgü tanıklarının anlatımlarına dayandırılan İHD’nin ön raporundaki iddialar şöyle; “Saat 15.00’te 1000’e yakın kar maskeli çevik kuvvet ve özel tim polislerinin katıldığı operasyon gerçekleştirildi. Semt sakinlerinden alınan bilgilere göre ansızın iki koldan mahalleye giren polis zaman zaman hedef gözetmiş, zaman zaman da rastgele ateş etmiş.

Çatıların üzerinde mevzilenerek silahla ateş aça aça ölüm orucu sürdürülen evlere doğru ilerlemişler. Semt sakinleri, polislere karşı, ne ölüm orucu sürdürülen evlerden ne de destek için çevrede ve barikatların başında bulunan kişiler tarafından herhangi bir direnişin yapılmadığını söylüyor.”

Bir başka habere göre de, Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi yetkilileri, Emniyet ve Sağlık müdürlüklerini yalanlayarak, 10 yaralıdan 6’sının taburcu edildiğini, yaralıların vücudunda ateşli silah yarası ve yanıklar bulunduğunu açıklamışlar!

Bu iddiaların hepsi çok ciddi.

Polisin ve operasyona katılan yetkililerin açıklamalarına mı itibar edeceğiz, iddia sahiplerinin söylediklerine mi?

Küçükarmutlu’da olup bitenlerin aslını nasıl öğreneceğiz?

Öğrenebilecek miyiz?

(Yeni Şafak, 8 Kasım 2001)