05 Ocak '02
Sayı: 01 (41)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzenin iflası ve Türkiye'nin devrimci geleceği...
  Aşılamayan sendikal ihanet barikatı
  Faşist baskı, terör ve katliamların boyutlandığı bir yıl
  Milyonlarca emekçinin kanı, emeği ve geleceği pazarlanacak!
  Azami sefalet ücreti belirlendi
  Gençlik hareketinin politizasyonu artıyor
  Barbarlık ya da sosyalizm!..
  2001: Emperyalizme köleliğin pekiştiği, sosyal yıkımın derinleştiği yıl
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
  Özgürlük ve sosyalizm 21. yüzyıla damgasını vuracak!..
  Arjantin'in iflası ve Türkiye
  İşçi Kültür Evleri'nin etkinliklerinden...
  Emperyalizme karşı direniş sürüyor!..
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Kurtköy-Sülüntepe İşçi Kültür Evi’nde anlamlı tiyatro gösterimi...

Sanatın gücü ve kültürel
etkinliklere susamış emekçiler

Kurtköy-Sülüntepe İşçi Kültür Evi, Tiyatro Manga oyuncuları tarafından sergilenen Behçet Necatigil’in “YOL” oyununa ev sahipliği yaptı. Değişik fabrikalardan işçilerin, gençlerin ve emekçi kadınların izlediği etkinliğe 100’ü aşkın insan katıldı.

Hayatın içinde kaybolmuş insanların çıkış yolu aramasını ve bu arayış içinde yaşadıkları korku ve çelişkileri, kapitalist sistemi ve sistemin insanlar için belirlemeye çalıştığı yaşamı eleştiren bir içeriğe sahip olan oyun emekçiler tarafından beğeniyle izlendi. Oyundaki sembolik anlatımlara, üstü kapalı göndermelere rağmen, belki de bu tarz bir tiyatro oyununa ilk kez konuk olan Kurtköy işçi ve emekçileri oyunla bütünleşti. Oyuncuların seyirci ile diyalog halinde olması ve seyirciye sahnede yer verilmesi, izleyicileri pasif konumdan çıkarıp adeta oyunun içine soktu. Oyunda sistem kurumlarının eleştirisi yapılırken varolanın dışında farklı bir yol her zaman vardır ana teması işlendi.

Etkinlikten sonra Tiyatro Manga oyuncularıyla Kurtköy Sülüntepe emekçileri arasında sıcak bir sohbet gerçekleşti. Tiyatro Manga oyuncuları toplumsal sanat yapmaya çalıştıklarını, birçok yerde oyun sergilediklerini, ancak burada duydukları hazzın çok daha farklı olduğunu belirttiler. Oyun sırasında seyirci ile kurulan diyaloğun renkli olduğunu, adeta oyunun bütününün seyirci ile birlikte oynandığını ifade ettiler. Genel olarak tam bir sonuca bağlanmayan final sahnesinin buradaki atmosferin etkisiyle doğaçlama olarak sonlandırıldığını söyleyen Tiyatro Manga oyuncuları, oyun kurgulanırken verilmek istenen mesajları dolaylı aktarmayı tercih ettiklerini, bunun izleyiciler tarafından canlılıkla kavranmasını kendilerini memnun ettiğini söyleyerek konuşmalarını sürdürdüler.

İzleyici emekçiler ise oyunu fazlasıyla beğendiklerini, bu tür kültürel etkinliklere bölge insanının aç olduğunu belirtip etkinliklerin devam etmesini istediler. Söyleşiye katılan hemen tüm emekçiler, İşçi Kültür Evi çalışanlarına ve etkinliğe ücretsiz olarak katılan Tiyatro Manga oyuncularına teşekkür ettiler. 29 yaşındaki bir işçinin “İlk defa bir tiyatro oyunu izliyorum ve büyük bir mutluluk duyuyorum” demesi birçok izleyicinin düşüncesine tercüman oldu.

Söyleşinin sonunda söz alan bir İşçi Kültür Evi çalışanı ise, İşçi Kültür Evleri’nin açılış amacını anlattıktan sonra ilk defa tiyatro izleyen Kurtköy emekçilerinin sembolik göndermelerle kurgulanmış bir oyunla bu kadar bütünleşmesinin kendileri açısından büyük bir sevinç kaynağı olduğunu söyledi. İşçi Kültür Evi çalışanı konuşmasına şöyle devam etti: “Böylesine bir etkinliğin en temel amacı, işçi ve emekçilerle temel bir sanat dalı olan tiyatroyu daha doğrudan tanıştırmaktı. Bir ara bu oyun ağır kaçabilir mi diye korkmadık değil. Ancak burada ortaya çıkan tablo, sanat ve işçi sınıfı içiçe olduğu sürece bu tür korkuların ne kadar yersiz olduğunu bir kez daha gösterdi.”

Birçok atölye çalışmasının yanı sıra tiyatro atölye çalışmasının kısa bir süre içerisinde başlayacağını söyleyen İşçi Kültür Evi çalışanı, bu etkinliği de bu amacın bir alt yapı çalışması olarak düşündüklerini söyledi. Çalışmalarına destek ve katılım isteyen İşçi Kültür Evi çalışanı, Tiyatro Manga’ya ve izleyicilere teşekkür etti.

Kurtköy Sülüntepe İşçi Kültür Evi, çoğunluğu üniversite öğrencisi olan ve toplumsal sanat yapmaya çalışan Tiyatro Manga ile hayatında belki de çok azı tiyatroya gitmiş Kurtköy Sülüntepe işçi ve emekçilerinin anlamlı bir bütünleşmesine sahne oldu. Belki oyuncular profesyonel değildi, belki izleyicilerin tiyatro sanatı üzerinden söyleyecek çok uzun sözleri yoktu, ancak toplumsal tiyatro iddiası kendi gerçek zemini olan işçi sınıfıyla buluşuyordu. Oynayana ve izleyene farklı duygular hissettiren nokta tam da burasıydı.

Tüm İşçi Kültür Evi çalışanlarının bundan sonraki çalışmaları için bu deneyimden çıkaracakları önemli dersler olmalı...

SY Kızıl Bayrak/Kartal



Kurtköy-Sülüntepe İşçi Kültür Evi keyfi bir biçimde kapatıldı...

İşçi ve emekçilerle birleşmemizi engelleyemezler!

Kurtköy-Sülüntepe İşçi Kültür Evi’nde 30 Aralık günü jandarmanın engelleme çabalarına rağmen “İşçi hareketinin durumu ve taban örgütlenmeleri ihtiyacı” konulu bir panel düzenlendi. Panele AYİEP ve BSH temsilcileri katıldılar.

Etkinliğin başlamasından saatler önce İşçi Kültür Evi’ni abluka altına alan jandarma, panelin başlama saatine 15-20 dakika kala kimlik kontrolü ve arama yapma bahanesiyle İşçi Kültür Evi’ne geldi. Jandarmanın etkinlik salonuna girmesine İşçi Kültür Evi çalışanları izin vermediler. Etkinlik salonunun kapısında yapılan tartışmaların ardından jandarma ısrarından vazgeçti. Ancak sorumlu birinin jandarma komutan ile görüşmek için 5 dakika karakola gelmesini istediler. Ablukanın kaldırılması koşuluyla İşçi Kültür Evi çalışanları bunu kabul ettiler. İki arkadaşın karakola gitmesiyle jandarma ablukası bir süre için kalktı.

Etkinliğe jandarmanın müdahalesi ve mahalleyi terörize etmesinden dolayı katılım doğal olarak beklenilenden az oldu. Ablukadan dolayı birçok kişi panele katılamayarak geri dönmek zorunda kaldı.

Bütün bu engellemelere ve teröre rağmen, 65 emekçi ve devrimcinin katıldığı etkinlik bir söyleşi biçiminde gerçekleşti. 3 temel bölümden oluşan söyleşinin ilk bölümünü, işçi hareketinin gelişim tarihi oluşturdu. İkinci bölümde, daha çok yaşanan süreçler ve sendikaların aldığı tutumlar tartışıldı. Üçüncü bölümü ise, taban örgütlenmeleri ihtiyacı ve bunların sınıf mücadelesinde oynayacağı rol üzerine yapılan tartışmalar oluşturdu.

Etkinliğin bitmesine kısa bir süre kala karakola giden iki İşçi Kültür Evi çalışanı geri döndü. Komutanla yapılan görüşmenin sonucunda bir sorun olmadığını ifade ettiler. Ancak etkinliğin bitmesinin hemen ardından, devletin kolluk güçleri bu sefer daha kalabalık bir halde İşçi Kültür Evi önüne geldiler. Aniden içeri doluşan jandarmalar İşçi Kültür Evi çalışanları tarafından tekrar dışarı çıkarıldılar. İşçi Kültür Evi’nin dış kapısında yapılan tartışmalarda jandarma komutanı İşçi Kültür Evi’nin mühürlenmesi için kaymakamlıktan emir aldıklarını ve mühürleme işlemi için geldiklerini söyledi. Kitle ile jandarma arasında yaşanan tartışmalardan sonra jandarmanın arama isteği kabul edilmedi. Ancak İşçi Kültür Evi’nin dış kapısı mühürlendi.

Jandarmayla İşçi Kültür Evi yetkilileri arasında yapılan tartışmaya mahalle emekçilerinin de katıldığı gözlendi. Hatta bir işçi, “Bu yaptığınız yasalara aykırı, beni buradan çıkaramazsınız, kapıyı üstüme mühürleyin” diyerek kendisini tekrar İşçi Kültür Evi’nin içine attı.

İşçi Kültür Evi yetkilileri ise bu kapatmanın hiçbir hukuki gerekçesinin bulunmadığını, en kısa zamanda tekrar açacaklarını ve bu tür baskıların faaliyetlerinı engellemeyeceğini tartışmalarda ifade ettiler. Jandarmanın birkaç kez yaptığı uyarıya rağmen İşçi Kültür Evi kapısında bekleyen kitle mühürleme işlemi bitene kadar ayrılmadı. İşçi Kültür Evi yetkilileri İşçi Kültür Evi’ni mühürleme kararının tümüyle keyfi ve yasalara aykırı olduğunu açıklayarak hazırlanan tutanağı imzalamadılar.

Demokratik kitle örgütlerine ve ilerici kültür kurumlarına sistemin tahammülsüzlüğü bilinen bir gerçekliktir. Bu açıdan Kurtköy-Sülüntepe İşçi Kültür Evi’ne yönelik bu keyfi saldırı hiç de şaşırtıcı değildir. İşçi kültür evlerinin kuruluş amacı, hedef kitlesi ve kurulduğu alanlar gözetildiğinde, sistemin bu kurumlara karşı duyduğu korku tümüyle anlaşılabilir bir tutumdur.

İşçi Kültür Evi misyonunun sahipleri bu kurumları dişe diş bir mücadeleyle yaşatacaklardır, bundan kimsenin kuşkusu olmasın. Bilinmelidir ki bir kurumun kapatılmasıyla bu misyonun sahiplerini kendi zeminlerinden, işçilerden ve emekçilerden koparabilmek mümkün değildir. Çünkü onlar o toprakta çoktan kök salmışlardır.

SY Kızıl Bayrak/Kartal



Güvenli olmalı, yaratıcı bir çalışma yürütmeliyiz

Türkiye kapitalizmi tarihinin en büyük krizlerinden birini yaşamaktadır ve bu krizler kronik bir hal almıştır. Öyle ki bir sonraki kriz daha derin olabilmektedir. Son olarak yaşanan krizin bir sosyal patlamaya dönüşmesine ramak kalmıştır.

Efendiye yapılan onursuzca uşaklık sonucu alınan 10 milyar dolarlık kredi Türkiye işçi-emekçilerinin can ve kanlarına malolacaktır. Ancak alınan kredi ile Türkiye 30 milyar dolarla İMF’ye en borçlu ülke durumuna gelmiştir. Bu borçların ödenmesi için de işçi-emekçilerinin gırtlağına daha fazla yapışmaktan başka çaresi yoktur sermaye sınıfının. Tüm demokrasi ve insan hakları havariliğine rağmen sermaye devletinin artık çıplak zordan başka seçeneği yoktur. Bu noktada bugüne kadar yaptıkları, bundan böyle yapacaklarının teminatıdır.

Sistemin sürekli kriz üretmesi ve bu krizlerin faturasının her zaman işçi ve emekçilere ödetilmesi, kitlelerde bir öfke birikimine neden olmuştur. Ancak bu açığa çıkartılamadığı yerde eylemli tepkilere dönüşemiyor. Yıllardır sermaye devletinin uyguladığı politikalar ve zor sayesinde kitleler her taraftan kuşatılmış durumda. İşçi sınıfının silahı olması gereken sendikalar ise işçileri vuran bir silaha dönüşmüş, sözde kendini solcu-demokrat kitle partisi ilan eden liberaller de en ufak zoru gördüklerinde yelkenleri suya indirmektedirler. Devrimci hareket ise yıllardır devletin saldırısıyla karşı karşıyadır. Bu yaşadığı yapısal zaaflarla da birleşince, devrimci hareketin kitlelere ulaşması ve onlara güven vermesi hepten güçleşmektedir.

Sürecin ağır seyretmesi safların netleşmesini de sağlıyor. O çok parçalılık giderek ortadan kalkıyor, herkes yerini buluyor, devrimciler ve reformistler kendi bayrakları altında toplanıyor. Böylesine bir tablodan çıkan sonuç şudur: Artık bu işi göğüsleyecek olan bu ülkenin komünistleridir. Artık mesele omuzlarımıza binen bu yükü kaldırıp kaldıramayacağımız meselesidir. Komünistler olarak bizim sorunlara kendi sorumluluklarımız üzerinden bakmamız gerekiyor. Kitlelere ulaşabilmenin yaratıcı yol ve yöntemlerini mutlaka bulmalıyız. Kitlelerle bağ kurarken yaşadığımız tutukluğu aşabilmeliyiz. Bunun koşulları da fazlasıyla var. Zira "her koyun kendi bacağından asılır" diyen insan sayısı giderek azalıyor. İnsanlar birlik olmaktan ve birlikte mücadele etmekten başka şanslarının olmadığını görüyorlar. Bu noktada da sorumluluk komünistlere düşüyor.

İnsanların bugün yaşadığı en büyük sorun güven sorunudur. Bu noktada emekçilere güven aşılamalı, çalışma ve mücadele içinde hem kendi güçlerine hem de birbirlerine güven duymalarını sağlamalı, yalnız olmadıklarını göstermeliyiz.

Tanıştığımız insanları her yönüyle iyi tahlil etmeli ve ona göre yaklaşım gösterebilmeliyiz. Politik kimliğimizi saklamadan emekçilerin dostluğunu ve güvenini kazanmalıyız. Disiplinimizle, yaşam tarzımızla örnek olmalıyız. Yinelemek gerekir, politik kimliğimizi hiçbir şekilde saklamamalıyız. Çünkü çoğunlukla, zamanı değil, kaçar, sakınır gibi gerekçelerle politik kimliğimizi saklıyoruz, sonra da ilişki sıradanlaşıyor. İnsanlardan öncelikle verebilecekleri şeyleri istemeliyiz. Mümkün olduğu kadar aileleriyle de ilişki geliştirmeli ve ilişkileri sıcak tutmalıyız.

Genellikle bugün insanlar kitap gazete vb. şeyler okumaktan uzak oldukları için onların bu durumunu gözetmemiz ve ona göre hareket etmemiz gerekiyor. Mümkün olduğu kadar ve özellikle ilgi duydukları konularla ilgili çarpıcı yazılar okutmalı ve bunlarla ilgili kitaplar vermeliyiz. Her fırsatta birlikte okuyup tartışma ortamı yaratmalı, hatta bunu bir grup olarak yapabilmeliyiz. Bu noktada kurumlarımızı en iyi şekilde kullanmalıyız.

Kurumlarımızda ciddiyeti ve disiplini hakim kılmalıyız, çünkü geleneksel grupların pratiğinde benzer kurumlar işlevsizleşip kısırlaşmışlardır, bunu tersine çevirmemiz gerekiyor. Düzenli programlar yapmalı. bunların seçiminde titiz davranmalı, mümkün olduğu kadar programları boşa çıkarmamalı, yani ertelememeliyiz. İşçi kültür evlerindeki her türlü çalışmaya çevremizdeki en sıradan insanları bile katmalıyız. Biraz samimi olan herhangi bir insan bir etkinliğin duyurusunu yapmaktan, onun içinde yer almaktan çekinmeyecektir. Kolektif iş yapmanın zevkini bir kez tattığı zaman daha sonra bunu seve seve yapacaktır. Bütün mesele ilk adımı attırabilmektedir. İnsanlara yakın ilgi ve sıcaklık gösterdiğimizde ve yeri geldiğinde her konuda yardımımızı esirgemediğimizde, onlar da bizden desteklerini ve ilgilerini esirgemeyeceklerdir.

Komünist bir işçi/İstanbul



Mamak İşçi Kültür Evi mahalle halkıyla bütünleşiyor

Kültür evimiz emekçi kitlelerle buluşma amacı doğrultusunda etkinliklerini sürdürüyor. Bu çerçevede başlatmış olduğumuz kurs faaliyetleri ile kültür-sanat çalışmalarını bütünleştirerek, ürettiklerimizi işçi ve emekçilerle paylaşıyoruz.

Bu bakışla 22 Aralık Cumartesi günü kursiyer öğrencilerimizin aileleriyle tanışmak amaçlı bir etkinlik düzenledik. Etkinlik öncesi bir dizi duvar ilanı ve öğrencilerimiz üzerinden aileleri programımıza davet ettik.

Program kültür evimizin hazırladığı çocuk korosunun sunduğu Mamak Türküsü ile açıldı. Ardından Mamak İşçi Kültür Evi çalışanı bir arkadaş açılış konuşması yaptı. Amaçlarımızı ve çalışmalarımızı anlatan bu konuşma ailelerle birlikte sohbete dönüştü.

Aileler Kültür Evi’nin ihtiyaçlarına ilgi göstererek ona sahiplenir bir yaklaşım sergilediler. Sohbet sonrası İşçi Kültür Evi müzik topluluğu bir müzik dinletisi sundu. Kısa bir aradan sonra iki küçük dostumuz tarafından kısa skeç oynandı ve başka bir arkadaşımızın hazırladığı müzik dinletisi sunuldu.

Kültür evlerimizin sahiplenilmesi açısından oldukça olumlu geçen etkinlik kitlelerle bütünleşma amacına uygun bir tarzda gerçekleşti.

Mamak İşçi Kültür Evi çalışanları



İşçi kültür evlerinde 19 Aralık etkinlikleri

19 Aralık katliamının ve buna karşı sergilenen destansı direnişin üzerinden bir yıl geçti. 19 Aralık’ın yıldönümünde İşçi Kültür Evi’nde bir etkinlik düzenledik. Duvarları katliamda şehit düşen devrimcilerin, 3 şehit yoldaşımızın resimleriyle ve seçilmiş şiarlarla süsledik.

Yaklaşık 70 kişinin katıldığı etkinliğimiz, 19 Aralık katliamında yitirdiklerimiz şahsinda devrim ve sosyalizm şehitleri için bir dakikalık saygı duruşuyla başladı. Daha sonra 19 Aralık katliamını konu alan kısa bir belgesel film seyredildi.

Ardından tahliye edilen ÖO direnişçisi Muharrem Kurşun ve Kenan Oğuz yoldaşlar birer konuşma yaptılar. Katliam sırasında ve sonrasında yaşadıklarını anlatan Muharrem Kurşun ve Kenan Oğuz’un anlatımları ilgiyle dinlenildi. Her iki konuşmacı da düşmanın hücre saldırısına karşı 20 Ekim’de başlatılan açlık grevi ve Ölüm Orucu direnişinin isabetli bir karar olduğunu ve bunun yaşananlarla doğrulandığını söylediler.

Daha sonra etkinlik katliam ve direniş üzerine bir tartışma ve sohbet biçiminde devam etti.

Verilen aradan sonra “Oğulları Ölen Analara” adlı şiir okundu ve halen Tekirdağ F tipi Cezaevinde olan Ölüm Orucu direnişçisi Bekir Balyemez’in annesi Sabahat Balyemez kısa bir konuşma yaptı. Sabahat Ana konuşmasında; devletin geçmişten gelen bir katliam geleneği olduğunu, devrimciler şahsında teslim alınmak istenilenin işçi ve emekçiler olduğunu söyledi. Oğluyla gurur duyduğunu söyleyen Sabahat ana; kimsenin bu sürece sessiz kalmaması, kendisine insanım diyen herkesin bu direnişe destek vermesi gerektiğini söyledi. Dia gösterimi sonrası sahneye Grup Eksen çıktı. Söylenen türkü ve marşlarla program sona erdi.

Nedenleri ne olursa olsun, etkinlik için 19 Aralık’ta devrimcilerin sergilediği direnişin görkemine yakışır bir hazırlık yapamamıştık. Eksik hazırlık programın sunuluşunda kendini gösterdi. Bu konuda bazı haklı ve yapıcı eleştiriler aldık. Bundan sonraki etkinliklerimize bu eleştirileri de dikkate alarak hazırlanacağız.

Esenyurt İşçi Kültür Evi çalışanları

***

 Mamak İşçi Kültür Evi olarak 19 Aralık katliamının yıldönümünde şehit düşen devrimcileri anmak ve tarihi ÖO direnişine sahip çıkmak amacı ile 23 Aralık Pazar günü “Devrimci tutsaklarla dayanışma” etkinliği düzenledik.

Etkinlik saygı duruşu ile açıldı. Katliamda ve ÖO direnişinde şehit düşen devrimcilerin nezdinde tüm devrim şehitlerinin anısına saygı duruşunda bulunduktan sonra kültür evimizin müzik topluluğu kısa bir dinleti sundu.

Dinleti sonrası Hitler faşizmine rahmet okutan bir vahşetle 20 cezaevine saldıran ve onlarca devrimcinin kanını döken sermaye iktidarının 14 ayı deviren irade savaşında yenik düştüğünü ve direnişi hala kıramadığını anlatan bir konuşma yapıldı. Açılış konuşmasının ardından katliam ve direniş üzerine sohbet edildi. Süreci birçok yönü ile ele alan sohbetimiz etkinliğe gelen dostlarımızın ilgisi ve katılımı ile bütünleşti. Sohbet sonrasında etkinliğe katılan bir arkadaşımız sazı ve sesiyle bizlere güzel bir dinleti sundu ve programımız sona erdi.

Mamak İşçi Kültür Evi çalışanları