05 Ocak '02
Sayı: 01 (41)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzenin iflası ve Türkiye'nin devrimci geleceği...
  Aşılamayan sendikal ihanet barikatı
  Faşist baskı, terör ve katliamların boyutlandığı bir yıl
  Milyonlarca emekçinin kanı, emeği ve geleceği pazarlanacak!
  Azami sefalet ücreti belirlendi
  Gençlik hareketinin politizasyonu artıyor
  Barbarlık ya da sosyalizm!..
  2001: Emperyalizme köleliğin pekiştiği, sosyal yıkımın derinleştiği yıl
  Anadolu Yakası Liseli Gençlik Platformu Bülteni'nden...
  Özgürlük ve sosyalizm 21. yüzyıla damgasını vuracak!..
  Arjantin'in iflası ve Türkiye
  İşçi Kültür Evleri'nin etkinliklerinden...
  Emperyalizme karşı direniş sürüyor!..
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Gençlik hareketinin geride kalan bir yılı...

Gençlik hareketinin politizasyonu artıyor

2001 yılı gençlik hareketini değerlendirmek, onun gelişme dinamiklerini ve çıkmazlarını ortaya koyabilmek için önemli veriler sağladı. Bu bir yıl içinde gençlik hareketi adına önemli gelişmeler yaşandı. Gençlik 19 Aralık katliamının etkilerini uzunca bir süre üzerinde taşıdı. 1 Mayıs, 6 Kasım ve son olarak emperyalist savaşa karşı takındığı tutum gençliğin, tüm gövdesiyle olmasa bile ileri kesimleri şahsında yeniden toplumsal sorunlara yöneldiğini, toplumsal idealler ve değerleri sahiplenmeye başladığını, bu doğrultuda belli adımlar attığını göstermektedir.

Ağırlaşan toplumsal sorunlar politizasyonu kolaylaştırıyor

Öğrenci gençliğin bu yıl boyunca hemen tüm eylemlerinde politik sorunlar ve bu sorunlara karşı net duruşlar öne çıktı. Bu durum elbette bilinç planında yaşanan bir değişikliği ifade ediyor, öğrenci gençliğin bir politizasyon sürecine girdiğini gösteriyor.

12 Eylül askeri faşist darbesinin en önemli hedeflerinden biri olan gençlik yıllar boyunca bir apolitizasyon süreci yaşadı. Belli ileri kesimlerini dışında bırakırsak, ‘90’lı yıllar boyunca da bu böyle oldu. Ancak ülkede Şubat kriziyle başlayan bir takım gelişmeler, işçi ve emekçilerin yanısıra gençliği de derinden etkiledi. Ardarda yaşanan ekonomik ve siyasal krizler gençliğin toplumsal sorunlara yönelik ilgisini artırdı. Diyebiliriz ki, uzunca bir süreden beridir ilk kez olarak gençlik yüzünü politik sorunlara döndü.

Ülke genelinde yaşanan gelişmeler gençliğin mücadelesine de uygun bir maddi zemin yarattı. Kasım 2000 ve ardından Şubat 2001’de peşpeşe yaşanan iktisadi ve mali krizler; bunların ağırlaştırdığı siyasal kriz ve yolaçtığı sosyal çalkantı durumu, gençliğin politizasyonunu hızlandıran gelişmelerdi. Krizler gençliğin yaşamını da doğrudan etkiledi. Bunları tamamlayan bir başka gelişme ise 11 Eylül saldırısını izleyen emperyalist savaş oldu. Toplumun büyük bir bölümünün karşı çıktığı emperyalist savaşı gençliğin büyük bölümü de tepkiyle karşıladı. Eğitimin paralı hale getirilmesinde alınan mesafe gençliği doğrudan etkileyen ve mücadeleye yakınlaştıran bir başka gelişme oldu.

19 Aralık’tan günümüze...

ÖO eylemine belki de en anlamlı ve kitlesel destek öğrenci gençlikten geldi. Katliam sonrası dışarıda boyutlanan faşist devlet terörü de bu gerçek üzerinden şekillendi. Saldırılarda öncü unsurlar özellikle hedeflendi. Bu durum etkileri bugüne değin süren bir dizi olumsuzluk yarattı.

Bu dönemden 1 Mayıs’a kadar geçen zaman aralığında gençlik akademik bir takım sorunları üzerinden zayıf da olsa bir hareketlilik yaşadı. 1 Mayıs ise gençliğin mücadele potansiyeli ve isteğini yansıtan bir ayna işlevi gördü. Alanlara çıkan binlerce genç devrim ve sosyalizm sloganlarını haykırdı.

6 Kasım eylemleri altını çizdiğimiz iki gerçeği doğruladı. Eylemlerde kararlılık, kitlesellik ve yaygınlık öne çıkıyordu. Eylemin gerekçesi olan gerici örgütlenme YÖK dışında, savaş, hücreler ve emperyalizme kölece bağımlılık ilişkileri protestoların odağını oluşturuyorlardı.

Aynı dönem gelişen emperyalist savaşa karşı ilk eylemli tepkiler de yine gençlikten geldi. Gençlik bu eylemlerde, savaşın emperyalist karakterine yaptığı vurgu ve “ABD askeri olmayacağız!” sloganında kendisini ifade eden tutumuyla net bir tavır aldı. Toplumun diğer kesimlerinden, özellikle de işçi sınıfından savaş karşıtı eylemli bir tepki gelişmediği oranda öğrenci gençlik de bir bekleyiş sürecine girdi.

Saldırılar ve faşist terör

Özellikle son aylarda yoğunlaşan faşist terörün ve beraberinde gelişen soruşturma terörünün önceki dönemlerden farklı bir yanı var. Yukarıda yaptığımız belirlemelerle beraber ele alındığında, bu farklılığın ne olduğu kolayca anlaşılacaktır. Gençliğin yaşadığı huzursuzluk ve politizasyon bir sır değildir. Sermaye iktidarının gelişmeleri çok yakından ve kaygıyla izlediği de bir gerçektir. Bir başka gerçek ise düzenin gerçekleştirmeyi planladığı saldırı programıdır. Savaş karşıtı eylemlere tam da bu nedenle büyük bir hışımla saldırdı. Ardından faşist terör çetelerini öğrencilerin üzerine saldı.

Devletin yeni dönem eğitim politikasını paralılaştırma saldırısı oluşturuyor. Bu çerçevede hazırlanan yüksek öğrenim yasası üniversitelerin piyasalaştırılmasını hedefliyor. Yasayla rektörlere tanınan muazzam yetkilerle üniversiteler ticarethaneye, öğrenciler ise müşteriye dönüştürülüyor. Bu saldırı sessiz sedasız ve büyük bir hızla ilerliyor. Devletin en büyük korkusu ise bu saldırıya karşı gençliğin harekete geçmesi. Kemal Gürüz saldırı yasaları için, “Bağırta bağırta geçireceğiz” diyor. Devlet bu yasaları hayata geçirebilmek için azgınca saldırmak zorunda.

Sınav yılı olarak 2002...

Gençlik hareketinin son bir yılının gösterdiği bir başka olgu ise, yaşanan yaygın örgütsüzlük durumudur. Öğrenci gençlik bugün hala örgütsüz, dolayısıyla bir önderlikten yoksundur. Gerçekleştirilen eylemlerin kitleselliği bir yanılgı oluşturmamalıdır. İleri kesimleriyle gençlik hala örgütsüz ve dağınık bir yapıya sahiptir. Devletin saldırı kararlılığı bu durumu ağırlaştıran bir etkide bulunmaktadır.

Devrimci gençlik grupları yakın dönemin en dağınık ve örgütsüz durumunu yaşıyorlar. Birçoğunun genel planda yaşadıkları iddiasızlaşma ve tasfiye süreci, sonuçlarını gençlik hareketi alanında da gösteriyor. Bu çevreler gençlik hareketinin sorunlarından, bu sorunlara çözüm arayışından, böylelikle de bir bütün olarak gençlik hareketinden uzaklaşıyorlar.

Gençlik hareketi alanında kemalistlerden liberal solculara, teslimiyetçilerden tatlı su solcularına geniş bir reformist yelpaze ile karşı karşıyayız. Devrimci gruplarla karşılaştırıldığında öğrenci gençlik içinde belirgin bir etki gücüne sahiptir bu akımlar. Bu olgu üzerinde dikatle durulmalıdır. Gençlik hareketi içinde reformist akımlara karşı ilkeli ve kararlı bir mücadele temel önemde güncel görevlerden biridir. Mevcut tablo bunun ancak komünistler tarafından yapılabileceğini gösteriyor.

Genç komünistler, gençliğin örgütsüzlüğünün giderilmesi ve önderlik boşluğunun kapatılması alanında iddialılar. Gençlik hareketinin bugünkü durumunun genç komünistlerin omuzlarına yüklediği yükün ağırlığının farkındalar. Bu yıl, içinde bulundukları alanlarda gençliğin belli kesimlerini kucaklayan çalışmalar ve kampanyalarıyla bu iddiayı gerçekleştirme çabası içinde oldular. Ancak henüz güncel durumumuzla iddiamız arasında büyük bir açı var. Bu açıyı gidermek için asgari bir birikime sahibiz. Yapmamız gereken örgütlülüğümüzü geliştirmek ve genişletmektir.

2002 yılı hem gençlik hareketi hem de bizim iddialarımızın sınanacağı bir yıl olacaktır.

Ekim Gençliği