24 Kasım '01
Sayı: 36


  Kızıl Bayrak'tan
  Reformizm ve siyasal mücadele
  Asıl hedef işçi-emekçi hareketidir!
  Emperyalizmin askeri ve kölesi olmayacağız!
  Ekonomik yıkımın sosyal faturası ağırlaşıyor
  9 Kasım eyleminin gösterdikleri
  Aymasan: Geleceğe dersler bırakan bir direniş deneyimi
  Yoldaşlarının kaleminden Tülay Korkmaz... Her zaman direngen: Yaşamda, işkencede, hapiste
  Zorla müdahale üzerine... Bedenle savaş olmaz
  İşçi sınıfı ve emekçilerden çalınacak, sermayeye ve emperyalistlere aktarılacak!
  Afganistan'da pay kapma mücadelesi yoğunlaşıyor
  Kuzey İttifakı'nın kirli ve katliamcı sicili
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerinden haberler...
  Hegemonya savaşında Türkiye'nin yeri ve beklentileri...
  Mücadele deneyimi, mücadele çağrısı...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Mücadele tarihinden...
   ABD tehlikeli sularda yüzüyor
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Lyon dokuma işçilerinin haykırışı...

“Çalışarak yaşamak veya dövüşerek ölmek!”

21 Kasım 1831, Lyon dokuma işçilerinin barikatlarda yazdığı destanın tarihidir. Dayatılan sefalet ücretine, insanlık dışı çalışma ve yaşama koşullarına başkaldırının tarihidir.

Parola: “Çalışarak yaşamak veya dövüşerek ölmek!”

Lyon, dokumacılıkta o dönem Fransa’sının en gelişmiş bölgesiydi. Sanayileşmenin gelişimiyle birlikte İngiliz dokumacılığına karşı rekabet makineleşmeyi zorunlu kılmıştı. Makineli imalata geçemeyenler ise, çözümü ücretlerin geri çekilmesinde buldular. Makineleşme ve ücretlerin geri çekilmesi, her iki durumda da işçiler için yaşam şartları katlanarak ağırlaşmıştı.

18 saate varan çalışma saatlerinden sonra sağlıksız pis atölyelerde kalmak bir zorunluluktu Lyon dokuma işçileri için. Aldıkları ücretin Fransa’nın diğer bölgelerine oranla oldukça yüksek olması ise 1700’lü yıllardan beri tüccarlara karşı verdikleri birlik ve mücadele geleneğinin kazanımlarıydı.

Rekabet koşullarıyla birlikte, ücretlerde varılan anlaşmaların geçersiz sayılması, mücadeleci Lyon işçilerini bir kez daha ayağa kaldırdı. Grevle cevaplandırılan saldırı, asalaklar takımı tarafından lokavtla karşılandı. Bunun üzerine birçok işyeri kapatıldı.

Çalışarak ölmek değil, çalışarak yaşamak için kadını ve erkeğiyle ayağa kalkan Lyon savaşçıları yalnız değildi. “Sınıf dayanışması” şiarı, diğer şehirlerden gelen “Gönüllü İşçi Birlikleri”yle gerçek anlamını buldu.

Silahlanarak şehrin merkezine doğru yürüyüşe geçen işçilerin pankartlarında şu parola dalganıyordu: “Çalışarak yaşamak veya dövüşerek ölmek!”

Bu kez düşman, barikatlarda bütün halkla birlikte aristokrasiye karşı savaşarak aldıkları iktidarı teslim ettikleri burjuvaziydi. Ve ilk kez diğer halk yığınlarından ayrılarak tarih sahnesine çıkan protetarya, burjuvaziye karşı savaşımında destansı bir direniş örneği yaratıyordu Lyon’da. Bu iki sınıf arasında sonraki yüzyıl boyunca sürecek savaşımlara esin kaynağı olacaklardı. Marks’ın da belirttiği gibi, “Proletaryanın savaş çığlığı”ydı Lyon dokuma işçilerinin ayaklanması.

Ücret artışı için ayaklanılmıştı, başka perspektifleri de yoktu. Kritik önemde olan siyasal bir program ve önderlikten yoksunluk, düşmanın lehine çevirdi savaşı. Burjuvazi, şehrin bütün mahallelerinde kurulan barikatların yiğit direnişçilerini katletti.

Bundan 170 yıl önce proletaryanın çığlığı, Lyon dokuma işçilerinin yaktığı ateş, ancak işçi ve emekçilerin sosyalist iktidarıyla güvenceye alınarak düşmanı yakacaktır. Sahte vaadlere inanarak, her an geri alınması mümkün hak kırıntılarıyla yetinerek değil.

Ve ancak o zaman, yüzyıl boyunca barikatlarda, işkencehanelerde, zindanlarda, yaşamı ölecek kadar sevdikleri, güzel bir dünyanın mücadelesini verdikleri için katledilen işçilerin, emekçilerin, devrimcilerin kanı yerde kalmayacak. Ve taşıdıkları bayrak sosyalist iktidarın burçlarında dalgalanacak.

Gün, 1831 yılında yakılan isyan ateşini körüklemenin günüdür. Sıfır zam dayatmalarına, işten çıkarmalara, her türlü hak gaspına, yozlaştırılan değerlerimize karşı durmanın günüdür.

İsyan ateşini körükle

Zulmü rüzgarlara savur

Kollarının bütün gücüyle

Tavı gelen demire vur

İşçi sınıfının kurtuluşu kendi eseri olacaktır!

D. İren



Ekim Devrimi’nin izinde kendi kurtuluşumuz için örgütlenmeliyiz!

Büyük Ekim Devrimi 84. yıldönümünde yol göstermeye devam ediyor. Ekim Devrimi kısa süreli Paris Komünü denemesinden sonra işçi sınıfının kapitalistlere karşı kazandığı ilk büyük zaferdir. Bu zafer sayesinde tüm dünya işçileri ve ezilenleri sömürünün bir kader olmadığını görmüşlerdir.

Ekim Devrimi’yle birlikte Rusya proletaryası Çarlık rejimini yıkıp, onlarca ulus ve etnik gruba özgürlük sağlayarak, kendi kaderlerini tayin etme koşullarını yarattı. Ulusların gerçek kurtuluşunun ancak emperyalist-kapitalist dünyadan kopmaktan ve proletaryanın safında yer almaktan geçtiğini gösterdi. Ekim Devrimi ile birlikte kadın sorunu, din sorunu, sağlık, eğitim, konut, dil, ırk, vb tüm sorunların çözümü doğrultusunda bir dizi önlem alındı.

Sovyetler Birliği’nin yıkılışının ardından emperyalist talan ve haydutluk görülmedik boyutlara ulaşmış, dünya ölçeğinde sömürü ağırlaşmış, eşitsizlik derinleşmiştir.

Türkiye emperyalizme göbekten bağlı bir ülke konumundadır. İşçi ve emekçilerin ücretleri dahi bugün İMF tarafından belirlenir duruma gelmiştir. Ülkemizde son yıllarda özelleştirmeler daha da hız kazanmış, en kârlı kamu kurum ve kuruluşları emperyalistlere yok pahasına peşkeş çekilmiştir. Milyonlarca insanın işsiz kalmasına sebep olunmuştur.

İnsanlar artık bu ülkede açlıkta yaşam mücadelesi vermektedir. Çok sayıda insan çöplüklerden beslenir hale getirilmiştir. Halk ekmek bayiilerinin önünde binlerce insan saatlerce bekleyerek ucuz ekmek almaya çalışmaktadır. Asgari ücret ise sadece 122 milyondur. Resmi ağızlar dört kişilik bir ailenin asgari mutfak harcamasını dört yüz milyon olarak açıklıyor. Bu bile tek başına insanların nasıl yaşamaya çalıştıklarını gözler önüne seriyor.

İşsizlik oranı çığ gibi büyüyor. Ücretler son derece düşük, zorunlu mesailer had safhada. İnsanlar parasızlıktan okuyamıyor, hastaneye gidemiyor, vb...

Ekim Devrimi’nin de bize gösterdiği gibi, böyle yaşamak biz emekçilerin kaderi değil. Bu kaderi kendi lehimize çevirmek bizlerin elindedir. Artık işçi sınıfının partisi var. Ekim Devrimi’nin izinde, onun deneyim ve dersleriyle yürüyen işçi sınıfının partisi 3. yılını doldurmuş bulunuyor. Komünistler “Yeni Ekimler yaratmak için ileri!” şiarı altında işçi sınıfıyla etle-tırnak gibi bütünleşmeli ve sınıfı bilinçlendirmelidir.

Biz işçiler Ekim Devrimi’nin izinde kendi kurtuluşumuz için örgütlenmeliyiz. Bu dünyayı yaratan bizleriz. Herşeyi üretip yaratan bizler olduğumuza göre, bizler olmasak bu dünya bir hiçtir. Bu dünya bizlerin elleri üzerinde duruyor. Bu bakışla “Yeni Ekimler için ileri” diyoruz.

Bütün ülkelerin proleterleri birleşin!

İşçi sınıfı savaşacak, sosyalizm kazanacak!

A. Dilan
Çiğli Organize’den bir tekstil işçisi



Esenyurt İşçi Evi’nde Ekim Devrimi etkinliği

Bu yıl Büyük Proleter Ekim Devrimi’nin 84. yılı. İşçi sınıfının iktidar mücadelesinde tarihsel öneme sahip bir deneyim olan Ekim Devrimi’ni anmak için bir etkinlik de Esenyurt İşçi Evi’nde düzenlendi. Etkinlik salonu Ekim Devrimi’ni anlatan şiarlarla, posterlerle, proletaryanın öğretmenlerinin, önderlerinin resimleriyle süslendi. Habip, Ümit ve Hatice yoldaşların resimleri de onların yanında yerini aldı.

Yüze yakın kişinin katıldığı etkinlik, müzik ve şiirler eşliğinde sunulan bir slayt gösterisiyle başladı. Slayt gösterimi tamamlandıktan sonra devrim ve sosyalizm mücadelesinde şehit düşenler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı. Hemen peşinden “Ekim Devriminin Kısa Öyküsü” isimli şiir okundu. Ekim Devrimi hakkında konuşmak için kısa bir süre öncesine kadar cezaevinde olan TKİP dava tutsağı ve 1. Ekip ÖO savaşçısı Muharrem Kurşun söz aldı.

Muharrem Kurşun konuşmasına, Ekim Devrimi’ni önceleyen tarihsel süreci kısaca özetleyerek başladı. Rus proletaryasının bu geri tarım ülkesinde devrimi başarmak için ne gibi zorlukların üstesinden gelmek zorunda kaldığını anlattı. Bolşeviklerin hiç bir zorluk karşısında yılmadıklarını, ısrarla devrimi örgütlediklerini ve olanakları sonuna kadar kullanma konusunda büyük taktik ustalıklar gösterdiklerini örneklerle sıraladı. Ekim devriminin proletaryanın iktidar mücadelesinde yolu açtığını, asıl tarihsel öneminin de buradan geldiğini sözlerine ekledi. Türkiye’de de Ekim Devrimi’nin mirasının komünistler tarafından sahiplenildiğini, Türkiye proletaryasının devrimci partisi önderliğinde iktidara yürüyeceğini vurgulayarak konuşmasını tamamladı.

Daha sonra sahneye müzik grubu çıktı. Grubun Ümit, Habip ve Hatice anısına hazırladıkları iki parça dinleyiciler tarafından özellikle beğenildi. Türkü ve marşlar büyük bir coşkuyla söylendi ve etkinliğe renk kattı. Enternasyonal Marşı ise hep birlikte gür sesle söylendi.

“Yapıcılar” şiirinin okunmasının ardından sözü bir kez daha Muharrem Kurşun aldı ve bu kez cezaevlerinde sürmekte olan Ölüm Orucu Direnişiyle ilgili duygu ve düşüncelerini aktardı. Muharrem bu konuşmasını, “Umut biziz, biz kazanacağız!” diyerek tamamladı. Muharrem’in bu konuşması büyük alkış aldı.

Etkinlikte son olarak, dünyada tüm zamanların en iyi filmi kabul edilen ve Ekim Devrimi’nden sonra yaratılan sanat anlayışının iyi bir örneği olan “Potemkin Zırhlısı” filmi gösterildi. Film sessiz filmdi ve altyazıları Türkçe değildi. Bir arkadaşımız altyazıları Türkçe’ye çevirme işini üstlendi ve bunu da başarıyla yaptı. Sonuçta film çoğunluk tarafından büyük bir ilgiyle izlendi.

Esenyurt’tan komünistler