24 Kasım '01
Sayı: 36


  Kızıl Bayrak'tan
  Reformizm ve siyasal mücadele
  Asıl hedef işçi-emekçi hareketidir!
  Emperyalizmin askeri ve kölesi olmayacağız!
  Ekonomik yıkımın sosyal faturası ağırlaşıyor
  9 Kasım eyleminin gösterdikleri
  Aymasan: Geleceğe dersler bırakan bir direniş deneyimi
  Yoldaşlarının kaleminden Tülay Korkmaz... Her zaman direngen: Yaşamda, işkencede, hapiste
  Zorla müdahale üzerine... Bedenle savaş olmaz
  İşçi sınıfı ve emekçilerden çalınacak, sermayeye ve emperyalistlere aktarılacak!
  Afganistan'da pay kapma mücadelesi yoğunlaşıyor
  Kuzey İttifakı'nın kirli ve katliamcı sicili
  Emperyalist savaş karşıtı eylemlerinden haberler...
  Hegemonya savaşında Türkiye'nin yeri ve beklentileri...
  Mücadele deneyimi, mücadele çağrısı...
   Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
   Mücadele tarihinden...
   ABD tehlikeli sularda yüzüyor
   Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Esenyurt İşçi Bülteni’nin Kasım sayısından...

Sömürü ve soygunun yeni bir parçası

Kıdem tazminatı hakkı kaldırılmak isteniyor

Sermayenin baskı ve saldırıları artarak devam ediyor. Kendi krizlerinin faturasını işçilere-emekçilere ödetmeye çalışıyorlar. Binlerce işçi-emekçi kriz bahanesiyle işten atıldı, atılıyor. Milyonlarca işçi sigortasız, zamsız çalışmaya ve sefalet ücreti ile yaşamaya mahkum ediliyor, temel ihtiyaçlara hergün gelen zamlarla işçiler, emekçiler her gün daha da yoksullaştırılıyor.

Şimdi bunlarla yetinmeyip işçi ve emekçilerin mücadeleyle kazanmış olduğu mevcut hakları da gaspetmeyi amaçlıyorlar. Mesela bunun için esnek üretim sistemini uygulamaya sokarak işçilerin birçok hakkını ortadan kaldırmaya çalışıyorlar. Esnek üretim sistemi uygulandığı taktirde, bir işçi çalıştığı işyerinde şimdi olduğu gibi 5 yıl veya 10 yıl gibi uzun süreli çalışamayacaktır. Sadece işverenin isteğine göre 6 saat, 1 gün, 1 ay vb. kısa süreli olarak çalıştırılacaktır. Böyle olduğu taktirde işçi sınıfının mücadeleler ederek kazanmış olduğu mevcut hakların bazıları ortadan kalkacaktır. Kıdem, ihbar vb. tazminatlar bir hak olmaktan çıkacaktır. Çünkü bir işçi işten çıkarıldığı taktirde kıdem tazminatını alabilmesi için çalışmış olduğu işyerinde en az 1 senesini doldurmuş olmaı gerekmektedir. Esnek üretim sisteminde işçinin işyerinde 1 senesini doldurmasına imkan yoktur ve doğal olarak da kıdem tazminatı almaya hak kazanamaz.

Kıdem tazminatının işçiler, emekçiler açısından önemi; bir işçi işten çıkarıldığı taktirde aldığı tazminat ücreti ile kısmen de olsa belli başlı ihtiyaçlarını giderebilmekte ve belli bir süre içinde olsa zorluk çekmeden yaşayabilmektedir. Bir bakıma da kıdem tazminatı almaya hak kazanan bir işçi kolayca işten çıkarılamamakta ve bu suretle kısmen de olsa işinde kalıcılık sağlayabilmektedir. Bu yönüyle kıdem tazminatının ne kadar önemli bir hak olduğu ortaya çıkmaktadır.

Sermaye sınıfı, bu hakları gasp ederek hem işçi sınıfını örgütsüz hale getirmek istemektedir, hem de işçilere, emekçilere vereceği tazminatlarını vermeden kolayca işten çıkartmayı amaçlamaktadır. Zaten birçok işyerinde işçilere, emekçilere verilmesi gereken kıdem ve ihbar tazminatları ya eksik verilmekte, ya da hiç verilmemektedir.

Sermaye devleti, şimdi de bu saldırıları ve hak gasplarını yasallaştırarak istediklerini yapmak amacında. İMF’nin hükümetin önüne koyduğu yeni saldırı programında kıdem tazminatlarına el konulması, taksitle ödenmesi gibi düzenlemeler de yer alıyor. Kamu işçilerinin aldığı ikramiyeler de yılda dörtten ikiye indirilecek. İşçiler ve emekçilerin bu saldırılara ve hak gasplarına karşı kararlılık içinde örgütlü bir mücadele yürütmeleleri gerekmektedir. İşçi sınıfının bedeller ödeyerek kazandığı bu hakların kolayca gasp edilmesi sadece örgütlü bir mücadeleyle engellenebilir.

Yaşasın işçilerin örgütlü mücadelesi!

İşçilerin birliği sermayeyi yenecek!



Yeni bir sömürü ve soygun bütçesi geliyor

Devlet yetkilileri 2002 yılı bütçesinin 98 katrilyon olacağını açıkladılar. Her zaman olduğu gibi bu bütçe de tam bir sömürü ve soygun bütçesi. Silah alımlarına, borç ödemelerine, batan bankaların kurtarılmalarına vs. harcanacak paralar bütçenin büyük bir kısmını oluşturuyor. Diğer taraftan işçi ve emekçilerin maaşlarını arttırmak için okul, hastane gibi yatırımlar için doğru düzgün para ayrılmıyor. Bu durumu rakamlarla görelim.

Bütçenin yüzde 40 gibi büyük bir oranı sadece iç ve dış borçların faizleri için kullanılacak. Yani devlet senden benden topladığı paranın yüzde 40’ını, kuruşuna dahi dokunmadan, patronların yabancı bankalardan aldığı borçların faizlerini ödemek için kullanacak.

Bütçenin gideri 100 katrilyon, geliri 71 katrilyondur. Arada 29 katrilyon fark var. Yani devletin 29 katrilyonluk yeni paraya ihtiyacı var. Bu açığı kapatma yolları arayan sermaye devleti ne yapacak dersiniz? Çok basit. Her zaman olduğu gibi bütçe açığını işçi ve emekçi kesimin sırtından kapatacak.

2001 bütçesinde 38 katrilyon olan vergi gelirleri 2002 bütçesinde 55 katrilyona çıkartılacakmış. Yani önümüzdeki yılda devlet topladığı vergi miktarını yarı yarıya arttırmayı planlıyor. Bu da yeni vergilerin yolda olduğunu gösteriyor. Ayrıca eski vergilerden bir çoğunun oranları da yükseltilecek. Şimdi gürültü patırtıyla KDV oranlarını düşürmelerinin gerisinde bu büyük artışı saklama niyeti var.

Bütçeyi denkleştirmek için devlet hacamalarının da azaltılacağı söyleniyor. Yanlış anlaşılmasın. Milyarlarca dolar tutan silah alımlarından vazgeçilecek değil. Ya da her biri 5 trilyona malolan F Tipi cezaevlerinin yapımı durdurulmayacak. Batan bankalara verilen krediler kesilmeyecek ya da düzen partilerine yapılan bol keseden devlet yardımları kısılmayacak. 2001 bütçesinde meclis partilerine 31 trilyon ödenek ayıran sermaye devleti, bu miktarı 2002 bütçesinde 54 trilyona çıkartacak.

Peki ne olacak? Giderleri azaltma adı altında kamuda çalışan işçi ve emekçilerin mesai paraları, kıdem tazminatı ve ikramiye gibi kazanılmış hakları gaspedilecek. Görülüyor ki yeni yılda da değişen bir şey olmayacak. Sermaye devletinin hükümeti yine bildik reçeteyi ortaya koyacak. Bu reçetede işçi sınıfı ve emekçilerden daha fazla fedakarlık istenmesi, sömürü ve açlığa daha fazla katlanmaları ve asla seslerini çıkartmamaları yazıyor.

Kriz onların krizi!

Krizin sorumlusu biz değiliz, patronlar ve onların devletidir. Dolayısıyla faturasını da onlar ödemelidir. Biz çalışıyor, üretiyoruz; onlar eşkiya gibi ürettiklerimize el koyuyorlar. Bize reva gördükleri sadaka ücretlerini de kriz, bunalım, vergi, savaş diyerek daha da azaltmaya çalışıyorlar. Buna izin vermeyelim! Borç ve savaş bütçesine, vergilerin arttırılmasına karşı çıkalım. İşçi ve emekçilerin bunun için yaptıkları eylemlere katılarak destek verelim.