19 Mart 2005
Sayı: 2005/11 (11)


  Kızıl Bayrak'tan
  SEKA direnişinin göst. ve özelleştirme karşıtı mücadele
  Özelleştirme saldırısında yeni adımlar
  Yeni soruşturma dalgası ve görevler
  Baskılar devrimci gençliği yıldıramaz!
  İܒde soruşturma terörü ve hukuksuzluğa eylemli protesto
  Ankara’da gençlik eylemine polis saldırısı
  TÜSİAD’ın sahte demokrasi sevdası
  10. yılında Gazi katliamı lanetlendi
  “Gazi’nin/1 Mayıs’ın hesabı sorulacak!”
  Süleyman Çelebi kimin başkanı?

  Samet Kalıp işçilerine çağrı

  Aster işçisinden zamsız çalışmaya tepki
  Dehaklar’a karşı Demirci Kawalar’ın
birliği!
  Ulusal sorun ve Kürt hareketi/6: “Demokratik uygarlığın sağ kanadı”
üzerine tamamlayıcı düşünceler
  EKİM’den ; "Sosyal devletin" ve sosyal barışın sonu
 Filistin halkı dayatmalara boyun eğmeyecek!
Irak; Kukla mecliste
pazarlıklar sürüyor
 Arjantin; Devlet Başkanı halka Shell’i boykot çağrısı yaptı
“ESP fenomeni” ya da
fırsatçı samimiyetsizliğin son örneği
Devrimci tutum ve gericilik
İzmir'de 8 Mart
Katliamın adı: Nükleer santral
Cejna Newroz piroz be!
Ortadoğu’da tufan kapıda
  Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın


 

Cejna Newroz piroz be!

Herşeye rağmen Kürdistan halkı Newroz bayramına sahip çıkıyor, Newroz bayramını kutluyor; teslimiyete, ihanete, tasfiyeciliğe, kaçkınlığa, yorgunluğa, yılgınlığa, değer tüketiciliğine, bilinç, bellek ve ruh katliam hareketine rağmen...

Newroz, devrimcidir; direniş, başkaldırı ve ulusal değerlerde ayak diretme soluğudur!

Newroz, uzun soluklu bir kafa tutuştur! Öyle ki Kürt halkı binlerce yıl onu yaşatmış, bir yeraltı nehri gibi bugüne kadar akıtmasını bilmiş, yeni değerlerle büyüterek yarına akıtma gücünde ve kararında olduğunu kanıtlamıştır...

Newroz, salt işgalciye, istilacıya, sömürgeciye direniş değil, aynı zamanda ihanete, teslimiyete, davayı arkadan hançerlemeye karşı da net ve kesin bir duruştur.

Çağdaş Kawa Mazlumlar'ın duruşu ve eylemi bunun en somut kanıtıdır!

Bu özelliklerinden dolayı bugün Kürt halkı, Newroz bayramına sahip çıkıyor, onu bayram sevinci ve yarını kazanma inancı, özgürleşme umuduyla kutluyor...

Yenilgi ve tasfiyecilik yılları yaman yıllardır. İlkeler rafa kaldırılır, ölçüler ayaklar altına alınır, dün hor görülen davranışlar tapınan değerler olarak algılanır... Deyim uygunsa, “at izi it izine karışır”! Yılgınlık ve kaçış, “gemisini kurtaran kaptan” eğilimi, örtük veya açık “yaşam felsefesi” haline getirilir! Kaçış, çok boyutludur ve en önemlisi devrimci geçmişinden, anılarından ve gelecek ütopyasından kaçıştır!

Elbette bu, salt bize özgü bir durum değildir, benzer süreçleri yaşayan birçok halk aynı badireleri yaşamışlardır. İdeolojik savrulma, felsefi gericilik, kendinden ve devrimci ütopyadan kaçış onların da yakasını bırakmamıştır.

Bizde yenilgi ve tasfiyecilik yılları daha yaman ve tahrip edici boyutlarda sürmektedir. Halkın diri ve dinamik kesimleri, kuşkusuz belli bir ufuksuzluğa, bundan kaynaklanan umutsuzluğa mahkûm edilmesine rağmen yine de kazandığı birikim ve güncel yaşamın tetikleyici dinamizmiyle harekete geçmekte, bu tavırlarıyla geleceğe akışın somut halkası olma işlevini görmektedirler... Newroz kutlamalarında, ulusal değerlere sahip çıkmada, kimi ulusal reflekslerde bunu somut olarak görmek mümkündür...

Ama bu tek başına yanıltıcı olmamalıdır! Bu, sadece, sorumlu devrimciler için toplumsal zeminin, devrimci dinamiklerin canlılığını göstermesi bakımından önemli bir etkendir. Yoksa bu, kendi başına ne ulusal kurtuluşa götürür, ne ciddi bir toparlanmaya, ne de yeniden ayağa kalkışa…

Halkımız, halkımızın en yoksul kesimleri, emekçiler, kadınlar, gençler, bugün attıkları sloganlar, denetiminde oldukları hareket ne olursa olsun, ulusal ve toplumsal istemlerin, oluşan birikim ve anıların itkisiyle sokaklarda, alanlarda, orada burada bulunmaktadırlar... Bu, aslından ulusal ve toplumsal dinamiklerin, “tarihsel bir sürekliliğin” de etkisiyle kendisini dışavurması, ama yanlış bir zeminde, sonuçta kendisini vuracak bir zeminde yansıtmasından başka bir şey değildir... En azından otuz yıllık bir mücadele birikimi ve canlı ulusal istemlerin kendisini devrimci zeminlerde ifade etme olanağını bulamadığı bu yıllarda başka türlü açığa çıkmasını beklemek, toplumsal hareketlerin temel dinamiklerini kavramamak demektir.

Gerçekliğin özeti şu: Halkımız İmralı ihanetine rağmen, onun sürdürdüğü sistemli bilinç, bellek ve ruh katliam hareketine rağmen, yanlış zeminde de olsa, kendini vuran ve vuracak bir sürecin etkeni de olsa hala canlı bir yan, dinamik öğeler barındırmaktadır. Bu bir paradokstur kuşkusuz; ama canlı ve dinamik yanları sahiplenmek, bunu devrimci çalışmanın önemli bir taktik hedefi haline getirmek gerekir. Sadece güncel çalışmalar açısından değil, öncü çalışmanın ihtiyacını derinden hissetmek açısından da önemli bir etkendir...

Yenilgi ve tasfiye yıllarının en büyük vurgununu yiyen, çözülen, dağılan, tanımsızlaşan, gözlerindeki feri sönen, umut ve inanç kırılmasını yaşayan, ne yazık ki, kadrolardır, otuz yıllık mücadelenin yükünü taşıyan savaşçılardır, daha güzel bir deyişle “devrimin emekçileri”dir! Bunun anlaşılır nedenleri var, bu sözlerimiz bir yargılama ve mahkûm etme sözleri değil, bir gerçeğin çok yalın bir ifadesi, özet tespitidir!

Direniş ve Kürdistan ulusal kurutuluş mücadelesinin simgesi Newroz bayramını kutladığımız bugünlerde gerçekliğimizi tespit etmek, ihtiyaçlarımızın altını bir kez daha çizmek, karşı karşıya bulunduğumuz tehlikeleri kavramak, devrimci görev ve sorumluluklarımızı hatırlamak, hatırlatmak hamasi sözlerden çok daha önemli ve anlamlıdır!

Biliniyor, İmralı ihaneti, tasfiyeciliği çok yönlü bir biçimde sürdürmektedir. İlk dönemde başlatılan ideolojik silahsızlandırma, son yıllarda yeniden öne çıkarıldı. AİHM savunmaları ile bilinç katliamı derinleştirilmektedir. Bu, salt yaratılan bilinç birikimini değil, geleceği de hedeflemektedir, teslimiyet ve ihanetin, düzen içinde erimenin ideolojik-teorik, tarihsel ve felsefik altyapısı yapılmak istenmektedir. Bu, çok ciddi bir tehlikedir, etkileri yıllara uzanabilecek bir niteliğe sahiptir... Bir yandan bu yapılırken, bir yandan da Demokratik Toplum Hareketi'yle teslimiyet çizgisinin örgütü, siyaseti yaratılmak istenmektedir. Bütün bunların devrimci geçmişe ait ne varsa onların tasfiyesi ve çürütülmesi hareketi eşliğinde, bunların hepsinin bir konsept bağlamında yapıldığını genişçe açmamıza gerek yok...

Kuşkusuz bunları söylemek bir şeydir, ama tek başına bir şey ifade etmediğini de belirtmek gerekir. İdeolojik tasfiye ve silahsızlandırmaya karşılık ciddi bir ideolojik mücadele vermek, bunu örgütlü politik bir hareketi inşa ve geliştirme çabalarıyla birleştirmek önemlidir. Sonuç alıcı olan da budur! “Sonuç alıcılığı”, kısa vadeli bir şey olarak değil, uzun soluklu, ama günlük çalışmayı da aksatmayan, planlı ve profesyonel bir çekirdek çalışması olarak algılamak gerekiyor!

Evet, en büyük yıkım ve çözülme kadro, “yetişmiş insan” alanında yaşanmaktadır. Ama halkta diri yanlar var, bunlar, kendisini yanlış bir zeminde dışavursa da yine böyledir. Yine, dönemsel olarak esen rüzgârlara kapılan, kurtuluşu “Amerika müdahaleciliğinde” gören, TC karşısında tek bir devrimci sözü dahi olmayan eğilim ve kişilerin de ulusal kurtuluş mücadelesinde ciddi bir yerleri olmayacaktır, hele Kuzey Kürdistan'da TC karşısında politik bir ağırlık oluşturmaları mümkün değildir.

Açık ki, ihtiyacımız olan devrimci birikimlerimize dayanan, emekçi halkı, onun devrimci dinamizmini esas alan, dostlarını ve düşmanlarını stratejik ve taktik düzeyde çok net belirleyen, ideolojik olarak doğru ve sağlam, politik olarak kararlı ve uzun soluklu, kendini bütün bu ağır görevlere göre örgütleyen profesyonel bir çekirdeği yaratmaktır! Bunun başarılması, günün devrimci görevini başarmak, bir bakıma geleceği bugünde kazanmaktır!

Devrimci Newroz'un, Mazlumlar'ın Newroz'unun hatırlattığı, öğrettiği, dayattığı budur!

Cejna Newroz piroz be!

Yaşasın Newroz!

Newroz şehitleri ölümsüzdür!

Sosyalistên Şoreşgerên Kurdistan

(Kürdistan Devrimci Sosyalistleri)