19 Mart 2005
Sayı: 2005/11 (11)


  Kızıl Bayrak'tan
  SEKA direnişinin göst. ve özelleştirme karşıtı mücadele
  Özelleştirme saldırısında yeni adımlar
  Yeni soruşturma dalgası ve görevler
  Baskılar devrimci gençliği yıldıramaz!
  İܒde soruşturma terörü ve hukuksuzluğa eylemli protesto
  Ankara’da gençlik eylemine polis saldırısı
  TÜSİAD’ın sahte demokrasi sevdası
  10. yılında Gazi katliamı lanetlendi
  “Gazi’nin/1 Mayıs’ın hesabı sorulacak!”
  Süleyman Çelebi kimin başkanı?

  Samet Kalıp işçilerine çağrı

  Aster işçisinden zamsız çalışmaya tepki
  Dehaklar’a karşı Demirci Kawalar’ın
birliği!
  Ulusal sorun ve Kürt hareketi/6: “Demokratik uygarlığın sağ kanadı”
üzerine tamamlayıcı düşünceler
  EKİM’den ; "Sosyal devletin" ve sosyal barışın sonu
 Filistin halkı dayatmalara boyun eğmeyecek!
Irak; Kukla mecliste
pazarlıklar sürüyor
 Arjantin; Devlet Başkanı halka Shell’i boykot çağrısı yaptı
“ESP fenomeni” ya da
fırsatçı samimiyetsizliğin son örneği
Devrimci tutum ve gericilik
İzmir'de 8 Mart
Katliamın adı: Nükleer santral
Cejna Newroz piroz be!
Ortadoğu’da tufan kapıda
  Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın


 

Seçim oyununun ürünü kukla mecliste pazarlıklar sürüyor

İşgal ordularının namluları gölgesinde 30 Ocak'ta gerçekleşen Irak “seçimleri”nin ardından, kukla meclis 275 yeni üyesiyle ilk toplantısını yaptı. Kuran'dan okunan ayetlerle açılan mecliste, “milletvekilleri” yemin ederek göreve resmen başladılar. Ancak hükümet henüz kurulamadığı için yeni meclisin ilk oturumu sembolik oldu. Kukla başbakan İyad Allavi soysuzu, meclisin açılış oturumunda yaptığı konuşmada, Irak muhalefetini yıllar süren mücadelesinden dolayı övdü ve Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki yabancı güçlere Saddam Hüseyin rejimini devirdikleri için teşekkür etti.

Şiiler ve Kürtler arasında haftalardır süren hükümet pazarlıklarında henüz bir sonuç alınamadı. Hükümet pazarlıkları tamamlanmadığından devlet başkanı ya da meclis başkanı seçilmesi için herhangi bir oylama da yapılamadı. Tarafların hükümet pazarlıklarını bu ay sonuna kadar tamamlamayı hedeflediği belirtiliyor.

Bağdat'ı saran patlama sesleri arasında toplanan meclis, işgal orduları tarafından sıkı bir şekilde korumaya alındı. Amerikan askeri sözcüleri, toplantı esnasında meydana gelen patlamaların güvenlikli bölgeye isabet eden iki havan topu saldırısı olduğunu açıklarken, ajanslar en az altı patlama duyulduğunu bildirdiler. Irak halklarını temsil etme iddiasındaki kukla meclisin, bu halkların celladı Amerikan askerleri tarafından korunması, bu meclisin kimler adına çalışacağını göstermeye yetiyor.

Devlet başkanı ile yardımcılarının, başbakan, meclis başkanı ve bakanların hangi partiye verileceği konusunda anlaşma sağlanamadı. Bundan dolayı pazarlıklar devam ediyor. Ancak partilerin ve milletvekillerinin üzerinde sessizce anlaşmış göründükleri bir konu var. O da, emperyalist orduların Irak'tan bir an önce çekilmesini talep etmekten geri durmak. Bu sınırlar içinde kaldıkları sürece, ABD emperyalizmi onların hareket alanlarına doğrudan müdahale etme ihtiyacı hissetmeyecek. Çünkü işgalin sona ermesi dışındaki tartışmalara haydut takımının tahammül etmesinde bir sıkıntı yoktur.

Toplantıda konuşan Şii ittifakının lideri Abdülaziz El Hakim, devam eden pazarlıklardan herkesin içinde yeralacağı bir ulusal birlik hükümeti çıktığını görmek istediklerini söyledi. Kürt lider Celal Talabani ise yaptığı konuşmada, 30 Ocak seçimlerini büyük ölçüde boykot eden Sünniler'in de siyasi süreçlere katılımını sağlamak için özel çaba göstermek gerektiğini belirtti. Koltuk pazarlığı muhtemelen kısa sürede bir sonuca bağlanacak. Aslında genel olarak cumhurbaşkanlığının Kürtler'e, başbakanlığın Şiiler'e, meclis başkanlığını da Sünni Araplar'a verilmesi konusunda bir fikir birliği oluştuğu söyleniyor. Pazarlıklarda en hararetli tartışmaların ise Kürt peşmergelerin geleceği ve Kerkük'ün statüsü konusunda istenen güvenceler çevresinde odaklandığı anlaşılıyor. Nitekim konuyla ilgili bir açıklama yapan Talabani de, Şiilerle hükümet pazarlıklarının peşmergenin ve Kerkük'ün geleceği konularında tıkandığını söyledi.

Talabani-Barzani ikilisi Kerkük konusunda açık güvenceler istiyor, Saddam döneminde izlenen Araplaştırma politikaları yüzünden bölgeden göç etmek zorunda kalmış onbinlerce Kürt'ün geri dönme hakkının somut güvenceye kavuşturulmasında ısrar ediyor. Petrol zengini kentteki nüfus yapısı, Kerkük'ün Kürt özerk bölgesine mi Irak merkezi yönetimine mi bağlı olacağını belirleyeceğinden, anlaşmazlığın çözümlenmesi güç görünüyor.

Kürt liderler, peşmergenin Kürt Özerk Bölgesi'ni oluşturan Erbil, Süleymaniye ve Dohuk bölgelerinde güvenliği sağlamasını, Irak ordusunun ise bu bölgelere ancak bir dış tehdit sözkonusu olursa, ve Kürt Özerk Yönetimi'nin izni ile girebilmesini sağlayacak bir düzenleme istiyor. Oysa Birleşik Irak İttifakı'nın Başbakan adayı İbrahim Caferi, Los Angeles Times gazetesine verdiği demeçte, Kerkük sorununa değinirken, bu kentin demografik yapısının Erbil ve Dohuk'tan farklı olduğunu, çoğulcu bir yapısı bulunduğunu vurguladı. Caferi, Kerkük sorununa kalıcı çözümün anayasa çerçevesinde bulunması gerektiğini söylüyor. Bu sözler, Caferi'nin diplomatik ifadelerle Kerkük'ün yönetiminin Kürtler'e geçmesini reddetmesi olarak yorumladı.

Kürt ve Şii partiler kendi aralarında sert pazarlıklar yapsalar da işgalci haydutların devreye girmesi durumunda anlaşacaklarını tahmin etmek zor değil. Zira seçim oyununun görüntüyü kurtarabilmesi için, görüntüde “ulusal mutabakat”ın sağlanması gerekiyor.

Emperyalist orduların himayesinde pazarlıklar yapan gerici partilerin anlaşması, sonraki sürecin işleyebilmesi için de gerekiyor. Hazırlanan plana göre meclis, devlet başkanı ve iki yardımcısından oluşacak bir başkanlık konseyi seçecek. Seçilecek kişilerin meclisin 3'te 2'sinin desteğini alması lazım. Bu nedenle rakip blokların aday gösterilecek isimlerin üzerinde anlaşması gerekiyor.

Devlet başkanı ve yardımcılarından oluşan konsey, başbakan ve kabine üyelerini belirleyecek. Konsey iki hafta içinde oybirliğiyle alacağı kararla bir başbakan atamak zorunda. Atanan başbakan meclisten güvenoyu alabilmek için, salt çoğunluğun, 138 üyenin desteğini almak zorunda. Bu sağlandığında hükümet çalışmaya başlayabilecek ve 15 Ağustos'ta bir anayasa taslağı hazırlayacak. Taslak15 Ekim'de referanduma sunulacak. Anayasa onaylanırsa 15 Aralık'a kadar yeniden genel seçim yapılacak ve yıl sonuna kadar yeni hükümet kurulacak.

Sonuç olarak, seçim oyununun düşkün figüranları işgal ordularının beklentilerine uygun olarak aralarında anlaşmak zorundalar. Pazarlıklar ABD emperyalizmini rahatsız etmeyen sınırlar içinde olup bitecek. İşgalcilerin hizmetindeki işbirlikçiler yenileriyle yer değiştirecek.

Geçen yüzyılın başında Ortadoğu haritasını çizen emperyalistler, bölgeyi çözümü son derece zor bir çatışmalar süreci içine yuvarlamışlardır. O günden bugüne devam eden sorunların, yine emperyalist haydutlar tarafından yapılan müdahalelerle çözülmeyeceği pek çok deneyimle görülmüştür. “Çözüm” diye sunulan planlar çatışmaları daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmektedir. Zira emperyalistlerin amacı, ürettikleri sorunları çözmek değil, halkları köleleştirip sahip oldukları zenginlikleri yağmalamaktır.

Mezhepsel kimliklerinden dolayı Şiiler'in, ulusal kimliklerinden dolayı ise Kürtler'in uzun yıllar boyunca baskı ve zulme maruz kalmaları olgusu, bu halkların özgürlük uğruna verdikleri mücadelenin haklı ve meşru olmasını sağlıyor. Ancak bu amaca yalnızca halklar arası dayanışma ile ulaşılabilir. Halklara sırt dönüp, bu amaca ABD emperyalizminin himayesinde ulaşılabileceğini sanan bir anlayışın halklara kazandıracağı bir şey yoktur. Dahası böylesi bir anlayışın halklara ne tür akibetler hazırladığı deneyimlerle görülmüştür.

ABD emperyalizminin, ihtiyaç duyması halinde, bölgede bir halklar boğazlaşmasını gündeme getirmekten çekinmeyeceği açıktır. Böyle bir durum yaşandığında, savaş kundakçılarına figüranlık yapanlar bunun dolaysız suç ortakları olacaklardır.

Halkların özgürce yaşayacağı Ortadoğu'da emperyalistler ile işbirlikçilerine yer yoktur!

---------------------------------------------------------------------------------------

Hollanda ve Ukrayna'dan sonra İtalya da Irak'taki askerlerini çekme kararı aldı...

Sahte koalisyon dağılıyor

Irak işgalini destekleyerek emperyalist ordulara “koalisyon güçleri” görüntüsü veren ülkelerin bir kısmı daha önce Irak'taki askerlerini geri çekmişlerdi. Bu kervana son katılan Ukrayna, Hollanda ve İtalya oldu. Böylece palavradan başka bir anlam taşımayan “koalisyon güçleri” deyiminin altı büyük oranda boşalmış olacak.

Hollanda ve Ukrayna, Washington'daki savaş çetesinin talebine rağmen, Irak'taki askerlerini çekme kararını değiştirmedi. Emperyalist orduların hizmetine giren 1350 Hollanda askeri aşamalı olarak geri dönüyor. Hollanda askerlerinin Nisan ortalarında Irak'tan tamamen çekileceği belirtiliyor. Aynı konumdaki 1600 Ukrayna askerinin de ilk bölümünün bugünlerde Irak'tan ayrılması bekleniyor. Ukrayna askerleri ise Ekim ayının ortasına kadar Irak'tan tamamen ayrılmış olacak.

Askerlerini Irak'tan çeken ülkeler kervanına son olarak katılan İtalyan yönetimi, emperyalist işgalin en yüzsüz destekçilerindendi. Hal böyleyken İtalya Başbakanı faşist Berlusconi, Eylül ayından itibaren Irak'taki asker sayısının azaltılacağını açıkladı. İşgal ordularında ABD, İngiltere ve Güney Kore'den sonra en fazla asker sayısına sahip olan İtalya'nın Irak'ta 3 bin askeri bulunuyor.

ABD-İngiliz emperyalistlerinin Irak'ı viraneye çevirerek işgal etmesine ve 120 bin Iraklı'nın katledilmesine suç ortaklığı yapan “küçük müttefikler”, gelinen aşamada “koalisyon güçleri” oyunundan çekilmek zorunda kaldılar. Irak halklarının direnişi, emperyalist barbarlığın dünya halkları nezdinde teşhir olması, kendi kamuoylarının baskısı vb. etkenler, bu Amerikan uşaklarının Irak'ta daha fazla durmasına olanak tanımayacak duruma geldi. Fakat bu “küçük” müttefikler Irak'tan çekilseler de, halkların kıyımdan geçirilmesi suçuna ortak olmanın kara lekesini alınlarında taşımaya devam edecekler.