19 Mart 2005
Sayı: 2005/11 (11)


  Kızıl Bayrak'tan
  SEKA direnişinin göst. ve özelleştirme karşıtı mücadele
  Özelleştirme saldırısında yeni adımlar
  Yeni soruşturma dalgası ve görevler
  Baskılar devrimci gençliği yıldıramaz!
  İܒde soruşturma terörü ve hukuksuzluğa eylemli protesto
  Ankara’da gençlik eylemine polis saldırısı
  TÜSİAD’ın sahte demokrasi sevdası
  10. yılında Gazi katliamı lanetlendi
  “Gazi’nin/1 Mayıs’ın hesabı sorulacak!”
  Süleyman Çelebi kimin başkanı?

  Samet Kalıp işçilerine çağrı

  Aster işçisinden zamsız çalışmaya tepki
  Dehaklar’a karşı Demirci Kawalar’ın
birliği!
  Ulusal sorun ve Kürt hareketi/6: “Demokratik uygarlığın sağ kanadı”
üzerine tamamlayıcı düşünceler
  EKİM’den ; "Sosyal devletin" ve sosyal barışın sonu
 Filistin halkı dayatmalara boyun eğmeyecek!
Irak; Kukla mecliste
pazarlıklar sürüyor
 Arjantin; Devlet Başkanı halka Shell’i boykot çağrısı yaptı
“ESP fenomeni” ya da
fırsatçı samimiyetsizliğin son örneği
Devrimci tutum ve gericilik
İzmir'de 8 Mart
Katliamın adı: Nükleer santral
Cejna Newroz piroz be!
Ortadoğu’da tufan kapıda
  Mücadele Postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın


 

Bölgedeki gerici rejimler siyonistlerle ilişkileri geliştiriyorlar...

Filistin halkı emperyalist-siyonist dayatmalara boyun eğmeyecek!

Ortadoğu halklarının ABD emperyalizmiyle siyonist İsrail'den haklı olarak nefret ettiği, bunun köklü bir bilince dayandığı biliniyor. Bunun farkında olan bölgedeki gerici Arap devletleri, halkların tepkisinden çekindikleri için İsrail'le doğrudan ilişkiye geçmekten kaçınırken, Amerikan uşaklığını da belli sınırlar içinde tutmak durumunda kalıyorlar. Bu konuda en pervasız olan Ürdün ile Mısır rejimleri bile kimi zaman ABD-İsrail “karşıtı” çıkışlar yapma ihtiyacı hissediyorlar.

İsrail'e sınırsız destek veren ABD Irak'ı da işgal edince, bu nefret doğal olarak had safhaya ulaştı. Gelinen aşamada Washington'daki şefler Arap halklarının “sempatisini” kazanmanın yolunu aramaya başladılar. Bir şekilde bölgedeki Amerikan ve İsrail karşıtlığını geriletmek istiyorlar. Yoksa Genişletilmiş Ortadoğu Projesi (GOP) çerçevesinde öngörülen, İsrail'le iyi geçinen gerici rejimleri başa geçirip ayakta tutmak sözkonusu bile olamaz.

Temel adım Filistin halkını aldatabilmek!

Filistin topraklarının gaspedilmesi, halkının sürgüne zorlanması, özellikle 1967'den itibaren Filistin topraklarının İsrail tarafından işgal edilmesi ve bu vahşetin her zaman ABD tarafından desteklenmesi vb. olgular, bölge halklarının ABD ve İsrail karşıtı tutumunun asıl nedenidir. Filistin halkının Washington ve Tel Aviv'deki cellatları da bu gerçeğin farkındadır elbette.

Son yıllarda başa geçen tüm Amerikan başkanlarının gündeminde, “Ortadoğu barışı” baş sıralarda yeraldı. Eğer Filistin sorununa “çözüm” üretebilirlerse, bölgedeki Amerikan karşıtlığını zayıflatabilir, Amerikancılar'ın elini güçlendirebilirlerdi. Bunun için 15 yıldan beri Filistin halkını, bazı kırıntılar karşılığında, utanç verici bir teslimiyete zorlayıp duruyorlar. Filistin halkının bağrından beslenerek bu dayatmalara karşı yükselen direniş, önce Filistin yönetimi eliyle engellenmek istendi. Bunda başarı sağlanamayınca direnişe “terörizm” damgası vuruldu. Dahası, ölüm makinesi siyonist ordu eliyle ezmek için akıl almaz boyutlara varan barbarlıktan kaçınmadılar. Ancak ABD ve İsrail rejimleri bu kirli amaçlarına bir türlü ulaşamadılar.

İş Mahmut Abbas ve ekibinin sırtına yüklenmiş durumda

“Başkenti Kudüs olan Filistin devleti” idealinden vazgeçmeyen Arafat, uzlaşmacı çizgisine rağmen Bush-Şaron'un dayatmalarına karşı durdu. Bundan dolayı kasap Şaron ve ekibi, hem Arafat'ı Mukata'ya hapsedip dünyayla bağlantısını kesmiş, hem de onunla tüm diyaloğu keserek fiilen tecrit etmişti.

Arafat'ın ölümünden sonra, ABD-İsrail desteğiyle başa geçen Mahmut Abbas, hiçbir güvenceye alınmayan birkaç kırıntı karşılığında, Bush-Şaron dayatmalarını kabul etti. Direnişçi Filistinli örgütleri de ateşkes için ikna ederek, şimdilik savaş çetesinin takdirini kazanabildi. Zira Irak bataklığında çırpınan savaş kundakçıları hiçbir zaman “Filistin sorununu çözdük” argümanına bugünkü kadar ihtiyaç duymadılar.

Eğer bu süreç belli bir süre devam ederse, bölgedeki işbirlikçiler; ABD Filistin sorununu çözdü, İsrail Filistinlilerle anlaştı, o halde şu Amerikan-İsrail karşıtlığına da bir son vermenin zamanı gelmiştir deme cüretinde bulunabilecek. Bush liderliğindeki savaş şebekesinin istediği tam da budur.

BM ve Kofi Annan da devrede

Bush-Şaron planının başarısı için Abbas'ın yanısıra Mısır, Ürdün gibi gerici aktörlerin çabaları yetersiz kalmış olmalı ki, BM Genel Sekreteri Kofi Annan da bölgede arz-ı endam eyledi. Siyonist İsrail ordusunun Filistin'de yıkım ve katliamları doruğa çıktığında bölgeyle pek ilgilenmeyen Annan, Bush-Şaron katillerine hizmet etmek için apar-topar bölgeye geldi.

Şaron'dan sonra Mahmud Abbas ile görüşen Annan, görüşme sonrası yaptığı açıklamada, BM kararlarının Filistin ve İsrail'in uzlaşmasıyla hayata geçirilebileceğini iddia etti. Filistin Dışişleri Bakanı ile ortak basın toplantısı düzenleyen Annan, Abbas ile görüşmesinde Filistin topraklarındaki son gelişmeleri, İsrail'in Gazze Şeridi'nden gerçekleştireceği çekilmeyi, Yahudi yerleşim birimleri ve güvenlik duvarı konularını ele aldıklarını söyledi. Kofi Annan, temaslarıyla “yol haritası” olarak anılan “barış” planına ivme kazandırmayı umuyor.

Görüşmeler sürerken, yüzlerce Filistinli Annan'ı protesto etti. Göstericiler Annan'ın mülteci kampları ile İsrail'in inşa ettiği duvarı ziyaret etmemesini kınadı.

Amerikan işbirlikçileri hareketleniyor

Bölge halkları arasında Amerikan-İsrail karşıtlığı ne kadar yaygınsa, emperyalist merkezlere sırtını dayayarak geleceğini güvence altına almak isteyen bölgedeki burjuva sınıflar ile petrol-dolar zengini asalaklar da emperyalist-siyonist güçlerle o kadar yakın olmak istiyorlar.

Konuyla ilgili dikkat çekici son gelişmeler Lübnan, Ürdün ve Tunus'ta görüldü. Tunus'ta, Zeynel Abidin Bin Ali başkanlığındaki rejim, kasap Şaron'u ülkeye davet etti. Şaron'un davetini protesto eden ve Tunus'a gelmesini istemeyen ilerici güçler ise, Tunus polisinin terörüne maruz kaldı. Tunus polisi, Şaron'un ziyaretine karşı çıkanları hastanelik ederek gözaltına aldı.

İkinci intifadanın başlamasından sonra İsrail'deki Büyükelçisini geri çağıran Ürdün, Şarm El Şeyh'te düzenlenen Şaron-Abbas zirvesini takiben, yeni büyükelçisini, 4 yıllık bir aradan sonra, 20 Şubat'ta Tel Aviv'e gönderdi. Bununla yetinmeyen gericiler, Ürdün Dışişleri Bakanını da Tel Aviv'e gönderdiler. Yapılan resmi açıklamada, ziyaretin iki ülke arasında ortak çıkarları yansıtan ilişkilerin daha ileriye götürülmesi ve kuvvetlendirilmesi için önemli bir fırsat olarak görüldüğü kaydedildi.

Lübnan'daki durum farklı olmakla birlikte, o da bu sürecin bir parçasıdır. Lübnan “muhalefeti”nin sözcülüğünü yapan eski “anti-emperyalist”, yeni Amerikancı Dürzi lider Velid Canbolat, İsrail'le işbirliği yapılmasını açıkça savunmaya başladı. Dürzi, Sünni, Hıristiyan partileri şahsında temsil edilen Lübnan burjuvazisi, Washington ve Tel Aviv'le sıkı ilişkilere resmiyet kazandırmak için sabırsızlanmaya başladı. Lübnan yönetimini Gürcistan ve Ukrayna tarzında bir “darbe” ile ele geçirebilecekleri hayali kuran bu kesimler, Hizbullah şahsında temsil edilen Lübnanlı yoksul emekçilerin dev gösterisiyle işlerinin sanıldığı kadar kolay olmadığını gördüler. Bu ülkede süreç devam ediyor ve iç savaşın yeniden başlama tehlikesi dile getiriliyor.

Filistin halkı teslimiyeti bir kez daha reddedecek!

Mahmut Abbas “barış” planını sonuna kadar götürmek için yoğun çaba harcıyor. Aralarında Hamas ve İslami Cihad'ın da bulunduğu Filistinli grupları Mısır'ın başkenti Kahire'de toplayan Abbas, direnişçi örgütlerin İsrail'le ateşkes yapmasını sağlamaya çalıştı. Ancak Şaron Filistinli güçlerle ateşkesi reddetti. Beyrut kasabının bu tutumu bir kez daha gösterdi ki, Abbas, ancak siyonistlerin işine yarayacak bir adım attığı zaman İsrail'den karşılık bulacak.

Şaron'un işi zorlaştıran kimi tutumlarına karşın siyonist ordu, istediği zaman yeniden işgal etme hakkını saklı tutarak, bazı Filistin kentlerinden çekilmeye başladı. İsrail hükümeti de Gazze'deki Yahudi yerleşimlerinin Haziran ayına kadar boşaltılacağını duyurdu.

Bu ve benzer adımlar, sürecin bir süreliğine de olsa işlemesini mümkün kılabilir. Fakat tüm temel sorunlar yerli yerinde dururken, bu aldatmacanın uzun süre etkili olması pek olası değil. Oslo sürecinden deneyimli olan Filistin halkı da ham hayallere kapılmış görünmüyor. Nitekim yerel seçimler gösteriyor ki, El Fetih güç kaybederken Hamas güçleniyor. Bu arada El Fetih'in genç kadroları uzlaşmacı Abbas ekibiyle şimdiden çatışma içine girdi. Toplu istifalarla, toplantılara düzenlenen silahlı baskınlarla tepkisini dışavuran bu genç direnişçi güçlerin pasifleştirilmesi pek kolay bir iş değil.

Filistin halkı emperyalist-siyonist dayatmaları reddedip direnişe devam ettiği müddetçe, Amerikan uşaklarının hevesleri kursaklarında kalacaktır.