16 Ağustos '03
Sayı: 32 (122)


  Kızıl Bayrak'tan
  Amerika'yı Irak batağından kurtaramazsınız!
  Savaşa değil işçiye-emekçiye kaynak!
  Devlet zirvesi Irak'a asker gönderme konusunda hemfikir
  Yaşasın işçilerin birliği, halkların kardeşliği!
  "Yol haritası"na uymayan siyonistler katliamlara devam ediyor!
  Irak'ta işgalci, okulda müşteri olmayacağız!
  Deprem değil kapitalizm öldürür!
  Colins işçisi saldırılara karşı direnişte...
  Sağlık ve emeklilik hizmetleri özelleştiriliyor
  Sokağa, eyleme, genel greve!
  Şili'de faşist darbeden sonra ilk genel grev!
  KADEK'in yol haritası ya da çözümü emperyalizme havale manifestosu
  Pişmanlık yasası üzerine
  15 Ağustos atılımı ve güncel devrimci görevler
  Kölelik yasasını işçilerle tartışırken...
  Ekonomide bahar, Irak'ta kan kokusu...
  Iraklılar'ı kurtardık, şimdi biz onların koşullarında yaşıyoruz
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
15 Ağustos atılımı ve
güncel devrimci görevler

15 Ağustos Atılımı’mız kutlu olsun!

19. yıldönümünde 15 Ağustos Atılımı’nı kutlamak, anlamı ve sonuçlarını değerlendirmek, bu atılımı gerçekleştiren yoldaşlarımızı anmak ve bu atılımın güncel olarak önümüze koyduğu görevler üzerinde bir kez daha düşünmek her şeyden önce devrimci değerlerimize saygının, kendimize ve geleceğimize karşı duyduğumuz sorumluluğun bir gereğidir. Tarihsel değerlerine sahip çıkmayanların gelecek iddialarını ciddiye almak mümkün değildir.

15 Ağustos ve önayak olduğu devrimci savaş tarihe maloldu, ama ortaya çıkardığı çok yönlü sonuçlar ve etkiler bütün yakıcılığı ile orta yerde duruyor. 15 Ağustos Atılımı ile başlayan devrimci savaş ve sonuçları bütün boyutlarıyla değerlendirilmeden, Kürdistan’da yeni bir devrimci atılımı başlatmak mümkün değildir. Gelecek iddiası olanlar, özgür ve bağımsız bir Kürdistan iddiası olanlar ulusal kurtuluş sürecini, bunun artı ve eksilerini tam bir sorumluluk duygusu ve nesnellikle çözümlemek durumundadırlar. Ancak ne yazık, devrimci savaş sürecini tek boyutlu, daha çok öznel kaygılarla değerlendirenler, abartanlar veya tersten inkar edenler bugün küçümsenmeyecek düzeydedir. Kuşkusuz bunların Kürdistan’da ulusal kurtuluş mücadelesini yeniden toparlama ve inşa etme misyonuna g¨ç vermeleri, katkı sunmaları mümkün değildir.

15 Ağustos, bizim tarihimiz, kanımız, canımız, emeklerimiz ve büyük fedakarlıklarımızla yazılan Kürdistan tarihinin en görkemli sayfası...

Kim ne derse desin, daha sonra başına ne getirilirse getirilsin, 15 Ağustos Kürdistan tarihinde bir dönüm noktasıdır.

15 Ağustos, bir birikimin, bağımsızlık ve özgürlük özleminin devrimci patlamasıdır. Kökleri tarihimizin derinliklerine gider. Bir yeraltı nehri gibi tarihin derinliklerinden akıp gelen Kürdistan halk direniş geleneği, son ikiyüz yılda büyük isyanlar ve yenilgilerle 1970’lere geldi. İsyan ve yenilgi tarihi, aynı zamanda büyük yıkımlar, umutsuzluklar, kendinden kaçış sonuçlarını da getirdi. Bu nedenle 1940-1970 arası dönemde Kürdistan’a tam bir pasifikasyon ve suskunluğun, ölü toprağının egemen olması boşuna değildir. Ancak 1970’li yıllarla birlikte dünya çapında esen ulusal kurtuluş, devrim ve sosyalizm rüzgarları Kürdistan ve gençliği de etkisi altına aldı. Güneydeki yenilgi, yönelimin devrim, sosyalizm ve emekçi bakışaçısına yönelik olmasında bir etken oldu. 1970’li yılların devrimci düş&uum;nceleri ve programı ile mücadelesi kendisini PKK adında somutlaştırdı. PKK henüz örgütlenmeden büyük darbelerle karşılaştı, dar boğazlar yaşadı. Ama geri çekiliş sürecinde gerçekleşen zindan direnişleri devrimci kadroları ve devrimci savaş bilincini hep canlı tuttu, sürekli motive etti. Bu dönemin eğitim, ideolojik, politik ve askeri hazırlıklarının başarısında zindan direnişlerinin çok önemli bir payı var. Ülkeye y&oml;nelimde, gerillanın ön hazırlıklarının yapılmasında da zindan direnişleri önemli bir rol oynadı. Zindanlar böyle bir rol oynarken, kadrolar hummalı bir ülkeye dönüş ve gerillaya hazırlık çabaları içindeyken, A. Öcalan, esas olarak, iç tasfiye ve tek adama dayalı iktidarını kurmanın çalışmalarını yürütüyordu. Semirler’in tasfiyesi bunun bir sonucudur. İkinci Kongre’de “açık oy (oy pusulalarının ad ve soyadıyazılarak imzalanması) ve gizli sayım” kuralı ile merkezi ve partiyi ele geçirmede önemli bir mesafe kaydedildi. Ama bu tasfiye ve iktidar oyunlarına rağmen ülkeye dönüş, ülkede üslenme, keşif faaliyetleri, silahlı propaganda birliklerinin oluşturulması ve belli bölgelerde konumlandırılması çalışmaları genel olarak başarıyla yürütüldü.

15 Ağustos, zindan direnişleriyle motive olan bu çalışmaların ürünüdür. Bu anlamda zindan direnişlerinin dağa taşınması, gerillalaştırılması ve süreklileştirilmesidir.

15 Ağustos’u Öcalan kendisine mal eder ve tek başına kendisinin ürünü olarak değerlendirir. PKK resmi tarihini de hep böyle yazdırır. Hiç kuşku yok ki bunun gerçeklikle bir ilgisi yoktur. Bu atılımda Öcalan’ın belirleyici bir rolü olmamıştır. Mücadelenin başında olan merkez ve komutanların rolü ve etkisi daha belirleyicidir. Ama her şeye el koyan Öcalan, bu tarihi olayı da salt kendisiyle açıklar ve mücadelenin gerçek sahiplerini inkar eder, ya da sıradan bir rolle geçiştirmeye çalışır.

15 Ağustos, devrimci direniş, devlet ve egemen sınıf çizgilerine karşı cepheden tavır alış, bağımsızlık ve özgürlük isteminin çok net, gür ve ikirciksiz dile getirilişidir. Bu anlamda onu salt askeri bir eylemle daraltmak ve sınırlandırmak yanlıştır, sonraki büyük gelişmeleri açıklamak da olanaksızlaşır.

15 Ağustos’a esas olarak damgasını vuran, emekçi, direnişçi çizgidir. Daha somut bir ifadeyle PKK’nin 1978 programı 15 Ağustos’a rengini veren esas çizgidir. Ancak süreç içinde devrimci kadroların tasfiye edilmesi ve Öcalan’ın tek kişiye dayalı iktidar sistemini kurumlaştırmasına paralel olarak bu çizgi etkisizleştirildi, savaş, devrimci hedef ve niteliklerinden uzaklaştırıldı. Ama buna rağmen paradoksal olarak savaş sürecinde bir devrimci damar hep varlığını sürdürdü... Aslında kitleleri, milyonları harekete geçiren, ayaklandıran da bu devrimci damar ve değerlerden başkası değildir. Ancak paradoksal olarak milyonlara ulaşan devrimci istem ve değerler, sürekli iktidarsızlaştırıldı, kendi adına söz söyleme, karar gücü haline gelme olanakları ortadan kaldırıldı. Bu paradoks aynı zamanda temel yenilginin de esas nedenidir. Bugün d milyonlar ayakta, onları ayaklandıran ise devrimci direnişçi değerler ve istemlerdir. Ama bu harekete geçen milyonların hiçbir iktidar gücü, kendi adına söz söyleme ve özgür irade ortaya koyma gücü, politik yaptırım değeri yok.

15 Ağustos, düzenden radikal bir kopuşu anlatıyor ve özgür yaşam iradesini ortaya koyuyordu. Milyonlar bunun için serhildana kalktı, onbinler bunun için yaşamını ortaya koydu, bunca fedakarlık bunun için yapıldı.

***

Bugün ise düzen ve devlet ile bütünleşmenin “Yol haritaları” yapılıyor. Hem de 15 Ağustos’un yıl dönümüne denk gelecek şekilde. İmralı, 2 Ağustos Silahlara Veda Kararı, KADEK ve şimdi açıkladıkları “Yol haritası” 15 Ağustos’un rövanşı niteliğindedir. İmralı ve sonrası süreçle ilgili çok söz söylendi ve yazıldı. O nedenle bunları geçiyoruz. Ancak yeni açıklanan “Yol haritası” hakkında birkaç söz söylemeden geçmeyi, her şeyden önce 15 Ağustos ve kahramanlarına saygısızlık olarak değerlendiriyoruz.

Açıklanan “Yol haritası”, açıkça devletle bütünleşme, devletin hizmetine girme, daha doğrusu “Cumhuriyet’in temel niteliklerine katılım” belgesidir. Yani, İmralı’nın özüdür. “Fırsat verilirse devlete hizmet etmeye hazırım” sözünün güncel bir “eylem planına” dönüştürülmesinden başka bir şey değildir.

Peki ne için, ne uğruna, ne bekliyorlar, stratejik hedefleri ne?

Af edilmek!

Çıtanın azami yüksekliği bu. Ama eğer Topluma Kazandırma Yasası yöneticiler dahil herkesi kapsasaydı, buna da razıydılar.

Ama olmadı. Devlet pişmanlık duysalar da onları kabul etmeye ve yasal sınırları içine çekmeye hazır değil, bunu bugün için erken buluyor.

Kadekliler af için, bazı kırıntılar için tehditler savuruyor, yeni bir savaş olasılığından söz ediyor. Hedefleri ve temel istemleri de ortada.

Devlet yakın gelecekte onları af etmeyecek. Bu açık. Tehditlerine bakılırsa 1 Eylül’de tek yanlı ateşkes sona erecek, üç aylık da bekleme süresi veriyorlar.

Ya ondan sonra?

Savaşacaklar!..

Niçin, neden?

Nasıl savaşacaklar?

Yani;

Politik bir stratejileri var mı? Askeri bir stratejileri var mı? Varsa ne?

Açıklanan “Yol haritası”, politik bir strateji, ama odağında af olan bir strateji...

Savaş, bir halkın haklı, meşru ve temel devredilemez hakları için yapılıyorsa anlamlıdır, meşru ve haklıdır. 15 Ağustos böyle bir öze sahipti.

Ama şimdi savaş naralarını atanlar niçin ve nasıl savaşacaklarının ayrıntılarını açıklamak zorundadırlar. Yoksa halkımıza karşı yeni suçlar işlemekten başka bir şey yapmış olmayacaklardır!

Af edilmek için, hatta pişmanlık yasasından yararlandırılmak için savaş!

Bu, tarihin ironisi mi, gazabı mı, yoksa intikamı mı?

Böyle traji-komik olaylara tarih tanık olmuş mu?

***

15 Ağustos, düzenden bir kopuş ve özgürleşme iradesidir!

Kürt halkının bugün ihtiyaç duyduğu da bundan başka bir şey değildir. Halkımızın yeni 15 Ağustoslar’a ihtiyacı var. Kuşkusuz “Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz!” Tarih bir tekerrür değildir. Bu anlamda bu ihtiyaç, bir tekrarı içermiyor; bir özü, bir ruhu, bir kimliği, bir duruşu anlatıyor.

Güncel görevler de bu noktada düğümleniyor. Toparlanmak, yeniden ayağa kalmak, geçmişi özümseyen ve aşan, bugüne yanıt verebilen devrimin ideolojik ve politik çizgisini geliştirmek, dünü aşan ve bugünün ihtiyaçlarına cevap verebilecek örgütünü yaratmak ve eyleme geçmek... İşte yapmamız gerekenlerin en genel özeti budur!

15 Ağustos Atılımı’nın anlattıkları da bundan başkası değildir!

Yaşasın 15 Ağustos Atılımı’mız!
Yaşasın devrimci çizgide toparlanma ve yeniden inşa mücadelemiz!

PKK-Devrimci Çizgi Savaşçıları