7 Haziran'03
Sayı: 22 (112)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzenin krizi ve açmazları iç dalaşmayı şiddetlendiriyor
  Özelleştirme saldırısı ve PETKİM
  Sınıf hareketinin mevcut durumu üzerine...
  Sınıf hareketinden...
  Şakirpaşa İşçi Kültür Evi keyfi olarak kapatıldı!
  Akabe Zirvesi'nin gündemi: Ordusuz bir devlet,...
  A. Gül İKÖ toplantısında ABD emperyalizminin sözcülüğünü yaptı...
  TOBB Genel Kurulu'nda hükümeti ve muhalefetiyle sermaye partileri boy gösterdi...
  Irak halkı emperyalist işgali reddediyor!
  Kölelik yasasına karşı örgütlenmeye, birleşik mücadeleye!
  Genel af dilenciliğinin anlamı üzerine
  15-16 Haziran...
  15-16 Haziran Direnişi'nin ruhuyla mücadeleyi yükseltelim!
  Emperyalist G-8 Zirvesi...
  Evian Zirvesi: Bir iflas tablosu
  Fransa'daki çatışmanın tayin edici günleri yaklaşıyor
  Doğu Almanya'da metal grevi...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  İhanette "Yeni adım"!
  İmparatorun yeni macerası...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
“Toplumsal barış ve demokratik katılım için genel af!”

Genel af dilenciliğinin anlamı üzerine

4 Haziran tarihli Özgür Gündem gazetesinde, “Cezaevinde bulunan KADEK’li 72 tutuklu” imzası taşıyan, “Toplumsal Barış ve Demokratik Katılım İçin Genel AF” başlıklı bir ilan yayınlandı. Ulusal teslimiyetçi çizginin cezaevi ayağında yarattığı sonuçların daha net görülmesi açısından bu ilan yeterli veriler sunmaktadır. Cezaevlerinde son üç yıldır yoğunlaşarak devam eden devletin imha politikasını sessizce izleyerek toplumsal barışa katkı sunduklarını zannedenler, gelinen yerde işi “genel af” dilenciliği noktasına vardırdılar.

Ulusal kurtuluş mücadelesi trajedi mi?

İlan “ülkemizin son çeyrek asrında yaşanan çatışma sürecinin yarattığı trajediyi hep birlikte yaşadık” cümlesi ile başlıyor. Özgürlük, tüm dünya halkları gibi, Kürt halkının da en doğal hakkıdır. Kürt halkının ulusal hak ve özgürlüklerden yoksunluğa karşı, bağımsızlığının önündeki engellerden biri olan TC’ye karşı savaşmasından, çatışma ortamına girmesinden daha doğal ne olabilir? Ulusal kurtuluş mücadelesi, Kürt halkının ulusal bilincinin gelişmesini, ulusal benliğini kazanmasını, özgürlük uğruna gerektiğinde can verme bilincinin gelişmesini sağlamıştır. Kürt halkı bildiride ifade edilen “bu sürecin ülkemize ve toplumumuza neler kaybettirdiği” sözlerinin aksine çok şey kazanmıştır.

Teslimiyet çizgisi varolan silahlı güçlerin de tamamen tasfiye edilmesi süreciyle taçlandırılmak isteniyor. Bildiri bunu “tarihi sayılabilecek adımlar” olarak tanımlıyor. TC’nin attığı tarihi adımlar da bir bir sıralanıyor. İdam cezası kaldırılmış, Kürtçe eğitim ve televizyon yayını hakkı verilmiş. Bunlar çok önemli düzenlemeler olarak sunuluyor.

“Toplumsal barış” süreci diye tanımlanan son 4 yılda cezaevlerinde yaşananlar bile sermaye devletinin katliamcı yüzünü göstermeye fazlasıyla yeter. 26 Eylül ‘99 Ulucanlar katliamında 10 komünist-devrimci katledildi, onlarcası ağır yaralandı. Burdur Cezaevi’ne yönelik operasyonda onlarca devrimci ağır yaralandı. 19 Aralık operasyonunda 28 devrimci katledildi. Hücre saldırısına karşı “teslimiyet asla” haykırışıyla başlatılan ÖO direnişinde 107 devrimci şehit düştü. “Toplumsal barış süreci” öteki adıyla “teslimiyet” sürecinden güç alan sermaye devleti son 4 yılda zindanlar cephesinde baskı ve katliamda sınır tanımadı. Bu süreç hala devam ediyor. KADEK’in cezaevlerindeki önderliği ise sürecin izleyicisi olma tutumunu hiçbir sıkıntı duymadan sürdürüyor. Böylelikle “toplumsal barış” kalıcı hale geirilmiş oluyor. Oysa onlar “toplumsal barış” çığırtkanlığını sürdürürken en kanlı cezaevi katliamları gerçekleştirildi.

Mustafa Kemal’in Kürt sorununa bakışı!

“Kürt-Türk birlikteliği bin yıldır sürüyor. Mustafa Kemal’in Kürt sorununa bakışı bu sorunun çözümü için önemli bir referanstır”. Nedir M. Kemal’in Kürt sorununa bakışının özü-özeti? “Ne mutlu Türküm diyene!” Dağa taşa yazılı olan bu söz, M. Kemal’in bu soruna bakışının en yalın ifadesidir. Kürt halkına Kemalizm tarafından dayatılan kimliklerini unutarak Türk olduklarını söylemeleridir. Kurtuluş Savaşı sürecinde “kuracağımız Cumhuriyet Kürtler’in ve Türkler’in cumhuriyeti olacaktır” vb., Kürt halkını sürece yedeklemek amacıyla M. Kemal tarafından söylenmiş ve samimiyetsizliği tarihsel olarak kanıtlanmış söylemlerdir. Devrimcilerin “Çeşitli milliyetlerden ve mezheplerden işçi sınıfı ve emekçilerin birlikte mücadelesi” çağrısına “Kemaist sol” vb. aşağılayıcı yanıt verenlerin şu an içine düştükleri durum son derece trajiktir.

Türkiye’nin sorunlarının çözümü!

“Türkiye’nin ekonomik ve siyasal sorunlarını çözerek, çağdaş dünyada hakettiği yeri almasının, toplumsal barışın köklü ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmasından geçtiğine inanıyoruz”. Öncelikle Türkiye’nin iktisadi sorunları yapısaldır. Sermayenin sınıf egemenliğinden kaynaklanmaktadır. Sermayenin bir parça rahatlatılması, işçi sınıfı ve emekçilerin sefaletin kör kuyusundaki yaşamının daha da çekilmez hale getirecek sosyal yıkım programlarının uygulanmasını zorunlu kılmaktadır. Kürt halkının isyanının bastırılması için harcanan devasa rakamlar şimdilerde sermayenin kasasına akıtılmaktadır. Bu yanıyla size göre “barış”, bize göre ise “teslimiyet” üzerine kurulu politikanız sadece sermayeyi ekonomik ve siyasi planda rahatlatmıştır.

Son 4 yıl Türkiye işçi sınıfı ve emekçilerinin hızla yoksullaşmasına tanıklık etmiştir. Önümüzdeki süreç özelleştirme saldırısının başarısı durumunda işsizler ordusunun daha da büyümesine tanıklık edecek, emekçilerin payına daha fazla yoksulluk ve sefalet düşecektir.

“Bölgesel lider” Türkiye!

“Türkiye’nin kendi coğrafyasında bölgesel lider olacağını düşünüyoruz.” Bildiri sömürgeci sermaye devletinin yayılmacı eğilimlerini okşamayı da unutmuyor. ABD’ye ekonomik ve siyasi olarak kölece bağlı olan sermaye devletinin bölgedeki konumu doğrudan ABD emperyalizmince belirlenmektedir ve her döneminde payına taşeronluk hizmeti düşmüştür. Tıpkı Irak’ın inşasında ABD’nin izin verdiği ölçüde verebileceği taşeronluk hizmeti gibi. Peki bu teslimiyetçiler Türkiye’nin bölgede lider ülke olma vb. sözlerle neyi hedefliyorlar? Tek kelimeyle ifade etmek gerekirse, sömürgeci sermaye devletinin olmayan gururunu okşamayı... Kendi deyimleriyle “Türkiye’yi zor durumda bırakan sorunlar”ı ortadan kaldırmayı amaçlıyorlar. Devletin yayılmacı eğilimlerini okşayarak göze girmek teslimiyet&ccdil;ilerin diğer bir hedefidir.

Demokratik standartlar nasıl yükseltilecek?

Türkiye’nin demokrasi, bağımsızlık, ulusal özgürlük vb. demokratik kapsamlı sorunlarının olduğu tartışma götürmez. Peki Kürt halkının ulusal hak ve özgürlüklerden yoksunluğu hangi sınıfın iktidarından kaynaklanmaktadır. Demokratik sorunların tümü gibi Kürt sorunu da burjuvazinin sınıf iktidarından, ABD emperyalizminin merkezine oturduğu emperyalist-kapitalist dünya sisteminden kaynaklanmaktadır. Tüm demokratik sorunların çözümü gibi Kürt halkının ulusal özgürlük sorununun çözümü de sermaye iktidarına ve emperyalizme karşı kararlı, militan savaştan geçmektedir.

“Demokratik Türkiye istiyoruz!” Evet, bildirinizde ifade ettiğiniz gibi, “Türkiye toplumu, tarihiyle, coğrafyasıyla, kültürüyle bunu fazlasıyla hakediyor”. Ama dünya ulusal kurtuluş mücadeleleri ve devrimler tarihine dönün bakın, tüm demokratik hak ve özgürlüklerin devrimci mücadelenin yan ürünleri olarak ortaya çıktığını görürsünüz.

‘92 yılında Kürt ulusal kurtuluş mücadelesinin alabildiğince gelişip sermaye devletini zorladığı koşullarda MGK’da genel af tartışmasının yapıldığını Cüneyt Arcayürek’in kaleme aldığı yazılardan öğrendik. Mücadelenin devrimci bir çizgide geliştiği koşullarda böylesi bir tartışmanın yapılması, teslimiyetin derinleştirildiği bir süreçte “itirafçılığı” çözüm olarak öne sürülmesi yeterince öğreticidir.

Mevcut iktidar sorunları çözebilir mi?

“Tarihin bu dönemecinde Türkiye’nin mevcut sorunlarını cesaret, kararlılık ve samimiyet ile çözecek siyasal bir iradeye ihtiyaç vardır. Mevcut iktidarın bunu yapabileceğine olan inancımızı belirtiyoruz.”

Bu tür söylemlerle sermaye hükümetine ehlileşme çerçevesinde verilen mesaj utanç vericidir. Olayın diğer boyutu ise şudur. Her sorun ve saldırıda kumanda masasında kimin oturduğuna baktığınızda, eğer bakar kör bir politik akım değilseniz, MGK ve TÜSİAD olduğunu görebilirsiniz. Kurulan hükümetler MGK-TÜSİAD patentli politikaların basit bir uygulayıcısı konumundadırlar. O çok istediğiniz genel affa karar verecek olan sermaye hükümeti değil, MGK’nın ta kendisidir.

Sonuç yerine

Kürt halkının ulusal özgürlük ve eşitlik talebinin önündeki temel engel olan sermaye devleti ve emperyalizmin aşılması ancak devrimci çizgide ısrar gösteren bir önderlikle mümkün olabilir. Gelinen yerde Kürt halkının ulusal özgürlük istemini boğmanın aracına dönüşmüş olan teslimiyetçi politik çizginin yön verdiği KADEK’in aşılması Kürt halkının önünde yakıcı bir sorun olarak durmaktadır. Zira KADEK Kürt sorununun çözümünü sermaye devleti ve emperyalistlere bağlamıştır.

Kürt halkı tüm dünya halkları gibi kendi kaderi üzerinde söz, yetki, karar sahibi olmalıdır. Bu ise, sömürgeci devlet ve emperyalistlerden medet uman uzlaşmacı önderliklerle değil, geleceğini diğer halkların geleceğine bağlayan devrimci bir mücadeleyle mümkün olabilecektir.

H. Ş. Can