7 Haziran'03
Sayı: 22 (112)


  Kızıl Bayrak'tan
  Düzenin krizi ve açmazları iç dalaşmayı şiddetlendiriyor
  Özelleştirme saldırısı ve PETKİM
  Sınıf hareketinin mevcut durumu üzerine...
  Sınıf hareketinden...
  Şakirpaşa İşçi Kültür Evi keyfi olarak kapatıldı!
  Akabe Zirvesi'nin gündemi: Ordusuz bir devlet,...
  A. Gül İKÖ toplantısında ABD emperyalizminin sözcülüğünü yaptı...
  TOBB Genel Kurulu'nda hükümeti ve muhalefetiyle sermaye partileri boy gösterdi...
  Irak halkı emperyalist işgali reddediyor!
  Kölelik yasasına karşı örgütlenmeye, birleşik mücadeleye!
  Genel af dilenciliğinin anlamı üzerine
  15-16 Haziran...
  15-16 Haziran Direnişi'nin ruhuyla mücadeleyi yükseltelim!
  Emperyalist G-8 Zirvesi...
  Evian Zirvesi: Bir iflas tablosu
  Fransa'daki çatışmanın tayin edici günleri yaklaşıyor
  Doğu Almanya'da metal grevi...
  Esenyurt İşçi Bülteni'nden...
  İhanette "Yeni adım"!
  İmparatorun yeni macerası...
  Mücadele postası

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Ortaçağ köleliği yasalaştı…

Kölelik yasasına karşı örgütlenmeye,
birleşik mücadeleye!

İşçiler, emekçiler!

Artık hepimiz köleyiz! Çünkü işçi sınıfının yüzlerce yıllık mücadelesi sonucunda ve ağır bedeller ödenerek kazanılan tüm haklarımız bir çırpıda kaldırıldı. 8 saatlik işgünü, hafta sonu tatili, kıdem tazminatı, düzenli çalışma koşulları vb. tüm bunlar can bedeliyle verilen uzun soluklu bir mücadelenin ürünleriydiler. Kullandığımız en küçük bir hak bile dişe diş bir mücadeleyle kazanılmıştı. Nasıl ki mücadele etmek ve örgütlü olmak bizlere bu hakları kazandırdıysa, örgütsüz olmak ve mücadele etmemek de bizleri Ortaçağ kölesi durumuna getirdi. Bizlerin örgütsüzlüğü ve suskunluğunu fırsat bilen sermaye sınıfı ve onun iktidarı, yıllardır hayalini kurdukları bir saldırıyı gerçekleştirmiş oldular.

Ortaçağ’ın barbar sömürüsü kapitalizmin gerçek yüzüdür!

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından kapitalistler “tek kutuplu dünya”yı ilan etmişlerdi. Bu dünya “yeni dünya”, düzeni de “Yeni Dünya Düzeni”ydi. Artık savaşlar olmayacak, “refah” dünyası kurulacak, bütün insanlar dünyanın nimetlerinden eşitçe yararlanacak, yoksulluk kalmayacaktı!

15 yıla yakın bir süredir bu aynı masalları dinledik, dinlettiler. Ama bu sürede ne “refah toplumu” kuruldu, ne de “yeni bir dünya” inşa edildi. Tersine, bu 15 yılda kapitalist barbarlık tümden çığırından çıktı. Daha “yeni dünya”ya ilişkin pembe tablolar çizen propaganda metinlerinin mürekkebi bile kurumadan Körfez Savaşı, ardından bir dizi gerici bölgesel savaş, arkası kesilmeyen krizler ve silahlanma yarışı patladı. Dünya işçi sınıfı ve yoksul halklar, dizginlerinden boşanmış barbarca bir sömürüyle yüzyüze kaldılar. Yoksulluktan, işsizlikten, açlıktan ve ilaçsızlıktan perişanlık ve ölümler tüm dünyayı kapladı. Dünyanın büyük bir kısmı emperyalist devletlerin sömürgesi haline getirildi. Tüm bu yaşananlar sonucunda kapitalistlerin propagandaları yerle bir oldu. Bu gelişmeler karşısında kapitalist propaganda görevlileri dünyanın ismini defalarca değiştirmek zorunda kaldılar: Refah toplumu, tek kutuplu dünya, yeni dünya düzeni, küresel dünya vb… Bu dönemde ülkemizde de “adil düzen”, “adil bölüşüm” masalları okunuyordu.

Emperyalistler, SSCB’nin dağılmasının ardından dünyayı yeniden paylaşmaya, azgın bir silahlanma yarışına giriştiler. Sosyalizmi yıkmak için birleşenler, sosyalizmin aldığı yenilginin ardından silahlarını birbirlerine çevirdiler. “İki kutuplu” dünya yerini “çok kutuplu” dünyaya bıraktı. Karşılarında kendilerini dizginleyecek bir güç kalmadığına göre, işçi sınıfının yüzlerce yıllık mücadeleyle ve sosyalizmin varlığı koşullarında kazanıp korudukları haklara artık daha fazla katlanamazlardı. ‘89 çöküşünün ardından işçi sınıfının tüm tarihsel kazanımlarını bir bir geri almaya başladılar. “Refah toplumu”nun modeli olarak gösterilen Avrupa’da bile işçilerin sosyal hakları tırpanlandı, tırpanlanmaya devam ediyor.

Böylece gizlenmeye çalışılan kapitalizmin gerçek yüzü açığa çıktı: Modern barbarlık!

Sermaye sınıfının tarihi saldırısı: Esnek çalışma

Tek kutuplu dünyanın ilanının ardından emperyalistler dünyayı yeniden paylaşmak için kızgın bir rekabet içine girdiler. Krizler birbirini izliyor, pazarlar daralıyor ve kâr oranları düşüyordu. Tüm bu gelişmeler dünya pazarları üzerindeki hakimiyet savaşlarını da kızıştırıyordu. Uluslararası pazarlardaki daralmaya azgın bir rekabet eşlik ediyordu. Uluslararası tekeller, bu rekabette güçlü çıkmak için üretim maliyetlerini düşürmeliydiler. Bu zorunluluk hızlı bir teknik gelişmeyi beraberinde getirdi. Üretim kitleselleşirken işsizlik de durmadan arttı. Küçük ve orta ölçekli işletmeler, milyonların geçim kaynağını oluşturan tarım ve hayvancılık hızla çökerken, tekelleşme devasa boyutlara ulaştı. Kârlarını büyütmek ve rekabet güçlerini artırmak isteyen kapitalistler gözlerini işçi sınıfının kazanımlarına diktiler. &Oul;yle ya, işçi maliyeti düşürülmezse rekabete dayanamazlar ve çökerlerdi! Bunun çözümünü hemen buldular: “Esnek çalışma”, bizim deyimimizle kölelik! Kapitalistler ‘esnek’ bir isim koyarak köleliği cilalamak istiyorlardı.

Esnek çalışmanın gerekçelerini kapitalistler şöyle açıklıyorlar: “Krizden çıkma, pazarın değişen koşullarına uyum sağlama, rekabet gücünü arttırma, üretim organizasyonlarını pazar koşullarına uygun hale getirme vb.” Birbirlerine karşı kıyasıya bir rekabet içinde olan kapitalistler için esnek çalışma, mümkün olan en düşük maliyetle üretim yapmak, azami kârı elde etmek, sınırsız-kuralsız bir sömürü hakkı demekti. Bu, işçi sınıfı için ise vahşi sömürü, kuralsız çalışma, işçiler arasında rekabet, sosyal hakların ortadan kalkması anlamına geliyordu.

Demek ki esnek çalışma, çürüyen kapitalist sömürü düzeninin işçi sınıfına yönelttiği tarihsel bir saldırının adı oluyor. Ortaçağ’ın hak-hukuk tanımayan katı çalışma koşullarının işçi sınıfına dayatılması anlamına geliyor. Ülkemizde de son on yıldır kapitalist sömürücüler esnek çalışmanın yasalaşması için çırpınıyorlardı. Öyle ki, daha yasalaşmadan ücretsiz izin, kalite çemberleri, taşeronlaştırma, sözleşmeli-geçici işçi uygulaması gibi esnek çalışmanın bir dizi uygulamasını hayata geçiriyorlardı. Kısacası esnek çalışma ile işçi sınıfı küçük atölyelerin çalışma koşullarına mahkum edilecek ve sermaye sınıfı azgın bir sömürü olanağına kavuşmuş olacaktı. Yeni İş Yasası, patronların bu on yıllık dayatmasının ürünü oldu. Yeni İş Yasası ile birlikteesnek çalışma tümüyle yasalaştı ve işçi sınıfının mevcut sınırlı kazanımları da rafa kaldırıldı.

Yeni yasanın temeli: Kölelik!

Yeni iş yasası geçtiğimiz günlerde yasalaştı. Kapitalizm koşullarında ücretli köle durumunda olan işçi, yeni yasayla yasalar karşısında da “köle” durumuna geldi. Kapitalizm “ücretli kölelik düzeni”nin adıdır. Ancak, işçi sınıfının sınırlı da olsa bir takım haklarının olması -bunlar zorlu mücadelelerle elde edilmiş olsa da- “ücretli kölelik” olgusunu silikleştiriyor, bu anlamıyla da emekçi yığınların aldatılmasının aracı haline getiriliyordu. Özellikle de Avrupa ülkeleri kapitalizmin “refah toplumu”na örnek gösteriliyordu. Ancak son on yıl içerisinde Avrupa ülkeleri de içinde olmak üzere tüm ülkelerde işçileri kuru ücretle çalışan köleler haline getirecek hızlı adımlar atıldı. Eğitim, sağlık gibi bir dizi kamu hizmetinin paralı hale getirilmesiyle kalınmadı, emeklilik hakkı gibi uzun mücadeleler sonucu elde edilen bir dizi sosyal hak da rafa kaldırıldı. Esnek çalışma da ilk olarak Japonya ve Avrupa ülkelerinde uygulanmıştı. Bu uygulama ile işçiler her türlü sosyal haktan yoksun Ortaçağ koşullarında çalışan köleler durumuna getiriliyorlar.

TBMM sahte iş güvencesini tırpanlayarak işe başladı

İş Yasası’nın TBMM’de görüşülmeye başlanmasının ardından katıksız sermaye savunucusu ve ABD işbirlikçisi AKP hükümetinin ilk icraatı, geçtiğimiz yıl üzerinde fırtınalar kopartılarak çıkartılan sahte iş güvencesi yasasını tırpanlamak oldu. Sahte iş güvencesi yasası en az 10 ve daha fazla işçinin çalıştığı işletmelerde geçerliydi. AKP hükümeti bunun küçük işletmeleri iflasa sürükleyeceğini ilan ederek bu sayıyı 30’a çıkardı. İşten atılan ve dava sonucunda tazminat hakkı elde eden işçiye verilecek ve mahkeme tarafından belirlenecek 6 ay ile 1 yıllık ücret arasındaki tutarı da 4 ay ile 8 aylık ücrete indirdiler. Mahkeme işten atılan işçiyi haklı görürse işçinin işe geri alınmasına, geri alınmadığı takdirde de en az 6 ay en çok 1 yıllık ücret tutarında bir tazminat ödenmesine karar verecekti Şimdi bu miktar 4 ile 8 ay arasında diye değiştirildi.

Yani “iş yasalarının çağdaşlaştırılması” iddiasıyla meclis görüşmelerini açan AKP hükümetinin ilk adımı sahte iş güvencesinin tümüyle işlevsizleştirilmesi oldu. Elbette iş güvencesi yasası işçilerin çalışma hakkını güvence altına alan bir yasa değildir. Bu yasanın işçilere tanıdığı tek şey dava hakkıdır. Dava hakkı da tüm işçilere tanınmış değildir. Bu hakka sahip olmak için işten atılan işçinin; birincisi en az 30 kişinin çalıştığı bir işyerinde çalışması, ikincisi atıldığı işyerinde kesintisiz 6 ayını doldurmuş olması, üçüncüsü hava ve deniz taşıma işleri ve ev işleri dışında bir işte çalışıyor olması, dördüncüsü ve işin püf noktası, belirsiz süreli iş sözleşmesi ile çalışıyor olması şart. Yani geçici, part-time, mevsimlik, sözleşmeli çalışma gii süresi belirli veya geçici olan işlerde çalışan işçiler diğer koşulları yerine getirseler bile dava hakkından yararlanamıyorlar.

Peki bu dört koşulu yerine getiren işçi atılamayacak mı? Hayır atılabilecek! Fakat patron “haklı” bir neden bulacak ve bunu bir kağıda yazıp işçiye tebliğ edecek, hepsi bu! Patronlara tanınan “haklı nedenler” ise saymakla bitmiyor. Başta bizlerin 17. madde dediği bildirimsiz fesih hakkı olduğu gibi duruyor. İkincisi ‘işçinin yeterliliği veya davranışları ya da işletmenin, işyerinin veya işin gerekleri’ işten atmak için yeterli neden oluyor. Örneğin, sipariş kıtlığı, makine yenilenmesi, işçinin diğer işçiye göre daha verimsiz çalışması, ekonomik bunalım, stokların birikmesi gibi akla gelebilecek her neden işten atmak için haklı bir gerekçe! Patronun yapması gereken, bu gerekçelerden birini bir kağıda yazmak ve işçiye tebliğ etmektir. Bu kadar kolay!

İşte patronların üzerinde fırtınalar kopardıkları, sendika ağalarının da büyük bir kazanımmış gibi sundukları “İş Güvencesi” bu oluyor. İşverenler eskisi gibi işten atabilecekler, ama adı iş güvencesi olacak! Sahte güvenceden yararlanmak için dört koşulu yerine getiren işçi sayısı da devede kulak kalacağından, yenilik diye sunulan dava hakkından da yalnızca işçi sınıfının küçük bir kısmı faydalanabilecek. Fakat patronların bundan da kurtulması için işçileri geçici, mevsimlik, taşeron, belirli süreli (1 yıl, 6 ay gibi) iş sözleşmesi ile çalıştırması yeterli!

“İş güvencesi” intikamı: Toplu işten atma yasalaştı!

Kapitalist ülkelerde hükümetler değişir, ama sermaye sınıfının saldırıları hiç aksamadan uygulanmaya devam eder. Yeni hükümet bir öncekinden devraldığı görevleri yerine getirir. Kapitalizmde seçimler emekçi yığınları aldatmaya dönük ortaoyunundan başka bir şey değildir. Bu “parlamenter demokrasi”nin gerisinde, sermaye sınıfının katıksız iktidarı vardır. Sermaye sınıfı yasalarıyla, kolluk güçleriyle, hükümetleriyle, kontra örgütleriyle egemenliğini sürdürür. İşbaşına getirilen hükümetlerin yapacağı iş, sermayenin devlet iktidarı tarafından belirlenen politikalarının hayata geçirilmesidir. Onun içindir ki, hükümetler değişir ama politikalar değişmeden kalır. Bizim kölelik yasası dediğimiz yeni iş yasasının tasarısı DSP-MHP-ANAP hükümeti döneminde hazırlanmış ve sahte iş g&uum;vencesi yasası da kölelik yasasına gerekçe yapılmak için yine bu hükümet tarafından çıkartılmıştı. AKP hükümeti öncekinin bıraktığını tamamlamakla yükümlüydü. Bunun gereklerini yerine getirerek sermaye sınıfının katıksız bir hizmetçisi olduğunu kanıtlamış oldu.

Yasayla iş güvencesi getirildiği iddia ediliyor. Ama yeni İş Yasası’nda patronlara toplu işten çıkarma hakkı tanınıyor. Artık işçiler sahte iş güvencesine kavuşmak şöyle dursun, topluca işten atılacaklar. Patronların feryat figan ettikleri, sendika ağaları ve hükümetlerin kazanım gibi sunmaya çalıştıkları ‘iş güvencesinin’ altından patronların işten atma hakkının genişletilmesi çıktı. Kölelik Yasası’nın 29. maddesine göre patronlar “ekonomik, teknolojik, yapısal vb. işletme, işyeri veya işin gerekleri” gibi nedenlerle toplu işçi atma yoluna gidebilecekler. 20 ile 100 işçinin çalıştığı işyerlerinde en az 10, 101 ile 300 arasında işçinin çalıştığı yerlerde en az %10, 301 ve daha fazla işçinin çalıştığı işyerlerinde en az 30 işçinin atılmasına toplu işten çıkarma deniliyor. Patronlar ekonomik kriz, mali bunalım, teknoloi yenilenmesi, işyerinin gerekleri gibi bir dizi nedenle toplu işten atma yoluna gidebilecekler. Bunun için, bölge müdürlüğüne, İŞKUR’a ve varsa sendika temsilciliğine 30 gün önce durumu bildirmeleri yeterli.

Taşeronlaştırma yasalaştı!

Kölelik Yasası daha ikinci maddesinde işçi sınıfının örgütsüz-düşük ücretle çalışmasının ve sendikasızlaştırmanın aracı olan taşeronlaştırmayı yasalaştırmakla işe başlıyor. Buna göre bir işveren işyerinde yapılan işi taşeronlara devredebilecek. 6. maddede ise “işyerinin bir bölümünün devri” düzenlenerek taşeronlaştırma daha da kolaylaştırılıyor. Buna göre de işveren işyerini parçalara ayırıp farklı işverenlere devredebilecek. Eğer patron yalnızca işi taşerona devrediyorsa buna “alt işveren uygulaması”, işin yanı sıra işyerinin bir bölümünü devrediyorsa buna da “işyerinin bir bölümünün devri” deniyor. Böylece bugüne kadar yasadışı olarak uygulanan taşeronlaştırmanın her biçimi yasalaştırılmış oluyor. Örneğin bir konfeksiyon fabrikasında kesim bölümü bir patronun, imalat bir patronun, kalite kontrol de ir başka patronun denetiminde olacak, bunlarla birlikte aynı bölümde ‘alt işveren’ adı verilen farklı patronlara çalışan işçiler bulunabilecek. Herbir işçi farklı patronlara çalışıyor olacağından sendikalarda örgütlenmek ya da ortak tepki göstermek zorlaşacak, düşük ücretle çalışmak kural haline gelecek!

İşçi başka fabrikalara ‘ödünç’ gönderilecek!

İş Yasası Tasarısı “ödünç işçi” adı altında yeni bir uygulama getiriyordu. İş yasasının çıkartılması sırasında bu ismi kaba bulan sermaye vekilleri uygulamanın adını “geçici iş ilişkisi” olarak değiştirdiler. “Geçici iş ilişkisi”ni düzenleyen 7. madde şöyle: “İşveren, devir sırasında yazılı rızasını almak suretiyle bir işçiyi; holding bünyesi içinde veya aynı şirketler topluluğuna bağlı başka bir işyerinde veya yapmakta olduğu işe benzer işlerde çalıştırılması koşuluyla başka bir işverene iş görme edimini yerine getirmek üzere geçici olarak” verebilir. Buna göre aynı holding ya da şirketler grubu içinde çalışan işçiler, yazılı ‘rıza’larıyla, bu holding ya da şirketler grubunda yer alan başka fabrikalara ya da yapmakta olduğu işe benzer işler yapacağı başka fabrikalara 6 aylığına öd&uum;nç verilebilecekler. Bu süre iki kez uzatılabilecek. Örneğin Koç Holding’in İstanbul’daki bir fabrikasında çalışan bir işçi bu holdinge bağlı başka illerdeki fabrikalara, ya da Koç Holding içerisinde yer almayan başka fabrikalara gönderilebilecek. Yasa “çağdaş” olduğu için işçinin “rıza”sını da gerekli görmüş. Ama uygulamada ödünç verilmeyi kabuletmeyen işçinin bulunamayacağı açık. Çünkü her gün işten atılma korkusu yaşayan işçilerin patronu reddetmesi olanaklı değil. Ödünç verilmeyi reddeden işçi işten atılacaklar listesine adını yazdırmış olacak! Diğer yandan, ödünç işçilik uygulaması yaygınlık kazanacağından, bütün fabrikalarda asıl patronları farklı olan ödünç işçiler alınacak. Böylece hemödünç işçilerin, hem de bu ödünç işçilerin gönderildiği fabrikaların işçilerinin örgütlenmesi olanaklı olmayacak!

İş yasası yalnızca işçinin ödünç verilmesini yasalaştırmıyor, “özel istihdam büroları” adı altında işçi alım-satımıyla uğraşacak büroların kurulmasının da önünü açıyor. Patronlar bu bürolardan düşük ücretle çalışacak işçiler bulabilecekler, bu büroların sahipleri de işçi satımı yoluyla para kazanacaklar!

8 saatlik işgünü rafa kaldırılıyor!
Fazla mesai ücreti ortadan kalkıyor!

8 saatlik işgünü, işçi sınıfının onlarca yıl süren zorlu mücadelelerinin ürünüydü. Bu mücadele sürecinde binlerce işçi yaşamını yitirmiş, işçi önderleri idam sehpasına çıkartılmıştı. İşçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs ve Dünya Emekçi Kadınlar Günü 8 Mart, işçi sınıfının 8 saatlik işgünü uğruna verdikleri mücadelenin ürünleridirler. 8 Mart 1886 yılında Amerika’nın New York kentinde dokuma işçisi 40 bin kadın 8 saatlik işgünü, eşit işe eşit ücret talepleriyle mücadeleye atılmış, patronlar tarafından ateşe verilen bir fabrikada onlarca kadın yanarak ölmüştü. 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü, bu mücadelenin ürünüydü. Aynı yılın 1 Mayıs’ında ise 8 saatlik işgünü için mücadeleyi yükselten Amerikan şçi sınıfı, Amerikan burjuvazisinin silahlı saldırısıyla yüzyüze kalmış ve eylemlerde bir işçi öldürülmüştü. Ardından Albert Persons, Adolp Fischer, George Engel ve August Spies isimli 4 işçi önderi idam edilmiş ve 1891 yılında II. Enternasyonal 1 Mayıs’ı işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü ilan etmişti. Daha bir dizi ülkede işçi sınıfı 8 saatlik işgünü uğruna yıllaca mücadele etmiş ve bedeller ödemişti. Şimdi ağır bedeller ödeyerek elde ettiğimiz bu hak Kölelik Yasası ile ortadan kaldırıldı.

Yeni iş yasasına göre patronlar isterlerse işçiyi günde 11 saat çalıştırabilecekler. Çalışma sürelerini düzenleyen 63. madde haftalık çalışma süresini 45 saat olarak belirlemekle birlikte, günlük çalışma süresinin ‘tarafların anlaşmasıyla!’ 11 saate kadar çıkartılabileceğini belirtiyor. Patronlar işçilere, haftalık 45 saati aşan ve fazla çalışılan süreler için fazla mesai ücreti vermek yerine izin verebilecekler. Buna ‘denkleştirme’ adı veriliyor. Patron işçinin fazla çalıştığı saatleri 2 ay içerisinde izin kullandırarak denkleştirecek, denkleştirme süresi toplu sözleşme yoluyla 4 aya çıkartılabilecek. Böylece patronlar işin yoğun olduğu dönemlerde haftalar boyunca işçiyi geceli-gündüzlü çalıştırıp, işin azaldığı dönemlerde fazla mesai ücreti ödemek yerie izin kullandıracak! Örneğin patron işçiyi bir hafta boyunca 6 günde toplam 66 saat çalıştıracak, fazla mesai ücreti vermek yerine 2 ay içerisinde işçiye 21 saat izin kullandıracak! İşin yoğunluğuna göre 11 saatlik çalışma haftalar boyunca sürdürülebilecek! 8 saatlik işgünü fabrikaların önemli bir kısmında zaten uygulanmıyordu. Yeni iş yasası bunu yasalaştırarak, işçiyi posası çıkana kada çalıştırmayı kural haline getirdi.

Fazla mesai ücretini kaldırmaya dönük adımlardan birisi de “fazla mesai ücreti” başlığı taşıyan 41. maddede atılıyor. Yasa toplusözleşme yoluyla haftalık çalışma sürelerinin 45 saatin altında belirlendiği durumlarda, belirlenen süreyi aşan ve 45 saate kadar yapılan çalışmaya “fazla sürelerle çalışma” adını veriyor ve bu süreler için %25 zamlı ödeme yapılmasını öngörüyor. Haftalık 45 saatin üzerinde yapılan çalışmaya ise “fazla çalışma” adını veriyor ve bu süreler için ise %50 zamlı ödeme yapılmasını öngörüyor. Fakat diyor yasa, denkleştirme usulünün uygulanmadığı durumlarda işçi ‘isterse’ fazla mesai ücreti yerine izin kullanabilir! 41. madde şöyle: “Fazla çalışma veya fazla sürelerle çalışma yapan işçi isterse, bu çalışmalar karşılığı zmlı ücret yerine, fazla çalıştığı her saat karşılığında bir saat otuz dakikayı, fazla sürelerle çalıştığı her saat karşılığında bir saat onbeş dakikayı serbest zaman olarak kullanabilir.”

Denkleştirme usulünde de, serbest zaman hakkında da işçinin “rızası” aranıyor! Oysa biliniyor ki, çalışma yaşamında işçinin rıza göstermekten başka şansı yoktur. Bu nedenle fazla mesai ücreti yerine “serbest zaman” verilmesi, patronların fazla mesai ücreti vermekten kurtulmasını sağlayacaktır. Zaten maddenin devamında patronlara, fazla mesai ücreti ya da serbest zaman verme konusunda geniş bir tercih hakkı tanınması amaçlanmış olacak ki, “işçi hak ettiği serbest zamanı altı ay zarfında, çalışma süreleri içinde ve ücretinde bir kesinti olmadan kullanır” denilmektedir. Görüldüğü gibi yeni iş yasası fazla mesai ücretinin kaldırılması için köklü düzenlemeler getirmektedir.

(Devam edecek...)

(BDSP’nin işçilere yönelik olarak çıkardığı broşürün ilk bölümüdür. İkinci bölümünü gelecek sayımızda sunacağız.)