İçindekiler:

10 Şubat 2026
Sayı: KB 2026/02

Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!
Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri
Rojava'yı tasfiye planları
Ulusal sorun ve sınıf mücadelesi
Büyük kıyımın sorumluları hala iş başında
Yine "Torba yasa" yine saldırganlık!
AKP'nin iki yüzlü Filistin politikası
Talana devam!
Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi
Migros işçileri kazanırsa, işçi sınıfı kazanır!
İşçi sınıfı daha güçlü Greif'ler yaratacaktır!
Sendikal haklar için mücadeleye!
Greif direnişi, işçi sınıfı hareketinin devrimci geleceğidir!
ABD'nin saldırganlığı artıyor
Netanyahu'nın "savaş histerisi"
İran'da rejim değişikliği senaryosu
İran'da kitle hareketi ve Trump'ın tehdidi
Trump'ın Gazze'de işgal ve rant planı
SDG ve HTŞ yeni bir anlaşma imzalandı
Ukrayna müzakereleri
ver.di'nin mücadele dalgası
Bir baskı aracı olarak üniversite
Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

2025-2026 Kamu grevleri ve ver.di’nin mücadele dalgası

Toplu taşımada geniş kapsamlı kamu grevleri

 

2026 yılının başında ver.di sendikası, yaklaşık 150 belediye toplu taşıma şirketinde çalışanlar adına geniş çaplı uyarı grevleri düzenlemişti. 2 Şubat 2026 tarihinde büyük şehirlerdeki (Berlin, Stuttgart, Karlsruhe, Freiburg gibi) otobüs, tramvay ve metro hatları, 24 saat süren iş bırakma eylemleri nedeniyle hizmet dışı kalmıştır. Greve çıkış sebepleri arasında ücret artışı taleplerinin yanı sıra fazla mesai, gece ve hafta sonu çalışma ücretlerinin iyileştirilmesi gibi talepler de var. 

Avrupa Taşımacılık İşçileri Federasyonu (ETF), Alman toplu taşıma grevine tam destek verdiğini açıklamış ve eylemlerin iş yükü ile çalışma koşullarına ilişkin sorunları gündeme taşıdığını belirtmiştir. Bu süreç, toplu taşımada görev yapan çalışanların yoğunlaşan vardiya ve iş yükü koşullarının düzeltilmesine yönelik taleplerini somut hâle getirmiştir.

Ocak 2026’da kamu sektöründe oldukça geniş katılımlı uyarı grevleri gerçekleştirildi. ver.di öncülüğünde 13–14 Ocak tarihlerinde kamu çalışanları, ücret artışı talepleri nedeniyle iş bıraktı. Berlin, Köln, Bonn ve Essen gibi şehirlerde kamu hastaneleri ve üniversitelerde çalışan emekçiler greve katıldı. Grev süresince hastanelerde yalnızca acil hizmetler sunulmuş, birçok ameliyat ve tedavi ertelenmiştir. Grevler, eyaletler düzeyindeki toplu sözleşme müzakerelerinde yaşanan tıkanıklık üzerine gerçekleştirildi. 2025’in ilk yarısında ver.di, toplu taşıma sektöründe yaygın grev dalgaları örgütlemiştir. 21 Şubat 2025’te Baden-Württemberg, Bremen, Hessen, Aşağı Saksonya, Kuzey Ren-Vestfalya ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde toplamda yaklaşık 53 bin toplu taşıma çalışanı greve katılmış ve ulaşım hizmetlerinde ciddi aksamalar yaşanmıştı. Aynı dönemde Berlin’de BVG çalışanlarının gerçekleştirdiği 48 saatlik grev, şehir genelinde toplu taşımayı büyük ölçüde durdurmuştur. Bu grevlerde başlıca talepler; ücret artışı, personel eksikliğine bağlı olarak artan iş yükünün hafifletilmesi ve daha iyi çalışma koşullarının sağlanması.

2025 sonbaharında federal eyalet çalışanlarına yönelik toplu sözleşme görüşmeleri, ver.di’nin taleplerinin karşılanmaması nedeniyle 2026 yılına ertelenmişti. Sendika, yaklaşık 925 bin eyalet çalışanı için yüzde 7 oranında maaş artışı ve en az 300 Euro ek ücret talep etmiş; bu talepler özellikle sosyal hizmet ve bakım sektöründe yaşanan reel ücret kaybını telafi etmeyi amaçlamıştır.

2025 yılında ver.di ile Deutsche Post AG arasında yapılan toplu sözleşme ile yaklaşık 170 bin posta ve paket çalışanı için toplam yüzde 5 oranında ücret artışı ve ek tatil hakları elde edilmiştir. Söz konusu artışların iki aşamada (2025 ve 2026) yürürlüğe girmesi kararlaştırılmıştır. Bu kazanımlar, ver.di’nin toplu sözleşme masasında elde ettiği somut başarılar arasında öne çıkmaktadır.

2025–2026 döneminde Almanya kamu sektöründe gerçekleşen grevler ve toplu sözleşme süreçleri, yalnızca ücret artışını değil; aynı zamanda çalışma koşullarının iyileştirilmesi, iş yükü ve personel eksikliği gibi yapısal sorunların da gündeme gelmesini sağladı. Ver.di tarafından düzenlenen uyarı grevleri ve geniş ölçekli iş bırakma eylemleri, sendikanın müzakere gücünü artırmaya dönük stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor. Başarılı toplu sözleşmeler ise kamu sektöründeki mücadele dinamiklerinin somut sonuçları olarak ortaya çıkmıştır.

ver.di’nin ikili rolü

ver.di, Almanya’nın en büyük kamu sektörü sendikası olarak taleplerin savunuculuğunu üstlenmenin yanı sıra grev süreçlerini yönetmekte ve tabandan gelişen inisiyatifleri belirli sınırlar içinde tutmaktadır. Bu durum, ver.di’nin hem işçi sınıfı adına mücadele eden hem de mevcut düzenin istikrarını gözeten çift yönlü bir yapıya sahip olduğunu göstermektedir.

Bu grevler, kapitalist devletin yeniden üretim krizini, neoliberal kamu politikalarının sınırlarını ve kurumsallaşmış sınıf mücadelesinin hem olanaklarını hem de engellerini açık biçimde ortaya koymaktadır. Ver.di’nin son dönem grevleri, bu sınırların ötesine geçen bir dönüşümü henüz göstermese de, kamu çalışanları arasında artan memnuniyetsizlik ve kamusal hizmetlerdeki yapısal kriz, önümüzdeki dönemde daha yoğun ve daha siyasal mücadele biçimlerinin ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır.

BİR-KAR İşçi Komisyonu

 

Hindistan’da 300 milyon işçi genel grevde!

 

Hindistan genelinde yaklaşık 300 milyon işçi ve emekçi hükümetin neoliberal ekonomi politikalarına, özelleştirmelere ve emek karşıtı saldırılara karşı genel greve çıktı. Grev, son yılların en kitlesel ve en yaygın işçi eylemlerinden biri olarak kayda geçti. Irkçı-sağcı Narendra Modi hükümeti döneminde yürürlüğe konan yeni iş yasaları, iktidar ve sermaye sınıfı tarafından “reform” diye pazarlanıyor. Oysa bunlar, sendikaların da dile getirdiği gibi, işçi sınıfının haklarını gasp etmek için tasarlanan pervasız saldırılardır. Son yıllarda çıkarılan yasalarla pek çok hak gasp edildi. Bu yasalarla şunlar oldu:

“İşten çıkarmaları kolaylaştırdı,

Grev prosedürleri zorlaştırıldı,

Sendikal örgütlenmenin önüne yeni engeller koydu,

Çalışma saatleri ve fazla mesai düzenlemelerinde esneklik getirdi...”

Bu değişiklikler, Hindistan’ı küresel sermaye için daha cazip bir üretim üssü haline getirme stratejisinin parçası olarak görülüyor. Ancak bu model, düşük ücret, yüksek güvencesizlik ve zayıf sosyal korumayı esas alarak, tüm faturayı işçi ve emekçilerin sırtına yıkıyor. 

Grevin politik anlamı

Irkçı-sağcı hükümetin pervasız saldırılarına karşı gerçekleştirilen greve 300 milyonluk katılım, grevi salt bir ücret pazarlığı meselesinin ötesine taşıyor. Eylem, üç temel politik mesaj da veriyor: “Rejimin toplumsal meşruiyet krizi derinleşiyor. Zira ekonomik büyüme rakamlarına rağmen geniş halk kesimleri yoksullaşıyor, yaşam koşulları kötüleşiyor. Sınıfsal kutuplaşma derinleşiyor: Gelir dağılımındaki uçurum ve işsizlik gibi yapısal sorunlar, sosyal gerilimi artırıyor. Devlet-sermaye yakınlaşması mahkum ediliyor. Özelleştirmeler ve kamu harcamalarındaki kısıntılar, devletin piyasacı bir yeniden yapılanma içinde olduğunu gözler önüne seriyor. İktidarın bu küstahlıklarını protesto eden grevciler hem ekonomik hem siyasal politikalara hayır diyor.

Kır ve kentin ortaklaşması

Genel greve yalnızca sanayi işçileri değil, kır emekçileri ve kamu çalışanları da destek verdi. Bu tablo, Hindistan’da kır ile kent emekçilerinin sorunlarının ortak olduğunu gösteriyor.

Özellikle önceki yıllarda yaşanan geniş çaplı çiftçi eylemleriyle kurulan bağ, bu grevi daha geniş bir toplumsal muhalefet dalgasının parçası haline getiriyor. 

Hindistan’daki bu genel grev, küresel ölçekte artan hayat pahalılığı, reel ücret kayıpları ve güvencesizleşmeye karşı yükselen tepkilerin bir halkası olarak da okunabilir. Birçok ülkede emek piyasalarının esnekleştirilmesi ve kamu varlıklarının özelleştirilmesi, farklı ülkelerde benzer toplumsal sonuçlar üretiyor. Hindistan örneği, neoliberal politikaların iflas ettiğine işaret ediyor. Yüksek büyüme oranları, eğer toplumsal refaha dönüşmüyorsa, kapitalistlerle işçi ve emekçiler arasındaki uçurumu daha derinleştiriyor. Nitekim dünyanın dört bir yanında bu olguyu gözlemlemek mümkündür.  Hükümet cephesinden henüz kapsamlı bir geri adım sinyali gelmiş değil. Ancak bu büyüklükte bir eylemin organize edilmesi, Hindistan’da hem sol/sosyalist akımların hem sendikal hareketin toplumsal etkisinin ne kadar güçlü olduğunu ortaya koyuyor.

300 milyonluk genel grev, yalnızca bir günlük iş bırakma değil; ırkçı-sağcı Hindistan yönetiminin ekonomik yönelimine itirazların yükseleceği, hak arama mücadelesinin daha da güçleneceği bir sürecin ilk adımı olabilir.