İçindekiler:

10 Şubat 2026
Sayı: KB 2026/02

Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!
Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri
Rojava'yı tasfiye planları
Ulusal sorun ve sınıf mücadelesi
Büyük kıyımın sorumluları hala iş başında
Yine "Torba yasa" yine saldırganlık!
AKP'nin iki yüzlü Filistin politikası
Talana devam!
Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi
Migros işçileri kazanırsa, işçi sınıfı kazanır!
İşçi sınıfı daha güçlü Greif'ler yaratacaktır!
Sendikal haklar için mücadeleye!
Greif direnişi, işçi sınıfı hareketinin devrimci geleceğidir!
ABD'nin saldırganlığı artıyor
Netanyahu'nın "savaş histerisi"
İran'da rejim değişikliği senaryosu
İran'da kitle hareketi ve Trump'ın tehdidi
Trump'ın Gazze'de işgal ve rant planı
SDG ve HTŞ yeni bir anlaşma imzalandı
Ukrayna müzakereleri
ver.di'nin mücadele dalgası
Bir baskı aracı olarak üniversite
Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

İran’da kitle hareketi ve Trump’ın tehdidi

E. Bahri

 

İran’da derinleşen ekonomik kriz, artan işsizlik, siyasal baskılar vb. sorunlara karşı biriken tepkiler, bir kez daha sokaklara taştı. Birçok kente yayılan eylemlerde kitleler ekonomik, sosyal, siyasal taleplerini dile getirirken soykırımcı İsrail ile ABD emperyalizminin devreye girmesiyle ortam bir kez daha zehirlendi. 

ABD’nin eylemleri bahane ederek müdahale etme tehdidi rejime uyguladığı şiddeti gerekçelendirme imkanı verdi. Teyit edilmeyen haberlere göre yaklaşık beş bin kişi çatışmalarda hayatını kaybetti. 

Kanlı psikolojik savaş

ABD-İsrail savaş cephesi, hedefinin İran ve bölgedeki direnişçi güçler olduğunu sık sık dile getiriyor. Filistin direnişi, Lübnan direnişi, Gazze ile direnişte aktif tutum alan Yemen’de Husi-Ansarullah liderliğindeki Sana hükümeti 7 Ekim Aksa Tufanı eyleminden beri ağır bir saldırı altında. Gazze’deki soykırım, Lübnan’da yıkım, Yemen’i hedef alan saldırılar aynı planın bir parçasıdır. Soykırımcı İsrail ve sponsoru ABD, bu planın başarısını İran rejiminin yıkılmasına bağlıyor. Haziran’da İran’a ani bir saldırı başlatmalarının hedefi de buydu. Ancak ağır darbeler alan İran’ın hızla toparlanması ve Tel Aviv’deki soykırımcı rejimi sersemleten vuruşlar yapması, o planı bozmuştu. 

İran’da bir kitle hareketinin başlaması ile Netanyahu-Trump ikilisinin devreye girmesi bir oldu. Elbette İran halkının talepleri, bu iki gangsterle temsil ettikleri faşist rejimlerin umurunda değil. Olamaz da. Vahşet çağını dünyaya ve halklara dayatanlardan farklı bir tutum beklemek, abesle iştigal olur. Demokratik, sosyal, siyasal taleplerle başlayan mücadeleyi amacından saptırmak, ABD-İsrail cephesinin temel önceliğidir. Ne kadar çok kan dökülürse, hedeflerine daha çabuk yaklaşabileceklerini var sayıyorlar. Bundan dolayı ajan/işbirlikçi ağını hareket geçirerek kanlı sarmalı derinleştirmeye çalışıyorlar. Rejimin ABD-İsrail müdahalesinin açtığı alanı kullanarak şiddeti artırması sorunu daha derinleştiriyor. 

Bu arada İsrail dostu, CIA’nın aparatı “oğul Pehlevi”yi de sahaya sürerek, İran halkları için “demokratik alternatif” diye pazarlamaya çalışıyorlar. Ölmüş faşist Şah’ın oğlu, insanların öldürülmesinin doğal olduğunu çünkü savaş içinde bulunduklarını söylüyor. Ajanlarına ve kitlelere “devlet kurumlarını ele geçirin” diye talimat veren oğul Pehlevi, daha çok kan dökülmesini sağlayarak emperyalist/siyonist efendileri nezdindeki “kıymetini” artırdığını var sayıyor.   

Soykırımcı Netanyahu’nun sponsoru Trump, Pehlevi’den daha ileri giderek “Çok kan dökülür, çok kişi ölürse göstericilere yardım etmek için elim tetikte bekliyorum. Benden yardım istiyorsanız biraz daha ölün ya da öldürün!” demeye gelen bir mesaj vererek yangına körükle gidiyor. Kanlı psikolojik savaşın medya/sosyal medya ayağını organize edenler ve onların yaydığı zehri bilerek veya bilmeyerek yutanlar ölenlerin sayısını artırmak için sayıları bire on katarak servis ediyorlar. BBC bile ölü sayısının 10 bin olduğunu iddia etti. Ancak bu iddiayı kısa sürede geri çekti. Suriye’deki ABD, Türkiye, İsrail ve Suudi Arabistan koruması altındaki cihatçı terör rejiminin yaptığı Alevi soykırımını yok sayanlar, İran’da olup bitenler için ortalığı velveleye vermek için iğrenç yöntemlere baş vuruyor. Bu kanlı/psikolojik savaşla, gerçek savaşın fitilinin bir an önce ateşlenmesine zemin hazırlamaya çalışıyorlar.

Trump çark etti ama savaş riski baki…

İran’daki işbirlikçilerini, ajanlarını sahaya süren, onları motive etmek için vaazlar veren Trump-Netanyahu ikilisi ile suç ortakları, demokratik/sosyal taleplerle başlayan eylemleri, vahşi hedeflerine ulaşmanın bir aracı olarak kullanmaya çalışıyor. Bunu başarabilmeleri halinde, rejimi çevreden kuşattıktan sonra Libya veya Suriye “modeli” için koşulları hazırlama hevesine kapıldıkları anlaşılıyor. Elbette bu kanlı planın İran halkının demokratik, sosyal ve siyasal talepleriyle hiçbir ilgisi yok. Tersine, hareketi sakatlayarak belli haklar kazanmalarını imkansız kılıyor.  

“Çok kişi ölsün, Amerikan bombardımanı başlıyor, elim tetikte” diye vaazlar veren Trump, “İran’a savaş” konusunu dünyanın gündemine yerleştirdi. Belli ki, henüz istedikleri sonuca ulaşmak için koşulların oluşmadığını hesap ediyorlar. Aksi halde emperyalist/siyonist barbarlığın savaş makinesini çoktan sahaya sürerlerdi. 

İran’a saldırının, yani Orta Doğu’da yeni bir cehennem çukuru açılmasının “an meselesi” olduğu tartışılırken, “Trump çark etti” haberleri geldi. Washington’a ulaşan bilgilere göre İran’da “katliamların ve infazların durduğunu” açıklayan Trump, şimdilik kaydıyla savaş düğmesine basmadı. Ancak bu tutum, savaş tehlikesinin geçtiği anlamına gelmiyor. Zira ABD savaş makinesine bağlı işgal kuvvetleri bölgeye intikal etmeye başladı. Bu bir savaş hazırlığı olabileceği gibi, psikolojik savaşı şiddetlendirme taktiği de olabilir. Bugün Trump’ın başını çektiği Beyaz Saray’daki gangster çetesinin nasıl bir tercih yapacağından bağımsız olarak, Orta Doğu halkları emperyalist/siyonist barbarlığın yıkıcı saldırılarına maruz kalmaya devam edecektir. 

Emperyalist/siyonist gangsterlik halkların mücadele dinamiklerini parçalıyor

Emperyalist/siyonist güçlerin elinin değdiği her yer yakılıp/yıkılıyor, kana bulanıyor. Gangster takımı, şu veya bu ülkede rejimlere karşı gelişen mücadeleyi kullanarak, saldırı ve işgal için gerekçe üretiyor. “Muhalif” olduğu söylenen bazı aparatlar, ABD saldırısına gerekçe üretmek için görevlendiriliyor. Halkların talepleri ayaklar altında çiğneniyor, emperyalist/siyonist güçlerin planlarını uygulama süreci başlatılıyor. 

Bu emperyalist/siyonist müdahaleler Libya, Sudan, Suriye gibi ülkeleri vahşet çağına itti. Toplumsal mücadele dinamikleri paramparça edildi. Emperyalistlerle gerici bölge devletlerinin elinde birer kukla olan cihatçı terör rejimlerini iş başına getiriyorlar. Benzer bir senaryonun İran’da da uygulanması için yıllardan beri her yola başvuruluyor. Ekonomik ambargo, süreklileşmiş siber saldırılar eşliğinde uygulanan bu politikaların yarattığı ağır yıkımın bedelini halklar, özellikle de halkların yoksul kesimleri ödüyor. “Demokrasi/özgürlük” vaat ediliyor ama vahşet ve Orta Çağ karanlığı dayatılıyor. 

Bütün namluların çevrildiği İran’da yaşanan son gelişmeler, bu hedefe ulaşmanın henüz kolay olmadığına işaret ediyor. Buna rağmen İran’da kitlelerin haklı ve meşru taleplerle başlattıkları eylemler kısa sürede başka bir boyuta taşınarak kana bulandırıldı. Olayın bu noktaya varmasında hem İran rejiminin hem de emperyalist/siyonist güçlerle tetikçilerinin belirleyici rolleri var. “Dış müdahale” tehdidi ilk günlerde ihtiyatlı bir tutum alan Tahran yönetimine, daha şiddetli bir şekilde eylemleri bastırma gerekçesi sağladı. Kendisini destekleyen milyonları da sokaklara çağıran rejim, ABD, İsrail ve Batı emperyalizminin kuşatmasına rağmen geri adım atacağa benzemiyor.

İran yönetimi savaştan kaçınmaya çalışıyor. Ancak ABD-İsrail saldırırsa karşılık vermek zorunda kalacak. Nitekim tüm taraflar olası bir savaş için hazırlık yapıyor. Bu atmosferde sadece İran yönetimi için değil, halkı için de daha zor bir dönem başlamış görünüyor. ABD’nin hegemonya savaşının temel cephelerinden biri olarak İran’a yoğunlaşması, işçilerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin sorunlarını azaltmak bir yana, daha da ağırlaştıracaktır. 

İran’da halkın haklı ve meşru talepleri uğruna mücadelesi elbette devam edecek. Zira zengin kapitalist bir azınlığın çıkarını esas alan yönetim, geniş emekçi kitlelerin yoksulluk ve sefaletini daha da derinleştiriyor. Neo liberal politikaların tetiklediği yüksek enflasyon ve gelir dağılımındaki eşitsizlik ise sorunlara tuz-biber ekiyor. Bu ise mücadele dinamiklerini döne döne besliyor. Öte yandan mücadele eden kitlelerin ciddi açmazları var. Zira, İran’da sokağa akan kitlelerin ihtiyaç duyduğu devrimci-siyasal önderlik boşluğunun yanı sıra, rejimin baskıcı politikaları ile emperyalist/siyonist müdahalelerin yarattığı bir ikilem var. İranlı işçi-emekçilerin kısa vadede bu uğursuz ikilemin üstesinden gelmesi yazı ki halen kolay görünmüyor.