İçindekiler:

10 Şubat 2026
Sayı: KB 2026/02

Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!
Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri
Rojava'yı tasfiye planları
Ulusal sorun ve sınıf mücadelesi
Büyük kıyımın sorumluları hala iş başında
Yine "Torba yasa" yine saldırganlık!
AKP'nin iki yüzlü Filistin politikası
Talana devam!
Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi
Migros işçileri kazanırsa, işçi sınıfı kazanır!
İşçi sınıfı daha güçlü Greif'ler yaratacaktır!
Sendikal haklar için mücadeleye!
Greif direnişi, işçi sınıfı hareketinin devrimci geleceğidir!
ABD'nin saldırganlığı artıyor
Netanyahu'nın "savaş histerisi"
İran'da rejim değişikliği senaryosu
İran'da kitle hareketi ve Trump'ın tehdidi
Trump'ın Gazze'de işgal ve rant planı
SDG ve HTŞ yeni bir anlaşma imzalandı
Ukrayna müzakereleri
ver.di'nin mücadele dalgası
Bir baskı aracı olarak üniversite
Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Bahar döneminin çağrısı:

Baskıya, savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!

 

Bahar döneminin ön günlerindeyiz. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’yle başlayan ve 1 Mayıs’a kadar uzanan bahar sürecini üst üste binen siyasal ve toplumsal gündemlerle karşılıyoruz. Yaz aylarında Türkiye’de toplanacak olan NATO Zirvesi ise, aynı dönemin öne çıkan önemli bir diğer gündemini oluşturuyor.

Faşist baskı ve zorbalığın zıvanadan çıktığı bir dönem

Her geçen gün yeni bir düzeyde kurumsallaşan siyasal gericilik ve sistematik olarak tırmandırılan faşist zorbalık, sermaye düzeninin “yeni normali” haline gelmiş durumda. Rejimin kitleleri kötürümleştirme hedefiyle devreye soktuğu gerici uygulamalar ve bunu tamamlayan çok yönlü baskı ve saldırılar, günümüz Türkiye’sinde toplumsal yaşamın adeta bir “rutini”. 

İşçi sınıfının grevleri yasaklanıyor, sokak eylemlerinde polis terörü estiriliyor, üniversitelerde kayyım rektörler eliyle OHAL uygulamaları devreye sokuluyor vb. Toplum neredeyse her sabah yeni bir “operasyon” haberi ile güne başlıyor. Başta devrimci ve ilerici güçler olmak üzere, toplumsal mücadele dinamiklerini hedef alan keyfi ve kural tanımaz saldırılara düzen siyasetini dizayn etmeye dönük kaba müdahaleler/operasyonlar eşlik ediyor… Özetle, darbe dönemlerine rahmet okutacak denli karanlık, baskıcı ve her açıdan çürümüş bir rejim toplumun üzerine çöreklenmiş durumda.

Tüm bu koyu kuşatmanın ve kapsamlı saldırıların bir diğer boyutunu ise Kürt halkına dönük baskı ve dayatmalar oluşturuyor. Kürt halkının varlığını inkar eden ve ulusal demokratik haklarını yok sayan rejim, Kürt hareketini ve elde ettiği kazanımları (içeride ve bölgesel ölçekte) tasfiye etmek için saldırılarını her adımda yoğunlaştırıyor. “Terörsüz Türkiye” olarak kodlanan “süreç” de Rojava’da uygulanan kuşatma ve saldırılar da bu aynı politikaya hizmet ediyor.

Bu ağır koşullar altında rejimin çok yönlü saldırılarına karşı başta sınıf hareketi, gençlik ve kadın mücadeleleri olmak üzere, toplumsal mücadele dinamiklerinin direnme ve dayanışma pratiğini güçlendirmek, bu temel üzerinde siyasal hak ve özgürlükler mücadelesini büyütmek ve emekçileri bu mücadeleye kazanmak, günün ve bahar döneminin öne çıkan sorumluluklarından birini oluşturuyor. Zira, toplumu nefessiz bırakan çok yönlü ablukayı dağıtmanın da gerici-faşist rejimi dizginlemenin de yolu emekçi kitleleri harekete geçirmekten, siyasal hak ve özgürlükler mücadelesinin öznesi haline getirmekten geçiyor.

Bahar dönemi ve anti-emperyalist mücadele

Gerek emperyalistler arası ilişkilerde tırmanan gerilimler ve bunun bir sonucu olarak savaş ve saldırganlığın yeni boyutlar kazanması, gerekse Türkiye’yi çevreleyen bölgede yaşanan son gelişmeler, içinde bulunduğumuz dönemde anti-emperyalist mücadeleyi büyütmenin yakıcı önemini tartışmasız bir şekilde ortaya koyuyor. Zira insanlık, emperyalistler arası çatışma ve savaşların yaratacağı yeni ve kapsamlı bir yıkımın eşiğine doğru sürükleniyor.

Öte yandan, emperyalist savaş ve iç savaş aygıtı NATO’nun yaz aylarında Türkiye’de toplanacak olması, bahar dönemi ve takip eden süreçte emperyalist haydutluğa karşı verilecek mücadeleye ayrı bir önem kazandırmış bulunuyor. Şimdiden başlayarak ve bütün bir bahar sürecini kapsayacak şekilde emperyalizme ve NATO’ya karşı mücadelenin dayanaklarını oluşturmak; anti-emperyalist şiar ve söylemler üzerinden işçi sınıfına, emekçilere ve gençliğe seslenerek emeğin toplumsal kesimlerini bu mücadelenin parçası yapmaya çalışmak büyük bir önem taşıyor. 8 Mart’tan Newroz’a ve 1 Mayıs’a kadar, bahar döneminde gerçekleştirilecek olan kitle eylemlerini sermayeye ve emperyalist haydutlara karşı mücadele günleri olarak örgütlemek ise dönemin bir diğer önemli sorumluluğu olarak öne çıkıyor.

Ekonomik-sosyal yıkım ve bahar süreci

Bahar döneminin bir diğer yakıcı gündemi ise, ekonomik krizin her geçen gün kabaran faturası ve bunun yarattığı kapsamlı ekonomik-sosyal yıkım gerçekliğidir. Günümüz Türkiye’sinde işçi sınıfı ve emekçiler her açıdan sömürü cenderesine alınmış durumdalar. Düşük ücretlerle güvencesiz ve ağır koşullarda çalıştırılan emekçiler, yarı aç yarı tok bir şekilde yaşam savaşı veriyor. Krizin sürekli kabaran faturasının çeşitli kesintilerle, sonu gelmeyen zam yağmuruyla ve vergi soygunuyla emekçilere kesilmesi, durumu daha da ağırlaştırıyor.

Sınıf hareketi, bilinen yapısal sorunları nedeniyle sermayenin kapsamlı ve çok yönlü sosyal-iktisadi saldırılarına karşı henüz güçlü bir yanıt üretebilmiş değil. Sorun tam da burada düğümleniyor ve bu olgu bahar dönemi içerisinde sınıf hareketine dönük müdahalenin yanı sıra emekçi kitlelere yapılacak çağrıların da çerçevesini genel hatlarıyla ortaya koyuyor. Bu bağlamda, bahar dönemi boyunca sınıf ve emekçi kitleleri krizin faturasına, sosyal-iktisadi yıkım saldırılarına ve yoğunlaşan sömürüye karşı direnmeye çağırmak; üretim birimlerinde ve yaşamın her alanında örgütlü, birleşik ve fiili-meşru mücadeleyi büyüterek kavga alanlarına davet etmek büyük bir önem taşıyor.

Baskıya, savaşa, sömürüye karşı mücadele alanlarına!

Sınıf devrimcileri önümüzdeki mücadele dönemi içerisinde, özellikle de bahar sürecinde farklı gündemleri birbiriyle bağı içerisinde ve bütünlüklü olarak ele alarak, işçi sınıfını ve emekçileri bu çok yönlü sorun ve gündemler üzerinden yan yana getirmeyi ve harekete geçirmeyi esas alan bir çizgi izleyecekler. 8 Mart’tan 1 Mayıs’a ve takip eden aylarda toplanacak olan NATO Zirvesi’ne uzanan dönem boyunca baskıya, savaşa ve sömürüye karşı mücadele çağrısını yükseltecek; işçi sınıfını, emekçileri ve gençleri bu kapsamda somut talep ve özlemleriyle mücadele alanlarına taşımaya odaklanacaklar.