İçindekiler:

10 Şubat 2026
Sayı: KB 2026/02

Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!
Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri
Rojava'yı tasfiye planları
Ulusal sorun ve sınıf mücadelesi
Büyük kıyımın sorumluları hala iş başında
Yine "Torba yasa" yine saldırganlık!
AKP'nin iki yüzlü Filistin politikası
Talana devam!
Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi
Migros işçileri kazanırsa, işçi sınıfı kazanır!
İşçi sınıfı daha güçlü Greif'ler yaratacaktır!
Sendikal haklar için mücadeleye!
Greif direnişi, işçi sınıfı hareketinin devrimci geleceğidir!
ABD'nin saldırganlığı artıyor
Netanyahu'nın "savaş histerisi"
İran'da rejim değişikliği senaryosu
İran'da kitle hareketi ve Trump'ın tehdidi
Trump'ın Gazze'de işgal ve rant planı
SDG ve HTŞ yeni bir anlaşma imzalandı
Ukrayna müzakereleri
ver.di'nin mücadele dalgası
Bir baskı aracı olarak üniversite
Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Migros işçileri kazanırsa, Türkiye işçi sınıfı kazanır!

 

Kapitalistler, derinleşen ekonomik krizin faturasını işçi sınıfı ile emekçilere ödetmek istiyor. AKP-MHP rejimi ise kapitalistlerin önündeki engelleri temizlemek için yoğun bir çaba harcıyor. Bu saldırganlık, doğası gereği işçi sınıfı saflarında hoşnutsuzluğu büyütüyor, sefalet zincirlerini kırmak isteyen işçilerin öfke ve tepkisini tetikliyor.

Mücadeleye yönelen işçi sınıfı mevzi direnişler ve eylemlerle tepkisini ortaya koyuyor. DGD-SEN’e üye olan Migros depo işçilerinin direnişi de son günlerde öne çıkan örneklerden biri… 

Migros depolarında çalışan yaklaşık 5 bin işçinin, 12 depoda yaptığı grev, işten atma saldırısının ardından depo önünde direniş ve dayanışma eylemleri ile sürüyor. 

İşçiler, maaşları asgari ücretin biraz üstüne yüzde 1’lik sefalet artışı ekleyerek ödemek isteyen Migros’un sahibi Tuncay Özilhan’ın bu dayatmasına boyun eğmiyor. Migros patronunun baskıları, onun çıkarları için mesai yapan polislerin saldırganlığına, gözaltı saldırılarına ve buz gibi havaya rağmen işçiler direnme iradesi ortaya koyuyor.

Migros depo işçileri net yüzde 50 ücret zammı, vergi yükünün işveren tarafından karşılanması ve taşeron sistemine son verilmesi talepleri için direniyor. 

“Migros’a iyi gelen” sömürü 

Migros kapitalistinin en büyük korkusu, Migros depo işçilerinin direnişinin 63 bin Migros işçisinin ortak direnişine dönüşmesidir. Yani depolarda süren fiili eylemlerin kitleselleşerek yıkıcı bir güce ulaşması ve Migros’un sömürü çarkının kırılmasıdır. O yüzden türlü oyunlara başvuruyor, işbirlikçi-uzlaşmacı sendikaları devreye sürüyor, baskı ve şiddeti tırmandırıyor.

Migros, henüz 2025 bilançosunu tam olarak açıklamış değil. Ancak bilinen bir gerçek var: Tuncay Özilhan, 2025’in ilk dokuz ayında net 5,6 milyar TL kâr elde etti. Bu devasa kâra rağmen Özilhan, asgari ücret dayatmasını sürdürdü. Çünkü kârının büyümesi, işçi ücretlerinin düşük tutulmasına bağlıydı. İşçilerin karşılığı ödenmemiş emeği, bu servetin temel kaynağıydı. Özilhan’ın serveti giderek büyüdü ve 500 milyon doları aştı.

Migros depolarındaki sömürü yalnızca düşük ücretlerle sınırlı değil. İşçilerin çalıştığı depolar, neredeyse hayvan barınaklarından farksız. İşçi sağlığı ve güvenliği hiçe sayılıyor. Bu ağır koşullar altında depo işçilerinden daha fazla üretim isteniyor. Amir baskısı, mobbing ve performans dayatmaları kesintisiz biçimde sürüyor. Migros depolarında ve marketlerinde çalışan 63 bin işçinin sadece sefaleti arttı. 

***

Migros depo işçileri, sorunlarını çözmek ve taleplerinin kabul edilmesi için fiili grev silahını kullandı. Ardından boykot, Migros patronunu köşeye sıkıştırmak için bir adımdı. 

Akademisyenlerin, kültür-sanat emekçilerinin, yazarların ve emek-demokrasi platformlarının yaptığı açıklamalar, direnişin rüzgârının Türkiye geneline yayılmasına katkı sunuyor. Migros direnişi ekonomik temelde gerçekleşen işçi hareketliliğinin bir parçasıdır. Ekonomik ve sosyal yıkım, Migros benzeri direnişlerin maddi ve nesnel zeminini oluşturuyor.  Migros işçilerinin taleplerini kazanması, işten atılan işçilerin geri alınması ve sendikayı özgürce seçme hakkının kullanılması, kararlılıkla sürdürülen mücadelenin devamına bağlıdır. Ancak bu yeterli değil: Migros direnişinin etrafında örülen geniş dayanışma ağının daha da güçlendirilmesi elzemdir. Asıl önemli olan, bu direnişin farklı işçi kesimlerinin birleşik mücadelesini büyüten bir imkana dönüştürülmesidir. Bu mücadelenin güçlenmesi, birleşik sınıf hareketi açısından anlamlı sonuçlar üretir, mücadeleyle kazanma bilincinin gelişmesine katkı sunar. Aynı zamanda mevcut uzlaşmacı sendikal düzeni sarsarak mücadeleci sendikaların önünü açar, sınıf bilinciyle yoğrulmuş devrimci bir sendikal anlayışa güç verir.

“Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” bilinciyle onurlu her işçi ve emekçi Migros direnişine destek vermelidir. 

H. Yağmur

 

 

 

Sefalet dayatması ve Migros grevi

 

Sarayın Ekonomi ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, neredeyse her gün, ekonomik kriz ve yüksek enflasyondan “kurtuluşun” yeni yol ve yöntemlerine dair açıklamalar yapıyor. Uzun zamandır görüyoruz ki bu zat her kürsüye çıktığında, ya yeni bir vergi gündeme getiriliyor ya da sermayeye peşkeş çekilmek üzere (Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi vb.) fonlar oluşturuluyor.

Bakanıyla, bürokratıyla hepsi de sermayenin birer temsilcisi konumundalar. Temsil ettikleri ve çıkarlarını korudukları sınıf, işçi sınıfı değil asalak sermaye sınıfıdır. Saray rejiminin şefi dahil olmak üzere, bunu pek çok defa açıktan da itiraf ettiler. Fakat bunu yaparken “aynı gemideyiz, ülkenin refahı için hep birlikte fedakarlık yapmalıyız” gibi sahtekarca söylemlere de sıkı sıkıya sarılmaktan geri durmadılar.

Burjuva kalemşorların sık sık başvurduğu bu illüzyon, “milli gelirin ve ülke refahının artması” söyleminde de kendini gösterir. Oysa bu illüzyon ile “milli gelirin ve ülke refahının” artışından hangi sınıfların pay aldığı gizlenir. Çok iyi biliyoruz ki burada söz konusu olan, egemen kapitalist sınıfa, temsilcilerine ve diğer yiyici takımına düşen payın artmasıdır.

Bu payın yağlı lokmasına el koyan kapitalistler, işçi ve emekçilere kırıntının da kırıntısını dayatıyorlar. Aralık ayında belirlenen yeni asgari ücret artışının, güncel açlık sınırının dahi altında kalması bunun en çarpıcı göstergesidir. Bunun kendisi asgari ücretli bir işçinin açlık sınırına ulaşabilmek için, mesai yapmak zorunda kalacağını gösteren trajikomik bir durumdur aynı zamanda.

Yaşam koşullarının korkunç derecede ağırlaştığı böylesi bir dönemde, insanca yaşayabilmek şöyle dursun hayatta kalabilmek dahi inanılmaz derecede güçleşti. Yeni asgari ücretin belirlenmesinin ardından iğneden ipliğe kadar her şeye zam yapıldı. Kiralar, faturalar, harçlar, okul masrafları, hastane masrafları, ilaç masrafları, ulaşım ücretleri; hepsi ama hepsi yeni asgari ücretten kendi payını aldı. Bu koşullar altına ocak zamları dönemine de girilmiş oldu.

***

Öz örgütlülüğünden mahrum bırakılan işçi sınıfı, dinci-şoven burjuva ideolojisinin etkisi altına alınarak bilinci bulandırılıyor. Yanı sıra, sendikal bürokrasinin suç ortaklığı ile hareket felce uğratılmış ve işçi sınıfı bir bütün olarak sermayenin kuşatması altında ezilmiş durumda. Sınıfın bilinç ve örgütlülük düzeyinin verili zayıflığından dolayı, sermaye devletinin saldırgan tutumuna karşı dar ekonomik anlamda bile kayda değer bir tepki gelişmedi. Bu durum, sermaye devletinin neden bu kadar pervasızca davranabildiğini de gösteriyor.

Tüm dezavantajlara rağmen, ekonomik ve sosyal krizin faturası ağırlaştıkça işçi sınıfı içerisinde lokal ve kesintili de olsa kimi eylemli çıkışlar yaşanıyor. Bunun son örneği ise Migros depo işçilerinden geldi. Ülkenin pek çok ilinde depo işçileri, Migros kapitalistinin asgari ücret + %1 teklifi üzerine iş durdurarak greve çıktı. Migros işçilerinin bu mücadelesi, sefalete karşı direnişin bir adımıdır. Bugün işçi sınıfının diğer bölüklerinin yapması gereken şey düşük ücretlere şükredip patronlara boyun eğmek değil, sınıfın örgütlü gücüne dayanarak mücadele etmek; greve çıkmak ve direnişi büyütmektir.

Bunun için fabrika, atölye ve sanayi havzalarında işçiler kendi birliklerini ve komitelerini kurmalıdır. Düşük ücretlere, ağır, esnek ve güvencesiz çalışma koşullarına karşı örgütlenmeli, Saray rejiminin gözü dönmüş saldırılarına da kapitalist sınıfın pervasızlığına da dur demek için işçi sınıfı kendi cephesinden mücadeleyi yükseltmelidir.

K. Torlak