İçindekiler:

10 Şubat 2026
Sayı: KB 2026/02

Savaşa ve sömürüye karşı mücadeleye!
Kürt sorunu, emperyalizm ve Rojava dersleri
Rojava'yı tasfiye planları
Ulusal sorun ve sınıf mücadelesi
Büyük kıyımın sorumluları hala iş başında
Yine "Torba yasa" yine saldırganlık!
AKP'nin iki yüzlü Filistin politikası
Talana devam!
Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi
Migros işçileri kazanırsa, işçi sınıfı kazanır!
İşçi sınıfı daha güçlü Greif'ler yaratacaktır!
Sendikal haklar için mücadeleye!
Greif direnişi, işçi sınıfı hareketinin devrimci geleceğidir!
ABD'nin saldırganlığı artıyor
Netanyahu'nın "savaş histerisi"
İran'da rejim değişikliği senaryosu
İran'da kitle hareketi ve Trump'ın tehdidi
Trump'ın Gazze'de işgal ve rant planı
SDG ve HTŞ yeni bir anlaşma imzalandı
Ukrayna müzakereleri
ver.di'nin mücadele dalgası
Bir baskı aracı olarak üniversite
Kayyım düzeninizi direnişimizle yeneceğiz!
Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın

 

 

Sefalet dayatması ve sınıf mücadelesi

E. Eren Yılmaz

 

Asgari ücrete yapılan sefalet zammının ardından, 2026 yılı ücretlerinin açıklandığı ocak zamları süreci de büyük oranda geride kaldı. Ülke genelinden yansıyan verilere bakıldığında, ücretlere %28–30 bandını aşmayan, birçok fabrika ve işletmede ise bu oranların dahi gerisinde kalan zamlar dayatıldı. Saray iktidarının işçi sınıfı ve emekçi kitlelere dayattığı Orta Vadeli Program (OVP) kapsamında yapılan %27’lik zamla asgari ücret açlık sınırının altında sabitlendi. TÜİK’in açıkladığı (sahte) enflasyon oranlarının bile gerisinde kalan bir zam yapan Saray rejimi, “ekonomik krizden çıkış reçetesi” diye sunduğu “sistematik yoksullaştırma” politikasını yeni bir evreye taşıdı.

Ocak zamları sürecinde kapitalistler, neredeyse tüm işkollarında ve fabrikalarda AKP-MHP rejiminin sefalet ücreti dayatmasını esas aldılar. Sendikalı işyerlerinde gündeme gelen tekil sözleşme süreçlerinde de aynı oranda zam yapıldı. Yaklaşık 150 bin metal işçisini kapsayan MESS Grup TİS süreci %28’lik zamla bağıtlandı vb… Kamu emekçilerine dayatılan sefalet zamları ve emekli maaş artışlarıyla birlikte düşünüldüğünde, milyonlarca işçi ve emekçiye dayatılan sefalet koşullarının boyutu daha net ortaya çıkıyor.

Sermaye düzeninin bir bütün olarak işçi ve emekçilere dayattığı krizin faturası ağırlaşıyor. Hayata geçirilen OVP eksenli saldırı dalgası ile ekonomik ve sosyal yıkım derinleşerek sürüyor. Reel ücretlerdeki erime devam ederken sosyal haklar geriliyor, çalışma koşulları ağırlaşıyor. Gündemde yeni emeklilik düzenlemeleri, kıdem tazminatına yönelik saldırılar, sigortalılık sisteminin özelleştirilmesi, işçi ücretlerinden yapılacak yeni kesintiler, vergilerin artırılması vb. bulunuyor. Sarayın ekonomi bakanı Mehmet Şimşek’in “kararlılık” mesajları verdiği ekonomik yıkım programı, esaslı bir sorun yaşanmadan hayata geçiriliyor. Kapitalistlerin çizdiği ücret sınırının büyük oranda kabul ettirilmiş olması bu tabloda önemli bir başlık olarak duruyor.

Kapitalistlerin kâr oranlarını korumayı, büyüme oranlarını güvence altına almayı, düşük ücret dayatmasıyla üretim maliyetlerini düşürmeyi ve alım gücünü daraltmayı hedefleyen OVP’nin hayata geçirilmesi, toplum çapında büyük bir ekonomik ve sosyal yıkım anlamına geliyor. OVP eksenli saldırılarda sermaye düzeninin elde ettiği her başarı, işçi sınıfı ve emekçi kitleler cephesinden sömürünün ve kölece çalışma koşullarının katmerlenmesi anlamına geliyor. Sermaye cephesinde ise şu sıralar açıklanan 2025 yılı şirket bilançolarına yansıyan büyüme oranları, astronomik kâr artışları, yeni teşvikler, vergi afları vb. öne çıkıyor.

Koç Holding’in 2025 kâr oranlarının beklenenin de üzerinde, yüzde bin yüz seksen yedi artması tablonun özeti niteliğindedir. Koç Holding’in 2025 yılı dördüncü çeyrek kâr beklentisi 4 milyar TL civarındayken, bu tutarın öngörüleri aşarak neredeyse iki katına, 7 milyar TL dolayına çıkması, servet-sefalet kutuplaşmasının derinleşen tablosundan bağımsız düşünülemez. Aynı zamanda MESS’in koçbaşı konumundaki Koç Holding’in büyüme oranlarıyla metal işçisine dayatılan %28’lik sefalet zammı arasındaki bağ da göz ardı edilemez.

Dayatılan koşulların aşılabilmesi, yöneltilen saldırı dalgasının geriletilebilmesi ve OVP eksenli yıkımın durdurulabilmesi, işçi sınıfı mücadelesinin güçlenmesiyle olanaklı olabilir. Krizin faturasına karşı verilecek mücadelenin fabrika zeminlerinde somut gündem ve talepler ekseninde kendini var etmesi bu tabloyu değiştirebilir. Mücadelenin geriliği ve zayıflığı, cılız ya da tekil kalmasının bu vahim tablonun oluşmasında kritik bir rolü var. 

Asgari ücret ve ocak zamları süreci, işçi sınıfı ve emekçilerin yakıcı sorunlar karşısındaki duyarlılığının arttığı ve tepkisinin yoğunlaştığı dönemler oluyor. Son yılların sınıf eylemleri grafiğine bakıldığında, Ocak ve şubat aylarında fabrika eylemlerinde yaşanan belirgin artış bunu gösteriyor. 2022 yılında tekstil fabrikalarında başlayarak bir dizi işkolu ve fabrikaya yayılan, birçoğu kendiliğinden ortaya çıkan ücret eksenli eylemler dalgası yaşanmıştı. Sonraki yıllarda aynı ölçek ve yaygınlıkta olmasa da bu eğilim devam etti. Geçtiğimiz yıl yine aynı dönemde, sefalet zamlarına karşı Antep Başpınar’da birçok tekstil fabrikasında birbirini izleyen eylemler gerçekleştirildi. Buna kargo emekçilerinin mücadelesi, TİS süreçleri ve tekil de olsa fabrikalarda yaşanan tepkiler eklendi.

Bu yıl ise son birkaç yılın tablosuyla kıyaslandığında işçi eylemlerinde belirgin bir düşüş gözlemlendi. Ağırlaşan ve gerileyen çalışma ve yaşam koşullarıyla ters orantılı olarak verilen tepki sınırlı kaldı. Migros depo işçilerinin çok sayıda depoya yayılan eylemleri, öne çıkan ve etki yaratan en önemli süreç oldu. Bunu takiben diğer zincir market depolarında çalışan işçilerin tepkileri, kargo emekçilerinin zam talepli eylemleri ve yine Antep’te iki tekstil fabrikasında yaşanan kısa süreli iş durdurma eylemleri, 2026 ocak zamları döneminde gerçekleşen sınıf eylemleri olarak kayda geçti. Asgari ücret düzeyinde dayatılan zam oranlarına karşı güçlü bir tepki örgütlenemedi; tekil ve kendiliğinden de olsa geçmiş yıllarda görülen kimi örnekler bu yıl daha zayıf kaldı.

İşçi sınıfı, bilinç ve örgütlülük açısından yaşadığı zayıflığın doğal bir sonucu olarak hareketsizlik hâlini aşamıyor. Sermayenin, devletin ve sendikal bürokrasinin çok yönlü ideolojik, politik ve pratik kuşatması, giderek çürütücü bir mahiyet kazanan bu hareketsizlik hâlini besliyor. Dönem dönem yaşanan hareketlilik ve artan eylem grafiği ne olursa olsun, bilinç, örgütlülük ve eylem bütünlüğünde mesafe alınamaması nedeniyle tabloda esaslı bir değişim yaratılamıyor. Sınıf mücadelesi biriktiremiyor. Ekonomik ve sosyal talepler ekseninde yer yer gündeme gelen öfke ve tepki, bu talepleri kazanıp kazanmamaktan bağımsız olarak genel mücadeleye bir ivme katamıyor.

Krizin faturası ve bu eksende gündeme gelen çok yönlü yıkım saldırıları ancak işçi sınıfının birleşik ve kitlesel mücadelesiyle püskürtülebilir. İşçi sınıfı, “sınıfa karşı sınıf” bakışı üzerinden, önünde bulunan engelleri aşma çabasını da içeren bir eksende birleşmeli ve harekete geçmelidir. Bu süreç kuşkusuz tepkinin yoğunlaştığı gündem ve alanlardan başlayarak var olan saldırılara karşı direnç noktaları oluşturma çabasıyla ve bu çabaları birleştirme adımlarıyla bütünlüklü bir şekilde inşa edilebilir. Eylem kapasitesi geliştirilebilir, hareketsizlik hâline darbe vurulabilir. Sorun ve ihtiyaçlar ile durağanlık arasındaki çelişki ancak eylemle aşılabilir; yürünecek yol bu şekilde düzlenebilir.

Sınıfın geniş kesimlerinin sendikal örgütlülük dışında olması, sınırlı da olsa sendikal alanda bulunan örgütlenmelerin önemini gösteriyor. Gündem, sorun ve taleplerin paralel olması nedeniyle sendikalı işyerlerinde ileriye doğru atılacak her adım işçi sınıfının geniş kesimlerinde biriken öfke ve tepkiyi açığa çıkarma potansiyeli taşıyacaktır. Ancak yaşanan bir dizi deneyimin de gösterdiği gibi bu olanak, bizzat sendikal bürokrasinin engelleyici etkisi altındadır. Yakın dönem MESS TİS süreci bu açıdan da ibret verici bir şekilde sonuçlandı. Kendinden menkul bir süreç, ücret ve sosyal haklar eksenine daraltılmış TİS algısı ve buna rağmen aşılamayan sefalet dayatması gerçeği ortaya çıktı. Kendilerine güzellemeler dizmekte mahir olan metal sendikalarının yöneticileri, bu defa söylem düzeyinde de ortaklaşarak aynı akıbetin taşıyıcıları oldular.

***

Başta sefalet ücretleri olmak üzere, sermayenin işçi sınıfına dayattığı çok yönlü yıkım da bunun büyüttüğü öfke ile mücadele pratiği arasındaki belirgin zayıflık gerçeği de yerli yerinde duruyor. Bugün ileri ve öncü işçilerin önünde yaşanan sorunlar, deneyimler, engeller ve potansiyeller üzerine düşünmek, engelleri aşmak için yol ve yöntem aramak ve en önemlisi bunun ancak eylem içinde mümkün olacağı gerçeğini gözeterek sürece yüklenmek gibi önemli sorumluluklar duruyor.