Emperyalizm yenilecek, direnen halklar kazanacak!
(Almanya’nın Essen kentinde, 8 Kasım 2025’te düzenlenen
parti yıldönümü etkinliğinde yapılan konuşmadır…)
Değerli dostlar, yoldaşlar!
Geleneksel bir yıldönümü etkinliğinde yine bir aradayız. Büyük Ekim Devrimi’nin 108’inci, partimizin kuruluşunun 27’inci yıldönümünü kutlamak için toplanmış bulunuyoruz. Bu anlamlı günde bizi yalnız bırakmayan, coşkumuzu paylaşan siz dost ve yoldaşlarımızı içten devrimci duygularla selamlıyorum.
“Emperyalizm ve siyonizm yenilecek, direnen halklar kazanacak” Gecesi’ne hoş geldiniz!
“Emperyalizm ve siyonizm yenilecek…” derken, bir umuttan, bir dilek ya da temenniden söz etmiyoruz. Tarihsel hareketin ve ondan süzülen bilimsel düşüncenin bir yasasını dile getiriyoruz. Kapitalizmin tarih sahnesine çıkışı daha eskiye dayansa da, yeryüzüne egemen hale gelmesi yaklaşık 19. yüzyılın sonlarına denk gelmektedir. Bu, aynı zamanda onun tekelcileştiği, emperyalist düzeye ulaştığı bir dönemdir. O günden bu yana kabaca 150 yıl daha geçmiş bulunuyor. Şüphesiz kapitalizmin birkaç yüzyılı bulan ömrü, insanlığın ve uygarlığın ilerlemesindeki en etkili zaman dilimidir. Fakat bu aynı zamanda, sınıflı topluma geçişin bile on bin yıldan eski olduğu uzun bir tarihin küçücük bir kesitidir. İnsanlığın bin yılları bulan tarihi, büyük çağ değişimlerini, ebedi görünen köleci ya da feodal imparatorlukların yerle bir olmasını, çıplak kölelikten toprak serfliğine ve son olarak sözde özgür üreticiye geçişi barındıran muazzam bir ilerlemenin tarihidir. İnsanlığın ve uygarlığın gelişimi önünde engele dönüşen hiçbir düzen ilelebet yaşayamamış, büyük altüst oluşlarla eninde sonunda aşılmıştır.
İşte emperyalist kapitalizm de tam o aşamadadır. Çoktandır yıkılmayı bekleyen bir barbarlık düzenidir ve er geç yıkılacaktır. Üretici güçlerde, bilimde ve teknikteki gelişmeye karşın, sürekli bunalım ve savaşlar doğurmakta, yıkım ve kötülükler üretmektedir. İnsanlığı, uygarlığı ve doğayı ölüme ve acıya boğmaktan, yok oluşa sürüklemekten başka yapabildiği bir şey kalmamıştır. Emperyalist kapitalizm kesin olarak kaybedecektir! Ya proletarya devrimleri tarafından tarihin çöplüğüne atılacaktır ya da kendisiyle birlikte insanlığı ve doğayı da tüketerek yok olacaktır.
Emperyalizmin yenilebildiğini bize geçtiğimiz yüzyılın büyük olayları da gösteriyor. Dünya halklarının ezici bir bölümü, 20. yüzyılın başlarında klasik sömürgecilikle emperyalist boyunduruk altına alınmışlardı. Eş zamanlı olarak, emperyalist pazar kavgaları kızışmış, ulusal uyanış ve kurtuluş mücadeleleri de sökün etmişti. Çok geçmeden emperyalist nüfuz mücadeleleri yıkıcı bir dünya savaşına dönüştü. Dört yıllık savaşın ardından pek çok ülkede işçi sınıfı ve emekçi halkların emperyalizme yanıtı devrimler oldu. Bir halklar hapishanesi olan Rusya’da Bolşevik Parti önderliğindeki işçi sınıfı devrimi zafere taşıyarak, Ekim Devrimi’ni gerçekleştirdi. İnsanlığın ulaşabildiği en yüksek zirveyi temsil eden Ekim Devrimi, emperyalist kölelik altındaki halklar için on yıllar boyunca tükenmeyen bir umut ve esin kaynağı oldu. Tersinden, emperyalist dünya burjuvazisi içinse bir kabusa dönüştü.
Emperyalist kapitalizmin bunalım ve devrim korkusuyla ürettiği en büyük felaketlerden biri de faşizm belası oldu. Başta Sovyetler olmak üzere, komünistler önderliğinde Avrupa halkları faşizme ve ikinci emperyalist paylaşım savaşına karşı ayağa kalktılar. On milyonlarca insanın yaşamı ve ağır bedeller pahasına büyük anti-faşist zafere imza attılar. Birçok ülkede bunu halk devrimleriyle ve sosyalizme yönelerek taçlandırdılar. Ardından dünyamız Büyük Çin Halk Devrimi’ne, Vietnam halkının görkemli ulusal kurtuluşuna, Cezayir halkının kurtuluş savaşına, Güney Afrikalı siyah halkın yüzyılı bulan ırkçılık karşıtı mücadelesine, Küba halkının devrimci zaferine sahne oldu. Ekim Devrim’in yarattığı rüzgar sayesindedir ki, yüzyılın son çeyreğine girilirken klasik sömürgecilik artık tarihe gömülmüştü.
Sovyetler Birliği’nin içteki bozulmalarla çöktüğü yıllarda ise emperyalist-kapitalist dünya düzeninin “ebediliği” ilan edildi. Bunun üzerine yürütülen sözde bilimsel, sosyolojik, teorik, felsefi çığırtkanlıkların çok geçmeden çöp halini aldığını biliyoruz. Daha ilk yıllarda Körfez Savaşıyla başlayıp, Balkanlar’ı, Kafkasya’yı, tüm Ortadoğu’yu ve yoksul Afrika halklarını kasıp kavuran, gelip Ukrayna’ya varan yeni bir emperyalist saldırganlık ve savaşlar serisi başladı. Libya, Suriye, Filistin, Kongo, Sudan vd. pek çok ülke, vahşet boyutlarında kitlesel katliamlar, halklar arası boğazlaşmalar, soykırım savaşları sahnesine dönüştürüldü.
Nedir ki emperyalizmin onca vahşetine rağmen, yoksul emekçi halklar, son 35 yılda da direnerek emperyalist hesapları bozmaktan vazgeçmediler, vazgeçmiyorlar. Tıpkı Filistin ve Kürdistan’da, Lübnan ve Yemen’de, Asya, Afrika ve Latin Amerika’da olduğu gibi, mücadele ve direniş yolunu tutuyorlar. Burada bir kez daha kesin bir inançla yineliyoruz ki “Direnen halklar kazanacaktır!” Ve bu, 20. yüzyıl deneyiminden giderek girişte özetlediğimiz gerçeğin, tamamlayıcı şekilde dile getirilmesinden başka bir şey değildir.
***
Şiarımızda emperyalizmle birlikte siyonizm de yenilecek diyoruz. Zira siyonist devlet, emperyalist saldırganlık politikalarının merkezi hedefi olan Ortadoğu’daki doğumunu ve varlığını emperyalistlere borçludur. Onlar sayesinde kurulmuş, her koşulda korunup kollanmıştır. Kuruluşundan itibaren Filistinlilere ve mazlum bölge halklarına karşı tam bir katliam ve terör devleti olarak hareket ettiği halde, başta ABD, İngiltere, Almanya olmak üzere batılı emperyalistlerin tam desteğine sahiptir. Bu destek ve ortaklık, siyonist vahşet ve soykırım savaşında görüldüğü üzere, tiksinti yaratacak düzeydedir ve boşuna değildir. Suriye, Lübnan, Yemen, İran’a yönelik savaş ve saldırılarında açıkça görüldüğü gibi, İsrail devleti, Batılı emperyalistlerin bölgedeki çıkarlarının bekçisi ve vurucu gücüdür. Emperyalizmin “böl-parçala-yönet” politikasının uygulayıcısıdır. Bu gerçek emperyalist şefler tarafından, “İsrail olmasaydı kurmamız gerekirdi” ya da “İsrail bölgedeki kirli işlerimizi yapıyor” şeklinde açıkça dile de getirilmektedir.
Filistin halkının uzun soluklu muazzam direnişi ve dünya halklarının özellikle son aylarda büyüyen dayanışması, emperyalizmi ve siyonizmi yeni bir ateşkes anlaşması yapmak zorunda bırakmış bulunuyor. Bu gelişme, Filistin halkıyla dayanışma eylemlerinin gücünü ve etkisini anlamak açısından oldukça dikkate değerdir. Kitlesel gösteri ve eylemler, bu eylemleri bastırmak için her türlü zorbalığa başvuran İngiltere, Fransa vb. gibi açık İsrail destekçisi devletlerin, ikiyüzlüce de olsa “iki devletli çözüm”ü dillendirmelerini ve bazılarının Filistin devletini resmen tanımalarını sağlamıştır.
Soykırım savaşı ve son ateşkes süreci aynı zamanda Türkiye ve belli başlı amerikancı Arap devletlerinin mide bulandırıcı riyakarlıklarına da yeniden ayna tutmuştur. Suriye’nin yerle bir edilip cihatçı güruhlara teslim edilmesinde başrol oynayan bu devletler, Filistin davasını gömmek için de birbirleriyle adeta yarışıyorlar. Onlar ve cihatçıları sayesinde Suriye toprakları, İsrail’in dilediğince cirit attığı bir arka bahçeye dönüşmüştür. Lübnan ve Yemen sürekli saldırı altındadır. Hiç kuşku yok ki şimdilerde ABD-İsrail ekseninin İran’a yönelik hummalı savaş hazırlığının da içindedirler. Ateşkes üzerinden yaptıkları şovlar, aynı zamanda tüm bu uğursuz rolleri ve ikiyüzlülükleri gizlemenin örtüsüdür.
Yapılan ateşkesin mecburi bir dizginleme olduğunu ise devam eden siyonist katliam ve saldırılar göstermektedir. Neticede “Filistin sorunu doğası gereği Ortadoğu’ya yönelik emperyalist politika ve planların önünde bir engeldir ve ne çözülebilmekte ne de ehlileştirilebilmektedir. Ona bu niteliği kazandıran ise siyonist ideoloji ve projedir.”
“Filistin sorunu ancak Arap ve Yahudi halklarını birlikte kucaklayan birleşik bir Filistin hedefine dayalı devrimci-demokrat bir programla asgari bir çözüme kavuşturulabilir.”Oysa, günümüzde Filistin halkının direnme geleneğinin öne çıkan temsilcisi dinci bir siyasal harekettir. Filistin davasının en büyük handikabıdır bu. Zira dinci akım, “her etnik kökenden, dinden ve mezhepten halkların demokratik ve laik temellerde kucaklanmasına dayalı birleşik bir Filistin hedefine yapısal olarak yabancıdır.” Dolayısıyla ve “yazık ki tarihsel Filistin davası için kısa dönemli bir çözüm yolu yoktur. Sorunun çözümü, Ortadoğu’da devrimci bir alt üst oluşlar dönemini beklemektedir. Bu alt üst oluşlar içinde, mazlum Filistin halkı ile Yahudi emekçilerin birleşik bir Filistin için devrimci buluşmasını beklemektedir. Bu dönem gelip çatıncaya kadar, Filistin’deki acılar da Filistin halkının boyun eğdirilemeyen soluklu ve onurlu direnişi de sürecektir.”
***
Ortadoğu’da emperyalist politika ve planların önündeki başlıca engellerden bir diğeri de Kürt ulusal davasıdır. Emperyalizmin yeni Ortadoğu projesi, bölgenin kadim ve direngen haklarından olan Kürt halkı için de ciddi tehlikeler barındırmaktadır. Bugüne kadarki mücadele birikimi ve kazanımları, başta Türk devleti olmak üzere bölge gericiliğinin hedefindedir. AKP-MHP iktidarı tarafından “terörsüz Türkiye” propagandasıyla başlatılan “yeni süreç” tam da bu bağlamda gündeme getirilmiş ve yeni bir oyalamacadan ötesine geçmemiştir. PKK eksenli Kürt hareketinin son bir yıl boyunca attığı çok sayıda adıma rağmen durum budur. Üstelik bunlar, halkın direniş iradesinde kırılmalar yarattığından kuşku duyulmayacak nitelikte adımlardır. Dinci-faşist iktidarın “yeni süreç” üzerinden temel amaç ve niyeti, “iktidarını her koşulda korumak, olanaklıysa yeni bir anayasal temele oturtmak ve böylece kalıcılaştırmaktır. Muhalefete yönelik saldırı kadar Kürt sorununda ‘yeni süreç’ de tümüyle bu amaca yöneliktir ve de ona endekslidir.”
Bir yıldönümü etkinliğinde olduğumuzu göz önünde bulundurarak, konuya dair sözlerimizi bu sınırlarda tutuyoruz. Yeri gelmişken, “açılım”, “çözüm” vb. süreçlerin gündeme girmesinden itibaren, partimizin son dönemi kapsayan temel değerlendirmelerinin, yeni bir kitap olarak okurun ilgisine sunulduğunu hatırlatmak istiyoruz.
Genel planda ise, partimizin Kürt sorununa bakışı yeterince açıktır. Biz Kürt halkı için gerçek özgürlük ve tam eşitlik istiyoruz. Bugüne kadar büyük bedeller pahasına elde ettiği tüm kazanımlarını tereddütsüz bir şekilde destekliyor, işçi sınıfı ve emekçi kitleler içinde bu tutumu yaymaya çalışıyoruz. Biz bunu, ulusal kendi kaderini tayin hakkının kayıtsız şartsız savunulması ve her türlü ulusal ayrıcalığa ve eşitsizliğe karşı mücadelenin bir gereği olarak ele alıyoruz. Gerçek özgürlük ve tam eşitliğin ise, iki ulustan emekçilerin kurulu düzene karşı birleşik devrimci mücadelesi ile olanaklı olduğunu savunuyoruz. Zira kurulu düzen aşılmadıkça ulusal sorunun köklü ve kalıcı bir çözümü yoktur.
Unutmayalım ki Kürt halkının ulusal özgürlük uyanışı dahi, tam da Ekim Devrimi’nin açtığı çığırın etkisinin sürdüğü bir dönemde gerçekleşti. Kürt hareketinin, “reel sosyalizm” diye itibarsızlaştırmaya çalıştığı devrimin değerlerinden ilham alan devrimci-demokratik çizgideki mücadelesi olmasaydı, bugün tek bir kazanımdan bile söz edemeyecektik. Her ne kadar PKK eksenli Kürt hareketi tarafından ret ve mahkum edilse de, bu gerçek gerçek olarak kalacaktır.
Dostlar, yoldaşlar!
Emperyalist-kapitalizmden kaynaklanan sorunların ağırlaşarak süreceğini biliyoruz. Bu konuda burjuvazinin ideologları arasında dahi açık bir fikir birliği var. Bu sorunlar karşısında dünyanın dört bir yanında sık sık proleter kitle hareketleri, halk isyanları ve direniş dalgaları yükseliyor. Nitekim, 2025 sonbaharı da ana gövdesini gençliğin oluşturduğu kitle hareketlerine, isyan ve direniş dalgasına sahne oldu. Nepal’den Bangladeş’e, Brezilya’dan Peru ve Meksika’ya, Fas’tan İtalya, Fransa, Romanya’ya işçi ve emekçiler, kadınlar ve gençler ekonomik-sosyal yıkıma, yozlaşma ve yolsuzluklarla anılan yönetimlere karşı militan mücadelelere yöneldiler. Avrupa metropollerindeki baskı ve yasaklara rağmen, Filistin’le dayanışma eylemlerine katılım yüzbinleri buldu. Bunalımlar, savaşlar ve sosyal çalkantıların belirlediği bu tarihsel dönemde, halkların direnişinin de militan kitle hareketleri ve isyan dalgalarının da önü alınamayacaktır. Hiç kuşku yok ki, tarihin çarkı yeni bir devrimler dönemine doğru hareket etmektedir.
Direnen halkların ve kitle hareketlerinin günümüzdeki en büyük handikabı hem devrimci örgüt ve önderlikten hem de sınıf mücadelesi ekseninden yoksunluktur. Türkiye’de olduğu üzere, seçimlere ve parlamentarizme endeksli mücadele anlayışı ve kimlik siyaseti cenderesinden çıkılmadıkça, kazanmanın yolu açılmayacaktır. Kazanmak için, devrimci önderlik ihtiyacının karşılanması ve sınıfsal mücadele ekseninin kurulması görevlerine tüm güç ve olanaklarla yüklenmek gerekmektedir.
“Tarihin ve bilimin ışığında biliyoruz ki, ne kapitalizm kendiliğinden yıkılır ne de devrimler her halükârda zafere ulaşır. Kapitalizmi yıkmak ve devrimlerin zaferini güvence altına almak bir devrimci hazırlık işidir. Kapitalizmi yıkmak kapasitesine sahip biricik sınıf olan işçi sınıfı devrimcileşmeden, devrimci bir partinin önderliği altında kenetlenmeden, tam da bu sayede tüm öteki emekçi katmanları kendi birleştirici ekseninde birleşik bir kuvvet haline getirmeden, ne kapitalizm yıkılır ne de proletarya devriminin zaferine ulaşılabilir.”
Partimiz, bu çerçevedeki sorumluluklarını yerine getirmek için, işçi sınıfı ve emekçi kitleler arasındaki faaliyetini kararlılıkla örgütlemeye devam edecektir.
Hepinizi bir kez daha içten devrimci duygularla selamlıyorum...
Selam olsun yolumuzu aydınlatan Büyük Ekim Devrimi’ne!
Yaşasın proletarya devrimi ve sosyalizm!
Yaşasın partimiz TKİP!
Kaynak: ww.tkip.org
|