28 Nisan'01
Sayı: 06


  Kızıl Bayrak'tan
  Devletin oyunları bedeli arğırlaştırır fakat sonucu değiştirmez
  1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
  Son sözü direnenler söyleyecek!
  Zafer yakındır yoldaşlar!
  "Yaşamı köleleştirilmiş milyonlarca işçi ve emekçinin haklı davasını savunmak için direniyoruz!.."
  Devrim şehitleri ölümsüzdür!
  Hatice Yürekli Yoldaş ölümsüzdür!
  Kapitalist ölüm düzenine boyun eğmeyeceğiz! Hücreleri şehitlerimizle parçalayacağız!
  Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!
  Şimdi sıra 1 Mayıs'a kitlesel katılımdadır!
  Türk burjuvazisinin kaçınılmaz yükselişi ve düşüşünün resmi...
  Kamu TİS'leri tıkandı... Hesap sokakta görülecek!
  Devrim davası yenilmez!
  Herşey parti ve devrim davası için!"
  Ölüm Orucu şehidi Hatice Yürekli'nin Ankara DGM'deki ilk sorgusunda yaptığı savunma...
  Ölüm Orucu Direnişi 28. haftasında
  Ölüm Orucu Direnişi'yle dayanışma eylemleri...
  Basında Ölüm Orucu Direnişi..
  Uluslararası hareket
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
KESK üyelerinden Adalet Bakanı’na protesto telgrafı

 

“İçerde-dışarda hücreleri parçala!”


F tipi cezaevleri ve ölümleri protesto için KESK üyeleri 24 Nisan 2001 günü saat 12:30’da Beyoğlu Postanesi önünde bir basın açıklaması yaptı. Ardından Adalet Bakanı’na; “Her gün içerden ve dışardan ölüm haberleri yağıyor! Yaşama hakkını güvence altına alması gereken devlet, ölümlerin sorumlusu olmamalıdır! Ölümleri durdurmak için derhal adım atılmalıdır. Ölümler durdurulsun! Çözüm için bir adım! Hemen şimdi!” şeklindeki telgraflar çekildi.

Basın açıklaması yapılırken “İçerde-dışarda hücreleri parçala!”, “Bakan Türk sözünü tut!”, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur!” sloganları atan kitleyi polis “basın açıklaması yapmanıza izin veriyoruz, zorluk çıkarmayın, müdahale etmek durumunda bırakmayın bizi” diyerek tehdit etti.

Basın metnini okuyan KESK Başkanı Sami Evren, basın açıklamasından sonra bir grup emekçiyle birlikte postaneye girerken polisle kısa bir sürtüşme yaşandı. Polis, basının kamu kuruluşlarında çekim yapma hakkının olmadığını ileri sürerek içeri girmelerini engelledi. Buna karşı çıkan grup, bir süre polisle tartıştı. Buna rağmen polis basını içeri almadı ve Sami Evren dışarı çıkıp basına bir açıklama daha yaptı. Sonra içeri girilip telgraflar çekildi.

Yaklaşık 100 kişinin katıldığı basın açıklaması telgrafların çekilmesinin ardından bitirildi.

SY Kızıl Bayrak/İstanbul



KESK Genel Başkanı Sami Evren’in basın açıklamasından...

“Tarih önünde bu ölümlerin hesabını veremezsiniz!”

İnsanlık tarihinin en utanç verici günlerinden birini yaşıyoruz. Her gün içeriden ve dışarıdan ölüm haberleri yağıyor! İnsanlar göz göre göre ölüyor ve başta Adalet Bakanı olmak üzere siyasi iktidar vurdumduymazlığını sürdürüyor!

İnsanları yalnızlaştıran, tecrit eden, en temel insan haklarını tehdit eden F tipi cezaevlerinde ısrar eden Adalet Bakanı, ölümleri seyrediyor! Geri adım atmam diyor! Oysa ki ölümleri durdurmak için atılacak her adım, ileri bir adımdır! Adalet Bakanı’na sesleniyorum; ölümleri durdurmak için, çözüm için derhal adım atın!

Terörle Mücadele Yasası’nın değişmesinde ayak diretenlere rağmen, idari düzenlemelerle öncelikle ortak kullanım alanları oluşturulabilir! Ama hiçbir koşulda diyalog ve işbirliğine yanaşılmaz ise, ölümlerin daha da artması kaçınılmazdır.

Yaşama hakkını güvence altına alması gereken devlet, bugün ölümlerin sorumlusu durumundadır! Tarih önünde bu ölümlerin hesabını veremezsiniz! Bilerek ölüme giden insanlarla diyalog kurmamanın hesabını veremezsiniz!

Değerli Basın Emekçileri,

Adalet Bakanı vermiş olduğu sözleri tutmalıdır! İnsanca yaşanır bir cezaevine yönelik talepleri karşılamalıdır! Cezaevlerini sivil toplum kuruluşlarının denetimine ve gözetimine açmalıdır! İnsan onuruna yaraşmayan uygulamaları durdurmalıdır! Beslenme, barınma, sosyal olanaklardan yararlanma gibi bütün insani koşullar sağlanmalıdır....

Ölümleri durdurmada öncelikle Adalet Bakanı sorumludur! Atılacak tek bir adım onlarca insanın hayatını kurtarabilir! Bu sorumluluğun gereği yerine getirilmelidir!



KESK Genel Başkanı Sami Evren’in basın açıklamasından...

Sorumluluk hükümetin

F ipi cezaevlerinde süren Ölüm Oruçları’nda “Operasyon”la birlikte 50’ye yakın mahkum, tutuklu ve tutuklu yakını yaşamını yitirdi. Eğer bir değişiklik olmazsa ölümler sürecek ve daha çok acılar yaşanacak.

Dünyanın hiçbir ülkesinde yöneticiler, bu kadar insanın yaşamını yitirmesine yol açan bir soruna böyle ilgisiz kalamazlar. F Tipi cezaevlerinin en temel insan haklarını ihlal edecek şekilde kurulduğunu, birçok kez dile getirdik. Adalet Bakanı da ilgili kuruluşlardan ve toplumun çeşitli kesimlerinden gelen bu eleştirileri kabul etmiş ve gereken değişikliği yapacağını söylemişti.
Bugüne kadar, bu konuda en küçük bir adım atılmadı. Dün yapılan açıklamalar da hükümetin bu konuyu çözmek ve sorunlara insani ve hukuki bir yaklaşımda bulunmak niyetinde olmadığını gösteriyor.

Sorunun çözümü için görev hükümetindir. F Tipi cezaevlerinin uluslararası ölçütlere uygun hale getirilmesi, tecridin ortadan kaldırılması öncelikle Adalet Bakanlığı’nın işidir. Cezaevinde kendine bakamayacak durumdaki hasta ve yaralıların tahliyesiyle ilgili girişimlerde bulunmak yasal bir zorunuluktur. “Operasyon” sonrası, “devlet malına zarar verdikleri” gerekçesiyle tutuklanan ve ana davalarından tahliye oldukları halde serbest bırakılmayan tutukluların hakkında iddianame bile hazırlanmamış ve ifadeleri alınmamıştır. Bunlardan bir kısmı sırf bu nedenle bugün ölümün eşiğindedir.

Hükümetin ve Adalet Bakanlığı’nın duyarsızlığını tepkiyle izliyoruz. “Devlet pazarlık etmez” anlayışıyla, en temel insani taleplerin bile olumlu karşılanmaması, demokratik hukuk devleti ilkeleriyle ve insanlık vicdanıyla bağdaşmaz.

Bizler, bu duyarsızlığı ve bu çözümsüzlüğü kabul etmiyoruz.

Sorunun çözümü konusunda adım atmak istemeyen Hükümeti ve Adalet Bakanı’nı göreve çağırıyoruz.

F Tipi cezaevlerinin zaman geçirilmeden insani bir yapıya kavuşturulması için somut adımlar atılmasını bekliyoruz.

Konuyla ilgili kuruluşların, Baroların, Tabip Odalarının çağrılarına kulak verilmesini ve birlikte acilen çözüm üretilmesini talep ediyoruz.

Artık ölüm haberleri duymak istemiyoruz.

Açıklamayı imzalayanlar

Nilüfer Açıkalın, Edip Akbayram, Şükran Akın, Tuncay Akgün, Derya Alabora, Orhan Alkaya, Serap Aksoy Gürkan , Müjde Ar, Aytaç Arman, Rutkay Aziz, Celal Başlangıç, Ataol Behramoğlu, Nilgün Cerrahoğlu, Aydın Cıngı, Kıymet Coşkun, Atilla Coşkun, Mehmet Çağçağ, İpek Çalışlar, Oral Çalışlar, İsa Çelik, Reis Çelik, Vedat Çetin, Mazlum Çimen, Füsun Demiral, Can Dündar, Aydın Engin, Tarık Ziya Ekinci, Bilgesu Erenus, Halil Ergün, Cezmi Ersöz, Ahmet İnsel, Nihat Genç, Yasemin Göksu, Hayri Kozanoğlu, Vedat Türkali, Aydın Güven Gürkan, Gencay Gürsoy, Aydın Karahasan, Ercan Karakaş, Deniz Kavukçuoğlu, Jülide Kural, Pınar Kür, Lale Mansur, Türkel Minibaş, Orhan Oğuz, Yavuz Önen, Aslı Öngören, Erdal Öz, Vedat Özdemiroğlu, Orhan Pamuk, Özdem Petek, Suavi, Vedat kman, Vecdi Sayar, Yücel Sayman, İlhan Selçuk, Mümtaz Sevinç, Berhan Şimşek, Ufuk Uras, Hatice Meryem Üstündağ, Metin Üstündağ, Deniz Türkali, Ferhat Tunç, Eşber Yağmurdereli, Nejat Yavaşoğulları, Sumru Yavrucuk, Atıf Yılmaz, Şanar Yurdatapan, Nihat Behram, Aslı Erdoğan.

20 Nisan 2001



“Cezaevlerinde süregiden insanlık ayıbının verdiği utancın dayanılmaz boyutlara ulaştığını, toplumsal sağlığımızı yitirme durumuyla karşı karşıya olduğumuzu kaygı, korku ve ürpertiyle izliyoruz.”

Yetkililere çağrımızdır!

Türkiye üniversitelerinde çalışan öğretim elemanları olarak üniversiteli kimliğimizin bize yüklediği toplumsal sorumluluk ve en kutsal değerin insan yaşamı olduğu anlayışıyla cezaevlerinde süregiden insanlık ayıbının verdiği utancın dayanılmaz boyutlara ulaştığını, toplumsal sağlığımızı yitirme durumuyla karşı karşıya olduğumuzu kaygı, korku ve ürpertiyle izliyoruz.

Toplumumuzun sağlığını koruyacak, adaleti, insanca yaşamı sağlayacak yönde ve insan onuruna yakışacak biçimde köklü sağduyu kültürümüzün rehberliğinde bir an önce ileri adım atılmasının, toplumumuz ve ülkemiz açısından aciliyet taşıdığına inanıyoruz.

Bu bağlamda, Ankara, İstanbul ve İzmir baro başkanlarının “açık mektup”larında ifade ettikleri aşağıdaki düşünceleri ileri bir adım olarak yerinde buluyoruz.

“Tutuklu ve hükümlülerin gün boyunca, tecrite yol açmayacak biçimde, makul sayıda bir arada yaşamalarını, ortak mekanlardan yararlanmalarını sağlayarak; ’hiçbir ön koşul’a, ’treatman’a, ’uyum’a,’eğitim’e, vb. bakılmaksızın, birlikte spor, kültür, rekreasyon faaliyetlerinde bulunabilmeyi ‘hak’ kabul ederek; yani, Terörle Mücadele Yasasının16. maddesini kaldırmayı, gerekli mekansal değişiklikleri yapmayı, toplumun demokratik örgütlenmesine ağır darbe vuran 3’lü Protokol’ü yürürlülükten kaldırmayı vaat ederek ve vaatleri gerçekleştirme güvencesini vererek ölümün önüne geçilebilir.”

Kutsal olan devlet değil, yaşamın ta kendisidir!

Öğretim Elemanları Sendikası (ÖES)
İstanbul Üniversiteler Şubesi



İstanbul'da ilerici kuruluşlardan ortak açıklama:

Oyun devam ediyor!


Bizler, sivil toplum örgütleri, sendikalar ve siyasi partiler olarak, çok uzun bir süredir, cezaevlerinde “hücre-tecrit” uygulamasına karşı açıklamalarda, taleplerde bulunduk.
19 Aralık 2000 tarihin de gerçekleşen ve 32 insanın yaşamını yitirmesine neden olan, “devlet operasyonu” sonrasında, “F” tipi cezaevlerinde uygulanan tecridin bir işkence yöntemi olduğunu defalarca dile getirdik. Sokağa çıktık, raporlar açıkladık, bir çok kez saldırıya uğradık, gözaltına alındık, tutuklandık.
 Amacımız; Ölüme karşı yaşamı savunmaktı! Adalet Bakanının, 9 Aralık 2000 tarihinde verdiği sözleri tutmaya çağırdık. Eğer gerçekten, “iktidarınızı” kullanabiliyorsanız, sözünüzde durun, yoksa istifa edin, çağrısında bulunduk.
 Tüm taleplerimiz sonuçsuz kaldı. Ve “F” tipi cezaevlerine karşı mahpusların ve mahpus yakınlarının başlattığı ölüm orucu, 14 insanı aramızdan aldı.
 Bugün 14 insanın ölümünden sonra, Adalet Bakanı açıklama yapıyor. Ve bu açıklamada aylar öncesinden kamuoyuna duyurulan Terörle Mücadele Yasası’nın 16. Maddesinin değiştirileceğini ve “F” tipi cezaevlerinin izleme heyetlerine açılacağı öngören yasa değişikliği konusunda uzlaşmaya varıldığını dile getiriyor.
 
Oyun devam ediyor!
 Tüm ile anti-demokratik bir yasa olan Terörle Mücadele Yasası’nın siyasi mahpuslara ‘tecridi’ öngören 16. Maddesi hangi koşulda değiştiriliyor?
Adalet Bakanı bunu açıklamıyor, açıklayamıyor
“Değişmek, Tredman’a uyum sağlamak”
 Bakanlık, “değişecek ve bize uyum sağlayacaksınız” diyor. İzleme kurullarının ise, “sivil izleme kurulları ile hiçbir ilgisinin bulunmadığını açıklayamıyor. Oysa ki yasanın öngördüğü izleme kurulları, mülki amirler tarafından onaylanan, yani gerçek anlamda “sivil” olmayıp yetkililer tarafından uygun görülen kurullar olacak.
 14 yaşama rağmen, sırada bekleyen yeni ölümlere ve ölümcül hastalıklara rağmen, yönetenler oyun oynamakta ısrar ediyorlar. Ve bu oyunu, insan yaşamı ile oynuyorlar.
 Bizler aşağıda imzası olan kurumlar ve partiler olarak; tüm sorunların, “sorunun tarafları” ile çözüleceği inancındayız. “F” tipi cezaevlerinde yaşamaya mahkum edilen, mahpuslar taraftır, taraf kabul edilmelidirler.
 Tartışmak en demokratik olan yoldur. Bu nedenle, yönetenleri, sorunun tarafı olan mahpuslar ile, karşılıklı görüşmeye çağırıyoruz.
 Tecrit işkencedir ve kaldırılmalıdır diyoruz. Mahpuslara ve ailelere yönelik, işkence ve taciz uygulamaları son bulmalı diyoruz.
19 Aralık Katliamının tüm sorunların yargı önüne çıkarılsın, ölüm orucu nedeni ile sağlık sonunu yaşayan tüm mahpuslar serbest bırakılsınlar diyoruz.
Bir şey daha söylüyoruz! Türkiye’yi yönetenler, 19 Aralık’ta insanlık onuru ve vicdanı karşısında yenilgiye uğramışlardır.
Buna rağmen Adalet Bakanı “ vicdanım rahat” diyebilmektedir.
Bizler aşağıda imzası olanlar olarak soruyoruz şimdi?
Türkiye’nin yönetenlerinin vicdanları var mı?                                                 

Basın- İş, Belediye Memurları Sendikası, ÇHD–İst Şb., Demokrasi ve Barış Partisi İst. İl. Örg., DİSK, Eğitim-Sen 6 Nolu Şube, EMEP İst. İl. Örgütü, Enerji Yapı Yol Sen, HADEP İst. İl. Örgütü, Halkevleri, İHD İst. Şubesi, KESK, Makine Müh. Odası İst. Şb, Mazlum-Der, ÖDP İst. İl Örgütü, SES Aksaray Şubesi, Sine-Sen, SİP İst. İl. Örgütü, TİHV İstanbul Temsilciliği, TOHAV, Tunceliler Derneği İst.



KESK Genel Başkanı Sami Evren’in basın açıklamasından...

Devletin duyarsızlığı protesto edildi


Tutsak Yakınları tarafından Kırşehir İHD’de, Ölüm Orucu eylemlerine devletin gösterdiği duyarsızlığı protesto etmek amacıyla bir basın açıklaması yapıldı.
15 Nisan günü yapılan eyleme 100’e yakın katılım sağlandı. Açıklamada; her gün yeni ölüm haberlerinin geldiği, eğer bir çözüm bulunmazsa, devrimci tutsakların talepleri kabul edilmezse ölüm orucu eylemlerinin devam edeceği, bunun da yeni ölümler anlamına geldiği belirtildi.
Tecrit işkencesinden sonra, hastaneye kaldırılan Ölüm Orucu direnişçilerine uygulanan yataklara zincirleme, zorla tedavi ve su, tuz, şeker gibi ihtiyaçlarının karşılanmaması işkencesinin devam ettiği üzerinde duruldu. Bu olanlara karşı halkın sessiz kalmaması gerektiği vurgulandı.
SY Kızıl Bayrak/Kırşehir



Dokuz Eylül Üniversitesi/Hücre Karşıtı Platform açıklamasından...

“Yaşanan ölümlerin nedeni devlettir!”

(...) F tipi hücreleri 30 devrimci tutsağı katleden zihniyetin ürünüdür. Aynı zihniyet ölümleri başından beri istemektedir. Devrimci tutsaklar ölüm oruçları hakkında yürütülen demagojilere, F tipinde süren işkenceye rağmen, “Kırılırız ama asla bükülmeyiz” şiarıyla zaferi bedel ödeyerek kazanma inancıyla inanılmaz bir direniş örneği sergilemektedir.
Devlet iflasını da beraberinde getiren krize yeni saldırı programlarıyla çözüm bulmaya çalışırken, işe devrimci tutsakları katlederek başladı. Canlı yayında milyonlarca işçi ve emekçinin önünde 19 Aralık katliamını yaptı. Başarmak istediği saldırı programını daha rahat uygulayabileceği ideolojik zemini hazırlamaktı.
Kriz denildi, bütçede para yok denildi, ama silahlanmaya ve F tipi cezaevlerinin yapımına yüz milyonlarca dolar kaynak akıttı. Devrimcileri hücrelere atarak geleceğe ilişkin ideallerimizi teslim almaya çalıştı. Ancak zindanlardan yükselen çığlık kırılmaz iradesiyle eli kanlı katillerin suratında patladı.
Bizler tecrite, izolasyona, kişiliksizleştirmeye karşı öğrenciler olarak bir kez daha haykırıyoruz. Kirli dilinizi süren direnişimizden uzak tutun. Yaşanan ölümlerin nedeni devlettir. Katil devletin hiçbir karalama ve demagojisi süren direnişi, zaferimizi gölgeleyemeyecek.
Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!
Dokuz Eylül Üniversitesi/Hücre Karşıtı Platform



Dokuz Eylül Üniversitesi
Hücre Karşıtı Platformu’ndan eylem...


Dokuz Eylül Üniversitesi Hücre Karşıtı Öğrenci Platformu, Ölüm Orucu Direnişi’nin 182. gününde iktisadi ve idari bilimler kampüsünde bir eylem gerçekleştirdi. 30 kişinin katıldığı eylem alkışlarla başladı. “Hücre ölümdür izin vermeyeceğiz!” pankartının açıldığı eylemde, ÖGB ve fakülte sekreteri korteje saldırdı. Saldırı püskürtüldükten sonra “Yaşasın Ölüm Orucu Direnişimiz!”, “Faşizme karşı omuz omuza!” sloganlarıyla merkez kantin önüne yüründü. Saldırıyı gören öğrenciler kantinden alkışlarla çıkarak eylemimize destek verdiler. Toplanma alanında polis-ÖGB-idare işbirliğinin teşhirinin ardından basın açıklaması okundu.