28 Nisan'01
Sayı: 06


  Kızıl Bayrak'tan
  Devletin oyunları bedeli arğırlaştırır fakat sonucu değiştirmez
  1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
  Son sözü direnenler söyleyecek!
  Zafer yakındır yoldaşlar!
  "Yaşamı köleleştirilmiş milyonlarca işçi ve emekçinin haklı davasını savunmak için direniyoruz!.."
  Devrim şehitleri ölümsüzdür!
  Hatice Yürekli Yoldaş ölümsüzdür!
  Kapitalist ölüm düzenine boyun eğmeyeceğiz! Hücreleri şehitlerimizle parçalayacağız!
  Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!
  Şimdi sıra 1 Mayıs'a kitlesel katılımdadır!
  Türk burjuvazisinin kaçınılmaz yükselişi ve düşüşünün resmi...
  Kamu TİS'leri tıkandı... Hesap sokakta görülecek!
  Devrim davası yenilmez!
  Herşey parti ve devrim davası için!"
  Ölüm Orucu şehidi Hatice Yürekli'nin Ankara DGM'deki ilk sorgusunda yaptığı savunma...
  Ölüm Orucu Direnişi 28. haftasında
  Ölüm Orucu Direnişi'yle dayanışma eylemleri...
  Basında Ölüm Orucu Direnişi..
  Uluslararası hareket
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
Türk burjuvazisinin kaçınılmaz yükselişi ve düşüşünün resmi...

23 Nisan 1920: Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!
23 Nisan 2001: Egemenlik kayıtsız şartsız
emperyalizmindir!


Bir 23 Nisan yıldönümünde daha ulusal bağımsızlık ve egemenlik üzerine nutuklar çekildi. Şaşaalı törenler gerçekleştirildi. Çeşitli ülkelerden seçilmişlerin çocukları eğlendirildi.

Bu aynı günde, bu ülkenin binlerce çocuğu o seçkinlerin pis atölyelerinde sömürülmeye devam ediyordu. Eğitimden yoksun, tatilden yoksun, hatta insanlıktan yoksun bırakılmış binlerce, onbinlerce çocuk... Çünkü bu atölyelerin sahipleri tatil bilmez, bayram tanımazdı. Kendileri için değil, atölyelerinin çocuk köleleri için tabii. Bu aynı günde binlerce evsiz-barksız, ailesiz-insansız çocuk sokak köşelerinde tiner koklamaya devam ediyordu. Ve kimbilir kaç tanesi karakollarda falakayla, taciz ve tecavüzle örselenmeye maruz kalıyordu...

Ve bu aynı günde, DB’li Derviş’in “ulusal” programı doğrultusunda, burjuva meclis “ulusal” onurun ırzına geçiyor, bir zamanlar, “siyasal bağımsızlığın temeli ve garantisi iktisadi bağımsızlıktır” propagandasıyla KİT’lerin kuruluşuna ilişkin yasa taslaklarını onaylayan aynı TBMM, bir 23 Nisan yıldönümünde, özelleştirme yasalarını ivedilikle çıkarma telaşıyla hızlandırıyordu çalışmalarını.

Ve o meclisin çıkardığı yürütme organı, 57. hükümet adındaki uşaklar ve katiller güruhu, bu aynı günde, emperyalizme uşaklıkta sınır tanımamaya, ulusal onuru paspas yapmaya devam ediyordu.

Türkiye’nin burjuva cumhuriyeti bunlar gibi nice uşak çalıştırdı, ama ABD büyükelçisi tarafından “kabul edilme” şerefsizliğine ilk kez bu hükümetin başı sayesinde erişti. Bu burjuva ahırında çok hırsız, çok katil barındı; ancak bugünküler dünkülere rahmet okutacak bir yüzsüzlükle, hem kendileri için çalıp-çırpıyorlar, hem efendileri için... Hatta kendilerinden fazla efendileri için çalanlar revaçta. Bu hükümetin başı, “dürüst siyaset” yaftasıyla çıkarılmıştı seçim pazarına. Yemez-içmez dürüstlüğünün altındaki yedirir-içirir hainliği çok geçmeden ortaya çıktı ama. Göreve başlar başlamaz ilk işi, İMF’ye söz verdiği, memura buçuk fazla veremeyeceği açıklamasını yapmak oldu. Bütün bir icratı boyunca da, İMF ve ABD’nin sözünden çıkmadı. Efendilerine verdiği sözleri tutabilmek için ülkeyi kan gölüne çevirmekten kaçınmadı. İşçilerin, emekçilerin çocuklarını açlıktan öldürme pahasına, uluslararası tekellerin kasalarına giden para musluklarını sonuna kadar açmak için tüm enerjisini harcadı.

23 Nisan 2001’e ulaştığında, artık ne harcayacak bir enerjisi, ne satacak bir ulusal onuru kalmıştı. Şimdi, yerine atanmış fiili başbakanın gölgesinde, efendilerine son referanslarını ve son armağanlarını sunuyor. Eskitilmiş de olsa, çöpe de atılsa gocunmuyor, köle ruhunun huzuru ve mutluluğuyla yapıyor bunları.

Yeni fiilli başbakanın ulusal onuru üzerinde durmaya ise gerek yok! Bu konuda işçi ve emekçiler gerekeni alanlarda söylediler; “Derviş evine!” sloganı herşeyi anlatmaya yetiyor. O Dünya Bankası’nın elemanı, ABD’nin sömürge valisidir.

Zaten globalizm propagandası kapsamında açıkça ifade de ettiler. Ulusallık, bağımsızlık gibi kavramlar burjuvazi için çoktan modası geçmiş, anlamsız birer söz kalıbına dönüşmüştür. Egemeni oldukları ülkenin ekonomisini İMF’ye, yönetimini Beyaz Saray’a havale etmek, TÜSİAD kodamanları için bir onur sorunu değil, tersine, çağa ayak uydurmak, gelişmiş demokrasilerin seviyesine ulaşmak vb., vb. için zorunlu bir adımdır.

Bu da gösteriyor ki, ülkenin onuru da, bağımsızlığı da artık işçi ve emekçilerden sorulacaktır. Türkiye’nin işçi sınıfı ve emekçileri çok geç olmadan, daha da pekiştirilmeden, bu kölelik zincirlerini parçalamak zorundadırlar. Eğer onlar ülkenin köleleştirilmesini engelleyemezlerse, emperyalizm onların ücretli kölelik zincirlerini daha da pekiştirecektir.



Kriz, kriz, kriz...


Yıldız Teknik Üniversitesi’nde krizle ilgili yaklaşık 110 kişinin katıldığı bir eylem yapıldı. Eylemde ana tema krizin yapısal olduğu, Derviş’in programının da daha önceki IMF programlarından farkının olmadığıydı. Ve bizler de Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencileri olarak Perşembe günü eylem kararı aldık.

Eylem orta kantinde alkışlarla başladı, daha sonra yemekhaneye gidildi. Ardından mimarlık fakültesi önünde toplanıp sloganlarla çevredekiler eyleme çağrıldı. Şu sloganlar atıldı. “İMF değil üretenler yönetsin!”, “İMF defol bu ülke bu halk satılık değil!”

Eyleme başlandıktan sonra ilk olarak üzerinde ortaklaşılan metin okundu. Ardından bir arkadaşımız Derviş‘i canlandırdı. Bu ufak skeçle de süslenen eylem okulda hayli ilgi çekti. En sonunda çekilen halaylarla eylemimiz bitirildi. Bitiriliş konuşmasında, 19 Nisan 2001 tarihli “üniversite buluşması” adlı öğrenci eylemine kadar her gün saat 12:30 da alkış eyleminin yapılacağı duyuruldu.

Tabii polis her zamanki gibi iş başındaydı. Adeta bütün Beşiktaş “terörle mücadele” polisleri okula yığılmıştı. Böyle bir ortamda kamera çekimleri, fotoğraf çekimleri ve soruşturma korkusu nedeniyle birçok insan uzaktan eylemi izlemekle yetindi.

Eylemin gerek örgütlenmesinde, gerek eylem içi etkinliklerde sermayeye “yönetemiyorsunuz, yönetemeyeceksiniz” demek istedik. Bunun ötesinde bir program önerisi ya da savunusu bu eylem üzerinden olmadı. Fakat Evrensel gazetesinin konuyla ilgili haberinde aynen şunlara yer verilmiş. “Yaklaşık 150 öğrencinin katıldığı YTÜ’deki krize ve İMF politikalarına karşı yapılan eylemde öğrenciler emek platformunun programını sahiplendiklerini söylediler”.

Bunun bir iletişim kopukluğundan ya da yanlış bilgilendirilmeden kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Zira eylemi örgütleyenler olarak sendika bürokrasisinin ne olduğunu, neler getirdiğini neler götürdüğünü çok iyi biliyoruz. Bu noktada da EP’nun programına bu tarzdan sahip çıkmamız anlamsızdır. Zaten herkesin krize karşı kendi programı bir alternatiftir. Bizim bu noktada emek platformunun programını alternatif olarak gösterme gibi bir çabamız olamaz.

Ekim Gençliği/YTÜ



Soruşturmalar, baskılar, tutuklamalar bizi yıldıramaz!


Yıldız Teknik Üniversitesi’nde soruşturma terörü sürüyor. Okulda yaklaşık 40 öğrenciye Newroz kutlamasına katıldıkları için, 6 öğrenciye Kızıldere anmasına katılmış oldukları gerekçesiyle, iki öğrenciye de daha farklı bahanelerle soruşturma açılmış durumda. Daha önce de 4 arkadaşa “Afiş asmak, ÖGB ye mukavemet” suçlamasıyla soruşturma açılmıştı.

Üniversiteler, bilimin ve muhalefetin doğallığında olması gereken yerler. Öğrencileri her gün baskı altında tutmak için, koyun gibi öğrenci istedikleri için, en ufak bir muhalefet örneğinde dahi buna soruşturmalarla karşılık veriyorlar. İstanbul Üniversitesinde bu, muhalif düşünceler açıklayan profesörlerden memurlara veya herhangi bir hak arama eylemine girişen öğrenciye kadar, okulun içinde herkesin karşılaşacağı bir tehdit. Örneğin Yıldız Teknik’teki yemek boykotuna destek verdiği için kültür daire başkanlığında çalışan bir memur da bu soruşturmalardan payını aldı.

Üniversite bitirip profesör olmuş bilimden yana olduğunu söyleyen insanlar, kendi akademik kimliklerini hiçe sayarak, sırf polisin dayatmasıyla yaptıkları ve kesinlikle baştan savma yürüttükleri bu soruşturmalarla gün gelecek kendileri de karşılaşacaklar.

12 Eylül artığı bir YÖK ve bunun başında kendini kurtarıcı sanan ve ‘militan demokrasi’ diye tabir edilen şeyi savunduklarını söyleyen askerden farksız robotlara dönüşmüş rektörler, dekanlar, profesörler ve öğretim üyeleri...

Üniversiteli ve liseli gençlik bunlara karşı mücadele etme zorunluluğu ile karşı karşıyadır. Biz de bu perspektifle hakkımızda açılan soruşturmalarda okulu ve soruşturanları mahkum etme yönünde bir karar aldık. Soruşturmaya uğrayan herkes yaptığı eylemi sahiplenerek soruşturulduğu konuda kendisi karşı tarafı soruşturacak. İfadelerin verilmesinde en yoğun gün 24 Nisan olacak ve o gün biz ifade vermeye giden arkadaşlarımızı alkışlarla uğurlayıp sloganlarla karşılayacağız.

Ekim Gençliği/YTÜ