28 Nisan'01
Sayı: 06


  Kızıl Bayrak'tan
  Devletin oyunları bedeli arğırlaştırır fakat sonucu değiştirmez
  1 Mayıs'ta mücadele alanlarına!
  Son sözü direnenler söyleyecek!
  Zafer yakındır yoldaşlar!
  "Yaşamı köleleştirilmiş milyonlarca işçi ve emekçinin haklı davasını savunmak için direniyoruz!.."
  Devrim şehitleri ölümsüzdür!
  Hatice Yürekli Yoldaş ölümsüzdür!
  Kapitalist ölüm düzenine boyun eğmeyeceğiz! Hücreleri şehitlerimizle parçalayacağız!
  Alnı kızıl yıldızlı baş secdeye varmaz!
  Şimdi sıra 1 Mayıs'a kitlesel katılımdadır!
  Türk burjuvazisinin kaçınılmaz yükselişi ve düşüşünün resmi...
  Kamu TİS'leri tıkandı... Hesap sokakta görülecek!
  Devrim davası yenilmez!
  Herşey parti ve devrim davası için!"
  Ölüm Orucu şehidi Hatice Yürekli'nin Ankara DGM'deki ilk sorgusunda yaptığı savunma...
  Ölüm Orucu Direnişi 28. haftasında
  Ölüm Orucu Direnişi'yle dayanışma eylemleri...
  Basında Ölüm Orucu Direnişi..
  Uluslararası hareket
  Mücadele Postası

  Tüm yazılar

Bu sayının PDF formatını download etmek için tıklayın



 
TKİP kurucu üyesi/Ölüm Orucu şehidi Hatice Yürekli yoldaşla
direnişin 46. gününde yaptığımız röportaj...

 

“Herşey parti ve devrim davası için!..”


Sert bir çatışmada barikatın en önünde
yer almak büyük bir onurdur

- Tarihin sayfalarında yerini alacak olan bu görkemli direnişte tereddütsüz yer aldın. Zaferin, her direnişte olduğu gibi bu büyük direnişte de kaçınılmazlığı ortada. Bir Ölüm Orucu direnişçisi olarak duygu ve düşüncelerini öğrenmek istiyoruz...

Hatice Yürekli: Tahmin edilebileceği gibi, direniş sürecinde bambaşka bir duygu ve düşünce yoğunluğu içinde bulunuyorsunuz. Çünkü biz, gönüllü olarak yer aldığımız devrim mücadelesinin bir sıra neferi olarak, sert geçecek bir çatışmada barikatın en önünde yer alma şansını yakalamışız. Bu bir devrimci için büyük bir onurdur. Canımızı ortaya koyarak, baştan tam bir inançla kazanacağımızı bildiğimiz bir zaferi, sadece yoldaşlarımıza/partimize değil, ezilen ve sömürülen milyonlarca işçi ve emekçiye armağan edeceğiz. Çünkü biz, “sınıfa karşı sınıfı, düzene karşı devrimi, kapitalizme karşı sosyalizm”i en önde temsil ediyor, devrim davasının güncel ve tarihsel haklılığını ölümüne bir direnişle ortaya koyuyoruz.

Kazanma ruhu ve zafer tutkusuyla inanıyoruz ki, içeride ve dışarıda tüm yoldaşlarımız aynı bilinç ve kararlılıkla savaşıyorlar. Bundan dolayı diyoruz ki, biz zaferi daha en başta kazandık. Bunu bugün, Ölüm Orucu’nun 46. gününde söylüyorum. Direnişimiz gün gün, ilmek ilmek örülerek, yoğun bir emek ve çabayla bugüne kadar geldi. Başta da söyledim, duygularım hiç bu kadar yoğun, kafam hiç bu kadar açık olmamıştı. Hani “arınma ve güçlenme” denilir ya, bunu somut olarak bedenimizde, yüreğimizde, bilincimizde ve tüm benliğimizde yaşıyoruz. Devrim ve sosyalizmin haklılığına olan inançtan besleniyor bu. Ek olarak, yoldaşlarımı çok derin duygularla, yüreğe sığdırılamaz bir yoğunlukla sevdiğimi söylemeliyim.

Emekçilerin öfkesinin devrimci eylem ve politikayla
birleşmesinden korkuyorlar

- Sermaye iktidarının F tipi saldırısı ile işçi ve emekçilere yönelik kapsamlı saldırıları aynı süreçte yoğunlaştı. İşçi ve emekçiler cephesinden saldırılara karşı gelişen tepkileri nasıl değerlendiriyorsun?

Hatice Yürekli: F tipi hücre sistemi bir proje olarak dünyada yeni değil. Belki uygulama planında bu kapsamıyla ilk defa karşımıza çıkıyor. Yoksa gelişmiş kapitalist ülkelerde daha önce denenmiş, kiminde vazgeçilmiş, kiminde de sonuçları değerlendirilerek yeni düzenlemelerle süreklileştirilmiş. Türkiyeli devrimciler hücre uygulamasıyla daha önce de karşılaşmışlardı. Olağanüstü dönemlerde (12 Eylül gibi) gündeme getirilen bu uygulama, bugün cezaevlerinde bir sistem olarak yerleştirilmeye çalışılıyor.

Amaç ve hedef, devrimci tutsakların devrimci siyasal kişiliklerinin ezilmesiyle sınırlı değil kuşkusuz. Sermayenin iktisadi-mali krizi dışa yansıyan düzeyinden çok daha boyutlu. Son günlerde borsada yaşananlar, devalüasyon söylentileri, bankalar krizi vb. bir dizi belirtiden bunu görmek mümkün. Nitekim İMF’den alınan kredilerle bu tablo biraz rahatlatılmaya çalışıldı. Faturanın ise işçi ve emekçilere çıkarılacağı, onların yaşamını daha da yıkıma götüreceği açıktır.

Son bir ayın kitle hareketliliğine dönüp baktığımızda, faşist rejimin korkusunun asıl kaynağının ne olduğu daha rahat görülebilir. İşçi ve emekçilerde birikmiş öfke ve tepkinin devrimci eylem ve politikayla birleşmesinden duyduğu korkudur, onu öncelikli olarak biz devrimci tutsakları ezmeye iten. Bizleri ezmek üzerinden işçi ve emekçilere gözdağı vermeyi hedeflemektedir. Bu yönteme hep başvurmuştur, ama bugün krizinin derinliğine denk düşen azgın bir saldırı projesini yaşama geçirmeye çalışıyor. İşçi ve emekçiler sömürü ve soygun politikalarına tepki ve öfkelerini ortaya koyuyorlar, ama bu halihazırda sınıf hareketinin parçalı tablosunu değiştirmeye yeterli değil.

Devletin af taktiği de sonuçsuz
kalmaya mahkumdur

- Bir de düzenin af saldırısı var. Uzun zamandır konuşulan, ama bir türlü hayata geçirilemeyen bu saldırı tam da devrimci tutsaklarının direnişinin başladığı süreçte gündeme geldi. Bu konuda ne düşünüyorsun?

Hatice Yürekli: Bu af saldırısını biz komünistler kirli af olarak tanımladık. Bu birçok yanıyla böyle. Yıllara varan bir oyalamayla adli tutuklular hep af beklentisi içinde bırakıldı. Bugün ise af yasası tam da direnişimizin etkinliğinin toplum çapında önemli bir düzeye ulaştığı bir sırada çıkarıldı. Bu, F tipi cezaevlerine geçişi kolaylaştıracak bir adım olarak atıldı. Dışarıdaki beklentiye yanıt verilerek toplumsal hoşnutsuzluk giderilecek, cezaevlerinin belli oranda boşaltılmasıyla hücrelere geçiş için kolaylık sağlanacak. Diğer yandan ise Ölüm Orucu Direnişimiz’in toplum üzerinde yarattığı etki ve verilen destek zayıflatılmaya çalışılacak.

Ama biz direnişe başlarken, dışarıdaki kitle desteğinin önemini vurgulamakla birlikte, asıl olarak kendi özgücümüze güvenerek yola çıktık. Bu yanıyla, devletin bu taktiği de boşa düşmeye, sonuçsuz kalmaya mahkumdur.

- ÖO Direnişi 50’li günlere gelmiş bulunuyor. Dışarıda günden güne artan bir kitlesellikle çeşitli eylemlilikler yapılıyor. Toplumun çok çeşitli kesimlerinden tepkiler yükseliyor. Sence dışarıda neler yapılması gerekiyor, nasıl bir hat izlenmeli?

Hatice Yürekli: Hücre karşıtı muhalefetin diri kesimi muğlak bir platformda değil. Ölüm Orucu Direnişi ve onun en temel talebi olan “F tipi cezaevleri kapatılsın!” talebi öne çıkıyor eylemlerde. Bunun böyle olması doğal. Mücadele somut talep ve araçlarla yürütülür.

Öte yandan, bugün biz bedenlerimizi ölüme yatırmamış olsaydık, hücre karşıtı muhalefetin bu kadar güçlenmesi mümkün değildi. Artık Galatasaray-Taksim eylemine yüzlerce insan katılıyor. Kitle mücadelesi önemli bir ivme kaydetmiş durumda. Bunun öznesi ağırlıklı olarak analarımız olmakla birlikte, esasta bu kitle gücünü harekete geçirenin, direnişin içinde olan üç devrimci yapının yoğunlaşmış politik çalışması olduğunu düşünüyorum. Öncü konumda olanlar misyonlarına uygun davrandıkları koşullarda, edilgen kitleler üzerinde ileri çekici bir etkide bulunmalarının olanaklı olduğunu gösteriyor bu. Daha yapılacak çok şey var kuşkusuz. Çünkü yolun henüz başında sayılırız. Bilinmelidir ki, “Osmanlı’da oyun çoktur”. Dolayısıyla, hücre karşıtı mücadelenin sağlam poliikalarla ve doğru bir hatta yürütülmesi, kalıcı kazanımların elde edilmesi açısından zorunludur.

- Bugün aydınlardan oluşan bir heyet Bayrampaşa Cezaevi’nde görüşme yapıyor. Bir yandan bu tür görüşmeler yapılırken, bir yandan da Ecevit ve Adalet Bakanı’nın açıklamaları var... Devletin tavrını nasıl değerlendiriyorsun?

Hatice Yürekli: Devrimci tutsaklarla yapılan görüşme, nihayetinde direnişimizin (içerideki ve dışarıdaki toplam direniş sürecinin) sonuçlarından biridir sadece. Bunda belirleyici güç, hiç de devletin yansıttığı gibi kendileri değil, başta ölüme yatmış devrimci tutsaklar olmak üzere, direniş cephesinin kendisidir. Direnişimizin gücü ve etkisidir. Onun için, heyetler cezaevlerine gönderiliyor, uluslararası işkenceyi izleme komitesi Türkiye’ye davet ediliyor, ailelere çağrılar yapılıyor, yanısıra tehditkar söylemler kullanılıyor... Devlet kendi aleyhine işleyen bu sürecin önünü kesmek istiyor. Bunun için kısmi tavizler vermeye eğilimli gibi görünüyor, ama kendilerinin de ifade ettiği gibi, “güçlü devlet” imajının sarsılmaması koşuluyla...

Devrim cephesi bu süreçten arınarak ve
güçlenerek çıkacaktır

- Son olarak ne söylemek istersin?

Hatice Yürekli: Şu çok açık ki, tam bir inanç ve kararlılıkla başlattığımız direnişimiz zaferle sonuçlanacak. Bundan en küçük bir kuşku duymuyorum. Direnişimizin kazanımlarının zaferin elde edilmesiyle sınırlı olmadığını düşünüyorum. Zengin bir öğreticiliği ve deneyimi de barındıran bir süreç bu. Devrimci konumda olanlar bu süreçten daha da güçlenerek çıkacaklardır. Zira, siyasal mücadele alanındaki tüm konum ve tutumların yerli yerine oturacağı, demek oluyor ki, gerçek konum ve kimliklerin daha açık olarak görüleceği bir süreçtir bu. Zorlu süreçlerde ideolojik-sınıfsal konumlar sınanır. Ara sınıfların zayıf karakteri böyle süreçlerde dışa vurur. Bu açıdan, bizim temel değerlendirmelerimizde yeralan ana akımlar tespiti, süreci sürükleyen akımlar şahsında da kendini ortaya kouyor. Sonuç olarak, bu dönem aynı zamanda bir ayrışma-saflaşma ve netleşme dönemidir. Devrim cephesinin bu süreçten arınarak ve güçlenerek çıkacağına inanıyorum.

Direnişimizin, başta işçi sınıfı olmak üzere ezilenlerin politikleşmesi açısından da bir olanak olacağını düşünüyorum. Tam da bundan dolayı sınıfın öncü kesimlerinin direnişimize sahip çıkması büyük bir önem taşıyor. Ve kuşkusuz, öncelikle de sınıf devrimcilerine önemli görevler düşüyor.

Unutulmamalıdır ki, herşey parti ve devrim davası için!..
Hepinizini sevgiyle kucaklıyor, çalışmalarınızda başarılar diliyorum...



Tekstil işçisi sınıf kardeşlerime merhaba!
.

“Yaşamak direnmektir!”

Hatice Yürekli
(TKİP kurucu üyesi/Ölüm Orucu şehidi)

“Toplumun tüm ezilen-sömürülen kesimleri bu saldırının hedefi durumundadır. F tipi tabutluk saldırısını geri püskürtmek için devrimci ve komünist tutsakları sahiplenmek, aynı zamanda geleceğimize sahip çıkmak anlamına gelecektir.”

Öncelikle içinizden biri olarak sizleri selamlıyorum. Ben bir tekstil işçisi, aynı zamanda da bir sınıf devrimcisiyim. Bugün devrimci politik kimliğimden dolayı tutsak edilmiş bulunmaktayım. Devrimcileşme sürecim, bir işçi olarak doğallığında sınıfsal baskıya, insanın insan tarafından sömürülmesine karşı gelişen tepkimin sınıfsal-siyasal bir ifade bulmasıyla olmuştur.

Tekstil sektörü, çok iyi bildiğiniz gibi, bıktırıcı uzun mesailerin olduğu, gerici bir disiplinle sömürü çarkları arasında öğütüldüğümüz, hiçbir sosyal hakkımızın olmadığı ve hiçbir derdimize çözüm olmayan sefalet ücretleriyle aslında birer ücretli köle durumuna getirildiğimiz bir çalışma alanı. Tüm diğer sermayedarlar gibi tekstil patronlarının da tek derdi, emeğimizi azgınca sömürerek, bizleri birer makina gibi kullanarak, sermayelerini büyütmek ve sefahat içinde yaşamaktır. Bizim sefaletimiz onları ilgilendirmez. Ayakta durmaya yetecek kadar karnımızın doyması onlar için kafidir. Sabahın erken saatlerinden gecenin geç saatlerine kadar, hatta günlerce üstüste çalıştırılırız, buna rağmen sefalet içinde yaşarız.

Bu bir yazgı değil! Ama çoğunluğumuz bir yazgı olarak düşündüğü için katlanıyor bunca zorluğa. Sınıf bilinçli başka işçi kardeşlerim gibi ben de, bu sömürü ve zorbalığın bir kader olmadığını kavradığım andan itibaren onun karşısında yer aldım. Bu sömürü düzeninin gerçekliğinin farkına vararak devrimcileştim ve ona karşı mücadele etmeye başladım.

Bu çürümüş düzene ve onun çeteleşmiş devletine karşı olduğum ve devrimci mücadeleyi seçtiğim için bugün zindanda tutsak edilmiş bulunuyorum. “Cezaevleri”nde yaşam koşulları her geçen gün kötüleşiyor, saldırılar yoğunlaşıyor. Bu saldırılara karşı mücadelede onlarca devrimciyi şehit vermiş bulunuyoruz.

12 Eylül faşist darbesinden sonraki süreçte bütün “cezaevleri” birer ölüm makineleri haline getirilmişti. Devrimcilere siyasal kimliklerini ve onurlarını teslim etmeleri dayatılmıştı. ‘84’e gelindiğinde, devrimci tutsaklar, bu onursuzluk dayatmasına bedenlerini ölüme yatırarak açlık grevleriyle karşılık verdiler. Dört devrimci şehit düştü. Süreç boyunca “cezaevleri”ndeki kötü yaşam koşullarından dolayı onlarca devrimci yaşamını yitirdi. ‘91’de Eskişehir tabutluklarına girmek istemeyen devrimcilerden ikisi devlet tarafından katledildi. ‘96’ya gelindiğinde, zindanlardaki koşullar iyice kötüleşmiş ve geri çekilen tabutluk cezaevleri yeniden gündeme getirilmişti. Bu saldırıyı da geri püskürtmek için tutsak devrimciler yine bedenlerini ölüme yatırdılar. Bu Ölüm Orucu ve Süresiz Açlık Grevi eyemlerinde 12 devrimciyi daha şehit verdik. Saldırılar devam etti, süreç içinde değişik cezaevlerinde buna yeni ölümler eklendi.

Bugün de F tipi denilen tabutluk cezaevleri gündeme getirilmiş bulunuyor. Devrimci sınıf mücadelesinin önünü almaya dönük hesapların bir uzantısı olan zindanlara yönelik bu saldırılar, ancak işçi ve emekçilerin gerçek bir sahiplenmesiyle geri püskürtülebilir. Bu açıdan siz sınıf kardeşlerimize önemli sorumluluklar düşmektedir. Sizi kölece çalışma koşullarına mahkum ederek yaşamınızı yıkıma uğratan sermaye sınıfı ve devleti, aynı zamanda bize zindanlarda ölümü dayatmaktadır. Bu dayatmalara sessiz kalmamanız geleceğinize sahip çıkmanız anlamına gelecektir.

Tüm baskı ve adaletsizliklerin ortadan kalkmasının yolu bu düzenin değişmesinden geçmektedir. Bu haklı mücadelede bize gerçek ve doğru yolu gösterecek, biz işçi sınıfını kendi iktidarına taşıyacak partimiz kurulmuş bulunuyor. Türkiye Komünist İşçi Partisi sömürüye karşı mücadelede yolumuzu aydınlatmayı önüne bir görev ve sorumluluk olarak koymuştur. Ben de TKİP’ye inanmış bir devrimci olarak bu onurlu mücadelede üzerime düşeni yapacağım. Ama bu mücadelede belirleyici güç sizin gücünüzdür, işçi sınıfının üretimden gelen gücüdür. Bu güce dayanarak, tüm güçlerimizi birleştirerek, bu saldırıları geri püskürtelim ve faşist sermaye devletine gereken cevabı verelim. Toplumun tüm ezilen-sömürülen kesimleri bu saldırının hedefi durumundadır. Bu nedenle, F tipi tabutluk salırısını geri püskürtmek için devrimci ve komünist tutsakları sahiplenmek, aynı zamanda geleceğimize sahip çıkmak anlamına gelecektir.

Öyleyse sermayenin faşist devletinin saldırılarına karşı gücümüzü birleştirelim, örgütlenelim, savaşalım. O zaman kazanan biz olacağız.

F tipi tabutluklara girmeyeceğiz! Direneceğiz!
Yaşamak direnmektir!
Direneceğiz ve kazanacağız!

Ulucanlar Cezaevi/Ankara
(Kızıl Bayrak’ın 19 Haziran ‘99 tarihli 61. sayısından alınmıştır.)



Genç bir yoldaşından Hatice Yürekli’ye...

“Sizlere layık olabilmek gerekiyor”

Merhaba yoldaş,

Bugün ölümsüzleştiğinin haberini aldık. Partinin ilk kadın ve ölüm orucu şehidi olmak sana nasip oldu.

Ümit yoldaşın kullandığı bir söz varmış. Hapşıranlara “Çok yaşa!” yerine “Savaşarak öl!” dermiş yoldaş, neşeyle takılarak. Ama o da dahil sizler gerçek yaşamda gerçekten bunu yaptınız, yapıyorsunuz. Siz Ölüm Orucu direnişçileri savaşarak ölmenin en güzel örneklerini veriyorsunuz. Biz genç komünist militanların da sizin gittiğiniz bu yoldan yürüyeceğimizden hiç kuşkunuz olmasın.

Ümit ve Habip yoldaşları tanıyamadığım, onları artık hiç göremeyeceğim için çok üzülmüştüm. Seninle ise az da olsa paylaştığımız anlar oldu. Senin çok rahat olabilmene şaşmıştım. Sana bunu söylediğimde, devrimciliğin bir yaşam tarzı olduğunu söylemiştin. Yaptığımız herşey “sıradan ve doğal” şeylerdi. Bunu içselleştirebildiğin içindir ki bugün Ölüm Orucu şehidi olma onurunu taşıyorsun zaten. Bir de mektup yollamıştım sana, 19 Aralık’tan önce. Karşılığını almak ne kadar çok sevindirmişti beni.

Geçen hafta Düzgün yoldaşla görüşmeye gitmiştim. Geç kaldığımdan onu ancak sevk ederlerken görebildim. Konuşsaydım ne iyi olurdu. Ama onu öyle görmek bile bana yetti. Görüşten sonra kendi kendimle yüzleştim. Senin ölümün bunu daha da derinleştiriyor. Bu kadar görkemli bir ölümüne direnişe karşılık ben neler yapabiliyorum, yapının yükselmesine ne kadar katkım olabiliyor diye soruyorum kendi kendime.

Bir şeyler yapılıyor, ama bu o kadar yetersiz ki. Sizlere layık olabilmek gerekiyor. Sözlerle değil yalnız, yaşamın her alanında böyle olması gerekiyor. Sizlerin bizden beklediği de budur. Tabii bu düzenin bu kadar katliamcı ve baskıcı olmasının nedeni de bu. Sizleri teslim alarak, dışardaki bizlerin mücadele ve moral gücünü dağıtıp, örgütlülüklerimizi yok etmek istiyorlar.
Çok şeyler yazmak gerek. Seni daha iyi tanıyanlar, daha güzel sözlerle ifade edeceklerdir kuşkusuz.

Sana hoşçakal demiyoruz. Hep yanıbaşımızda olacaksın çünkü. Ve biz hep bunun bilincinde olarak davranacağız, sizlere layık olabilmenin uğraşını vereceğiz.

Devrim şehitleri ölümsüzdür!

Genç bir yoldaşın/İstanbulsaldırısını




Seni asla unutmayacağız
Hatice yoldaş!

Partimizin kurucu üyesi Hatice Yürekli yoldaş Ölüm Orucu Direnişi’nin 182.gününde ölümsüzleşti. Ardından yas tutmayacağız. Parti bayrağını en yükseklerde dalgalandıran, davası uğruna ölümü tereddütsüzce en önde göğüsleyen, başeğmez yiğit yoldaşımızın ve bu uğurda şehit düşen diğer siper yoldaşlarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

Seni asla unutmayacağız Hatice yoldaş!
Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez!

TKİP taraftarları/Berlin