ARSIVANA SAYFA
 
23 Aralık '00
SAYI: 48
İçindekiler
Kızıl Bayrak'tan
Devrimciler ölmez, devrim davası yenilmez
Hiç bir güç devrimci tutsakları teslim alamaz!
Sermayenin saldırı politikaları ve cezaevlerinde devrimci katliamı
Kanlı operasyonuna rağmen faşist devlet acz içinde
İstanbul'da katliam vahşetine karşı dinmeyen öfke
Teröre rağmen protestolar engellenemedi
Diri diri yaktılar!
Hücre saldırıları başladı, hala susuyor musunuz?
Bu nasıl pervasızlıktır ki, öldürdüğüne kurtardım der!
Zaferi bir kez daha devrimci tutsaklar kazanacak
"Katil devlet hesap verecek!"
Zulmünü artır ki, çöküşün hızlansın
Saldırı, direniş ve yeni evrenin sorumlulukları
Görüşme sürecine ilişkin tanıklıklar
Zaferi şehitlerimizle kazanacağız!
Faşist katliam senaryosunun bilinçsiz ürkek, saf oyuncularına
Arabulucu heyet üyeleri, devletin ikiyüzlülüğünü ortaya koyuyor!
Sahibinin sesi medya çanak yalamaya devam ediyor
Yalan ve katliam
Devrimci tutsaklar bulundukları her alanda aynı kararlılıkla direnmeye devam ediyor
Katliamcı devlet geleneği
Katliam gün yüzüne çıkıyor
Katliam, katliamcıların yıkımına dönüşmelidir
Faşit kaliamı mazur gösteriyorlar
Bu korku, kaygı ve tedirginlik size yeter!
Mücadele Postası


Bu sayının
PDF formatını download
etmek için tıklayın





 
 

Yalan ve katliam

'Ecevit, 1974'te Kıbrıs'a çıkışımıza, Barış harekâtı adını vermişti. Bu harekâtın hem adaya, hem Yunanistan'a demokrasi getirdiğini söylemişti. Bu kez de 'Teröristleri terörden kurtarıyoruz' söylemini kullandı. Müdahalenin adı 'Hayata dönüş operasyonu' oldu. Annelere babalara seslenilerek 'çocuklarının ölümlerini önlemelerini' istedi. Gençlere yazık oluyor çok üzülüyorum' dedi. Savcıların, aydın gruplarının, Avrupalı heyetlerin ölüm oruçlarını durdurmaları için örgütlerle diyalog kurmaları sağlandı. 'F tipi uygulamasının ertelendiği' açıklandı. Yani... Kimileri 'ölüme itilmiş', kimileri belki de 'ölmeyi seçmiş' gençleri kurtarmak için bütün iyi niyetli girişimler gerçekleştikten sonra, artık başka çare kalmayınca müdahale edildiğinin resmi çizildi. Kamuoyu hazırlandı. Ayrıca... İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın açıkladığı gibi; hapishanelerdeki bu derebeylik görüntülerinin sona erdirilmesi için bir yıldır hazırlıklar yapılmaktaydı. Planlar ve kadrolar oluşmuştu.'

Milliyet gazetesinin başyazarı Güneri Civaoğlu, 'Kamuoyu Bu Müdahale İçin Haftalardır Özenle Hazırlandı' başlıklı dünkü yazısında bunları söylüyor. Yani sorunun çözümü için ortaya çıkan aydınların, meslek odalarının ve milletvekillerinin de, kanlı operasyonu halkın gözünde meşrulaştırmak için oluşturulan 'bu resmin bir parçası' olduğunu, bu amaçla kullanıldıklarını belirtiyor. Arabulucuların operasyonun ardından yaptıkları 'kandırıldık' açıklaması da Civaoğlu'nun yazısı ile birlikte okunduğunda yerli yerine oturuyor.

Kriz Yönetim Merkezi'nin devrede olduğu bu 'F tipi operasyonu', ABD'nin başını çektiği NATO operasyonlarının öncesinde 'insani müdahale' fikrine kamuoyunu hazırlama yöntemini çağrıştırıyor. Yani yöntem ve içerik bakımından tam bir 'Küçük Amerika' operasyonuyla karşı karşıyayız. Saddam'ın Ortadoğu ve dünya halkları açısından bertaraf edilmesi gereken 'bugünün Hitler'i' olduğu, elinde mutlaka denetlenmesi gereken nükleer silahlar bulunduğu propagandasını haftalarca işledikten sonra başlatılan kanlı NATO operasyonu, ardından da Bağdat'a boşaltılan bombalar ve atılan füzeler eşliğinde CNN'in marifetiyle nasıl tüm dünyaya dakika dakika 'dünyamızın bugünün Hitler'inden kurtarılma operasyonu' olarak sunulduysa şimdi Türkiye'de de aynı şey yaşanıyor.

Medya 1 ila 3 km uzağında tutulduğu cezaevlerinde başlatılan operasyonu çok kendinden emin bir şekilde ve büyük bir gönüllülükle 'şefkat operasyonu', 'hayata dönüş operasyonu' şablonuna uygun olarak sunuyor. Civaoğlu'nun, 'kadroları ve planları önceden oluşturulmuş' diyerek alkışladığı bu operasyonda, Saddam'ın bir tehdit olarak Körfez'e akıttığı petrolün öldürdüğü iddia edilen karabatağın görüntüsünün tüm dünyaya izlettirilmesi gibi, tutuklulara Bayrampaşa'dan 'kendinizi yakın talimatı verilen' bir kasedin ekranlara sürülmesine kadar her şey var. Burada önemli olan bu kasetin montaj olup olmadığından çok, bunun neye hizmet etmesi için ekranlara sürüldüğüdür. Bunu da çok geçmeden öğreniyoruz. 30'u aşkın tutuklunun ölüm haberinin geldiği cezaevlerinden, ölüm orucundaki örgütlerin temsilcileri hakkındaki 'planlı infaz' haberlerinin gelmesi gecikmiyor.

Bu kanlı işbirliğinde gözden kaçırılmaması gereken, ayrıntı denilerek üzerinden atlanılamayacak başka gelişmelere de özellikle dikkati çekmek gerekiyor.

Milliyet Gazetesi Yazarı ve Ankara Temsilcisi Fikret Bila, CNN Türk'te Mehmet Ali Birand'ın sorularını yanıtlarken operasyonun aslında cuma günü için planlandığını açıkladı. Peki gazetecinin görevinin halka, kamuoyuna doğru bilgiyi zamanında ulaştırmak olduğu mesleki ilkesinden hareket edilirse, Bila'nın bu kanlı operasyonun bilgisini kendisine saklaması nasıl açıklanabilir' Bila bunu kendisi açıklamalıdır. Böylesi bir bilgiyi halktan, kamuoyundan saklamak devletin istihbarat örgütlerinin memurlarının gösterebileceği bir tutum olabilir ancak. Bir gazeteci böyle bir bilgiyi saklayıp, ancak operasyonun ardından açıklıyorsa, o zaman o da bu operasyonun bir unsuru olmuş demektir. Basına F tipi haberleri konusunda getirilen sansürün zamanlaması ile görüşmelerin kesilmesi, arabulucu milletvekillerinin 'Tutuklular görüşmek istiyor' başvurusunun Adalet Bakanı Türk tarafından geri çevrilmesi ile Bila'nın operasyon için verdiği tarih çakışmaktadır.

Burada sansür bizler ve medyada bu konuya 'Ölümler olmasın, kimse izole edilmiş hücrelere konulmasın' duygu ve düşüncesiyle yaklaşan, bu fikri gündemde tutmaya çalışan az sayıdaki gazeteci içindir. F tipini lüks bir otel odasına benzeten, haber ve yazılarıyla F tipinin 'ideolojik müteahhitliğini' yapan Fikret Bila, Tuncay Özkan, Güneri Civaoğlu gibi gazeteciler tam anlamıyla bir katliam olarak yaşanan bu operasyonun birer unsurudur ve bu etkisi bakımından değerlendirildiğinde eline gaz bombası ve operasyon silahı alıp cezaevine dalmaktan daha masum bir şey değildir. Körfez katliamında, 'Ortadoğu ve Irak halkını Saddam teröründen kurtarmayı amaçlayan bir insani müdahale yapıldığı' yalanını gerçeğin yerine geçirmeye çalışarak Pentagon'un ideolojik memurluğunu yapan CNN tipi alçaklığın gazeteciliğinin; 'Küçük Amerika'nın', 'küçük CNN'cileri'ndeki yansıması da bu şekilde oluyor: 'Hayata dönüş operasyonu' söylemi ve o eksende bina edilmiş bir gazetecilik.

Ve Bayrampaşa Cezaevi'nden hastaneye götürülürken, '6 bayan tutukluyu diri diri yaktılar' diye bağıran kadın tutuklunun söylediklerinin bu 'küçük CNN'ciler' için zerre kadar bir haber değeri ifade etmiyor. Gazeteciliğin o çokça sözü edilen 'evrensel ilkeleri' zerre kadar dikkate alınsaydı, o zaman bu tutuklunun açıklamasından sonra Bayrampaşa ile ilgili verilen haberlerde hâlâ ısrarla '12 tutuklu kendini yakarak öldü, bu rakamın 14 olabileceği de söyleniyor' denilmemesi, bizim gazetede olduğu gibi 'Bayrampaşa'da bombalarla yandılar' bilgisinin izleyiciye, okura ulaştırılması gerekirdi.

Sonuçta bir katliamla karşı karşıyayız ve yalan haberleri, yazdıkları ve özellikle yazmadıklarıyla tüm 'küçük CNN'ciler', bu kanlı katliamda suç ortağıdır. Katliama yardım ve yataklık etmişlerdir.