2025 yılı geride kalırken...
Zorlu bir mücadele yılına hazırlanalım!
Geride bırakmakta olduğumuz 2025 yılı, toplumsal ve siyasal yaşamın seyrinde belirleyici etkiler yaratan ve birbiri ile bağlantılı olarak ilerleyen gelişmelere sahne oldu.
Ekonomik-mali krizin katlanarak artan faturası ve bunun toplum yaşamında yarattığı ağır yıkım, buna paralel olarak tırmandırılan faşist baskı ve zorbalık; bu iki olgunun dolaysız etkisiyle toplumsal desteğini büyük oranda kaybetmiş bulunan faşist tek adam yönetiminin, kendi bekasını esas alarak Kürt sorunu üzerinden gündeme getirdiği “süreç” ve bağlı gelişmeler bütün bir yıla rengini verdi.
Kriz derinleşti, fatura kabardı
Türkiye kapitalizmini belirleyen ve son yıllarda ağırlaşarak varlığını sürdüren ekonomik-mali kriz, 2025 yılında da toplum yaşamını derinden etkiledi. “Enflasyonu düşürme” söylemi üzerinden “ücretleri baskılama” politikasını esas alan kapitalistler ve saray rejimi, sömürüyü katmerleştirdi, yoksulluğu toplumsallaştırdı.
Açlık ve yoksulluk ücretlerinin alt sınırı yıl boyunca sistematik olarak yükselirken, milyonlarca emekçi açlık sınırının altına sabitlenen asgari ücretle yaşam savaşı verdi. Temel ihtiyaçlara yapılan zamlar, yeni boyutlar kazanan vergi soygunu ve artan hayat pahalılığı emekçilerin alım gücünü alabildiğine daraltırken, kâr oranlarını koruma ve büyüme hedeflerini esas alan kapitalistler zenginliklerine zenginlik kattı. Bu denklem içerisinde servet-sefalet uçurumu görülmemiş oranda derinleşti. Asgari ücretin ortalama ücret haline getirilmesi ise ülkeyi kapitalistler için ucuzun da ucuzu işgücü cennetine çevirdi. Bu koşullar altında, 2025 yılında esnek ve güvencesiz çalışma alabildiğine yaygınlaştı, işsizlik sorunu yeni boyutlar kazandı.
Özetlemek gerekirse, 2025 yılı sermaye düzeninin işçi sınıfı ve emekçilere iktisadi-mali krizin kabaran faturasını döne döne dayattığı bir yıl oldu. Buna karşı sınıf ve emekçiler içerisinde hoşnutsuzluk büyüse de, yer yer mevzi direnişler ve lokal eylemler gündeme gelse de kapsamlı ve çok yönlü saldırıları geri püskürtebilecek bir çıkış ortaya konamadı.
Faşist baskı ve zorbalık zıvanadan çıktı
Uzunca bir süredir toplumsal desteğini korumakta zorlanan, deyim yerindeyse ayağının altındaki toprağın kaydığının farkında olan gerici-faşist iktidar, kurduğu harami düzenini ayakta tutabilmek için çıplak baskı ve zorbalığı sistematik olarak tırmandırıyor. Bu politikayı hem kendi “bekasını” güvence altına almak hem de krizin kabaran faturasını döne döne emekçilere ödetmek bakışıyla hayata geçiriyor. Toplumsal meşruiyetini büyük oranda yitiren AKP-MHP iktidarı, faşist baskı ve saldırılarında vites yükseltirken, içeride sermaye çevrelerinin, dışarıda ise emperyalist merkezlerinin açık desteğine yaslanıyor. Elinde tuttuğu devlet gücünü ise sonuna kadar kullanıyor.
Geride kalan 2025 yılı bu yönüyle gerici-faşist iktidarın yeni ve kapsamlı saldırılarına sahne oldu. Devrimci-ilerici güçleri hedef alan gözaltı ve tutuklamalara, Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etmeye dönük saldırılara, eylem-etkinlik yasaklarına CHP şahsında düzen muhalefetini hedef alan kapsamlı operasyonlar eşlik etti. 2024 yerel seçimlerinde hezimet yaşayan AKP-MHP iktidar bloğu, seçimlerden birinci parti olarak çıkan CHP’yi hedef tahtasına koydu. Seçimlerin hemen ardından devreye soktuğu “yumuşama-normalleşme” aldatmacası, yerini kısa bir süre sonra belediye operasyonlarına, gözaltı ve tutuklama furyasına bıraktı. Saldırganlığın doruk noktası ise İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması oldu.
“Bin bir yol ve aldatmaca ile elde edebildiği oy desteği dinci-faşist iktidarın bugüne kadarki en büyük meşruiyet kaynağı idi. Gelinen yerde onu dönülmez biçimde yitirmiş durumdadır. Temel politikalarda kendisiyle esaslı bir sorunu olmayan ve kendisine esaslı herhangi bir güçlük de çıkarmayan düzen muhalefetine karşı sürmekte olan hoyratlığının nedeni de budur. Parlamentoyu çoktan işlevsizleştirmiş olan iktidar şimdi de genel oyu, dolayısıyla seçimleri anlamsızlaştırmanın, seçme-seçilme hakkını fiilen boşa çıkarmanın yollarını aramaktadır. Kayyım düzeniyle uzun yıllardır Kürdistan’da bunu zaten yapıyordu. Şimdiyse aynı durumu Türkiye için genelleştirme arayışı ve çabası içindedir.” (Siyasal durum ve parti çizgisi, EKİM, Sayı: 338, Eylül 2025)
İmamoğlu’nun gözaltına alınıp tutuklanması, gerici-faşist iktidarın hoyratlığına karşı biriken öfkenin tetiklenmesine ve bir halk direnişi olarak açığa çıkmasına yol açtı. 2025 yılının toplumsal mücadele açısından en kritik gelişmesi, bu bağlamda Mart direnişi ve gençliğin patlak veren isyanı olmuştur. CHP’ye ve onun pasif-edilgen konumuna rağmen gelişen direniş, ekonomik-mali krizin ağır yıkımına ve iktidarın tırmandırdığı faşist baskı ve zorbalığa karşı emekçi kitlelerde biriken öfkeyi gözler önüne serdi. Sokak eylemleri biçiminde günlerce süren direniş ve gençlik mücadelesi, rejimin kapsamlı saldırganlığını tümüyle geri püskürtemese de iktidara politik ve moral açıdan önemli bir darbe vurdu. Rejim, geçici bir süreliğine de olsa, saldırganlığını belli oranda sınırlamak zorunda kaldı.
Ne pahasına olursa olsun iktidar gücünü elinde tutmaya odaklanmış bulunan rejim, Mart direnişi ve gençlik isyanının geri çekilmesi ve halk hareketinin üzerinde yarattığı basıncın hafiflemesiyle birlikte düzen muhalefetine dönük saldırılarını kontrollü bir şekilde sürdürdü. Özetlemek gerekirse; gerici-faşist iktidarın gerek işçi sınıfını, emekçileri, ilerici-devrimci güçleri ve Kürt halkını hedef alan saldırıları, gerekse düzen muhalefetine dönük operasyonları farklı düzeylerde ve kapsamda yıl boyunca devam etti/ediyor.
Kırılmalara gebe, belirsizlikle örülü “yeni süreç”
Siyasal yaşamda, 2025 yılı boyunca öne çıkan bir diğer gündem ise, rejimin Kürt sorunu üzerinden 2024 yılının son aylarında gündeme getirdiği “yeni süreç” oldu. İktidar cephesinin “Terörsüz Türkiye” olarak kodladığı ve hedefinde silahlı Kürt direnişini tasfiye etmek olan “süreç”, 2025 yılının ilk aylarında başlayan İmralı trafiği ve Meclis’te kurulan komisyon üzerinden ilerletildi.
“Sürecin” bir yıllık çıktısı ise Kürt hareketinin sömürgeci sermaye devletine büyük tavizler vermesi; PKK’yi tasfiye etmek, silah bırakmak ve güçlerini geri çekmek gibi kritik manada geri adımlar atması oldu. Bu açıdan denebilir ki, silahlı Kürt direnişi 2025 yılında yeni ve kapsamlı bir tasfiye sürecine girdi. Buna karşın, iktidar cephesinden “komisyon kurmak” ve hamasi söylemleri tekrarlamak dışında somut ve elle tutulur herhangi bir adım atılmadı. Dahası, Kürt hareketiyle yapılan resmi ya da örtülü görüşmelerde nelerin masada olduğuna dair hemen hiçbir şey kamuoyuyla paylaşılmadı. Halihazırda düzen cephesinde PKK’nin tasfiye edilmesinin ardından atılacak adımlara ilişkin “entegrasyon” tartışmaları ve bütünüyle Kürt hareketinin sistem tarafından nasıl absorbe edileceğine dair akıbeti belirsiz senaryolar gündemde tutuluyor.
“Süreç” pratiği bu düzlemde ilerlerken, yıl boyunca Kürt hareketi adına yapılan açıklamalarda, Türkiye’de hüküm süren rejim gerçekliğine tezat bir şekilde “demokratikleşme” ve “demokratik toplum” söylemi ön planda tutuldu. İliklerine kadar Kürt düşmanı olan, temel demokratik hak ve özgürlükleri ayaklar altına alan, “süreç” tartışmaları devam ederken bile Kürt halkının kazanımlarını tasfiye etmeye odaklanmış olan ırkçı-milliyetçi bir iktidarla nasıl bir “demokrasinin” ve “demokratik toplumun” inşa edileceği ise büyük oranda yanıtsız kaldı.
Öte yandan, Erdoğan yönetimi (iç politika alanında) başından beri “yeni süreci” kendi bekasını esas alan bir eksende değerlendirdi. Bu bağlamda “yeni süreci”, hem düzen siyaseti zemininde hem de toplumsal mücadele alanında muhalefet cephesini bölmek ve paralize etmek için etkili bir şekilde kullandı. Sokak hareketini zorbalıkla bastırmaya çalışan, ilerici-devrimci güçleri sistematik saldırıların hedefine koyan, düzen muhalefetini ezerek karşısında bir alternatifin belirmesinin önünü kesmeye çalışan rejim, “yeni süreci” Kürt hareketini oyalamak ve edilgen bir konumda tutmak için değerlendirdi.
Bir yılı aşkındır gündemde olan “yeni süreç”, tüm bu açılardan belirsizliklerle örülü ve her an kırılmalara gebe bir zemin üzerinde ilerliyor. Somut ve belirgin olan ise, Kürt hareketinin derin bir tasfiyeci savrulma içerisinde olduğu gerçeğidir.
İşçi sınıfını, emekçileri ve Kürt halkını zorlu bir mücadele yılı bekliyor
2025 yılında yaşanan gelişmelere bütünlüğü üzerinden bakıldığında, 2026’nın zorlu bir mücadele yılı olacağı açıkça görülecektir. Gerek kapitalist krizin büyüyen faturası, gerek artan faşist baskı ve zorbalık, gerekse Kürt hareketinin yaşadığı yeni tasfiyeci savrulmanın sol hareket ve toplumsal mücadele alanında yaratacağı etkiler, 2026 yılında devrimci mücadele alanında önemli sorumlulukların üst üste düşeceğini göstermektedir.
Bu sorumluluklar şu üç başlık üzerinden özetlenebilir: Krizin ağırlaşan faturasına karşı sınıf ve emekçi kitlelerin mücadeleye kazanılması. Buna paralel olarak ve bu çaba içerisinde gerici-faşist iktidarın baskı ve zorbalığına karşı direnişi ve mücadeleyi büyütmek. Siyasal yaşamda yeni kırılma ve ideolojik savrulmalara yol açabilecek tasfiyeci süreçleri devrimci konum ve iddia üzerinden göğüslemek. Tüm bunları elbette sermaye düzenine karşı verilen mücadelenin bütünlüğü üzerinden ele almak ve somutlamak ayrıca önem taşımaktadır.
|